Makaleler
Töre Cinayetleri
Ciltler dolusu araştırma isteyen böyle bir konuyu 10-15 sayfada, toparlamak ve genelde halkın yanlış algıladığı meseleleri anlaşılır bir şekilde özetlemek elbette kolay olmaz. Ve anlatılanların komplike olmaması için biz bu alandaki anahtar kavramları 5 grup halinde ansiklopedik olarak yazmaya çalışacağız. Şöyle ki:
1. Grup Kavramlar
1.1 DEVLET: Devlet Arapça bir kelime olup el değiştiren yetki ve yasama hakkı olan kurum demektir. İngilizcesi olan state kelimesi ise belli bir yere yerleşmiş düzenli halk demektir.
Bu devletin ve bu düzenin meşru olması için belli şartlar ve nitelikler gerekir. Yoksa herkes ben devletim, yaptım oldu, der; anarşi ve kargaşa doğar, o düzen ve toplum ve yerleşke de yok olur.
İslam hukukunda da, medeni çağdaş hukuklarda da devlet olmanın üç temel şartı vardır:
a) Belli bir toprağın tasarruf ve yetkisi, o devletin elinde olmalı.
b) Halkı, evet bütün halkı kurumsal belirli görevlere çağırabilme yetkisinin olması..
c) Para basmak ve dünyanın genel ekonomik düzenine aykırı olmayacak bir ekonomik güce sahip olmak.
Tarihselcilik ve Evrenselcilik üzerine Düşünceler
Epey zamandır gündemde olan veya zorla gündemde tutulan bir tartışma olması nedeniyle, insan ister istemez bu konudan pek uzak kalamıyor. Ben de tarihselcilerin ve karşıtlarının tezlerine göz atıp kendi oturtmaya çalıştığım Yeni Anlayış çerçevesinde görüşleri değerlendirmeye ve kendime tatminkâr bir cevap bulmaya çalışıyorum epey süredir…
Öncelikle şunu söylemek isterim ki; Kur’an metnini anlamak mevzusu üzerinden başlatılan bu tartışma konusunda net iki zıt kategori yok. Yani evrenselcilik ile tarihselcilik diyalektik çalışmıyorlar. Aksine, birbirlerinin içinde karşı taraftan öğeler ve yöntemler barındırıyorlar. Mevzunun aslında çok ciddi ve temelli olarak ele alınması gerekirken, bizim reyting-reklam-para üçgeninde işleyen medyamıza fazlaca düştüğünden, bireysel şovenizmin, idrak sıkıntılı vasatlığın da kurbanı olmuş gibi görünüyor konu. Bazı zatlar, sırf akıl yürütmeye gayret ettikleri için cahil sürülerin önüne atılmış, ölçüsüz linç ediliyor; kimileri ortamdan istifade kişisel hesaplarının, egolarının peşine düşmüş… Olan yine dine bir musibet gelmesi şeklinde cereyan ediyor maalesef ve pek çok insan için bir fitne (alıkoyucu) özelliği taşıyor bu tartışma ve maalesef taraflar da medyadaki tartışma ve üstün gelme şehvetiyle ifrata kaçmakta bir beis görmüyor, kendilerini rezil rüsva ediyorlar. İnsanlar da sonuç olarak, okun yaydan fırlaması gibi dinden kaçıyorlar veya ciddi mesafe alıyorlar…
Hâlbuki iki yaklaşımın da tanımı, söylemi ve problem alanı net olarak yapılabilse veya ifade edilebilse, sanki bir nebze çözüm adına daha dengeli bir yol alınabilir gibi görünüyor.
Ebced ve Cifir Hakkında
Değerli, araştırmacı Hikmet Zeyveli Hocamız, ilmi hayatı boyunca iltizam ettiği mezheb-i zahirinin mantığı ve meal-i zahirinin dar çerçevesi gereği, ruhani ve gaybi konularda fazlaca hassasiyet gösterir. O kadar fazla hassasiyet gösteriyor ki; ruhanilerin ve mucizelerin varlığını bile bazen inkâr eder.
Daha önce ihbar-ı bil-gaybın işari kısmının önemli bir anahtarı olan ebced ve cifri dışlıyordu. Fakat şimdi, ediplerin bu hesaplardan bilinçli olarak yaptıklarını kabul ediyor; Kur’andan işari numunelerini ise reddediyor. Sanki sonsuz ilim ve iradeye sahip olan ve Kur’anı kendi sonsuz ilminin bir kopyası yapan Cenab-ı Hakk, bu tarz işaretler içeren ayet, cümle ve kelimeleri tanzim etmekten aciz imiş gibi bir vehim veriyor.. Âlem-i gaybın dili olan ve birçok ihbar-ı bil-gayb içeren Kur’anda bu gibi özellikler asla yoktur, diye iddia ediyor. Hâlbuki böyle bir düşünce, tevhide aykırı olduğu gibi, vahyin mucizevî ve kapsamlı yapısını da bilmemektir.
Dirilişin Delilleri (Makamat-ı Haşriye)
İşaratül-İ’caz ve onun mukaddimesi olan Muhakematta bildirildiği üzere Kur’an’ın dört ana maksadı vardır: Tevhid, Haşir, Nübüvvet ve Adalet. Bu dört maksadın her birisi bir surede başa gelir, diğer üç maksat surenin konusu ile alakasına göre bu birinci maksadın ardından sıralanırlar.
İşte bu temel kaideye göre konumuz olan Rum suresine baktığımızda Haşir birinci maksat olmuştur. Tevhid ikinci maksat, Adalet üçüncü maksat ve Nübüvvet dördüncü maksat olmuştur.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi haşir hakkında 9. Şua’ı yazmak istemiş. Ve bu Rum suresinin 17–25. ayetlerini tefsir etmeyi niyet etmiştir. Fakat bu 9 ayet ile ilgili tefsirde sadece bir mukaddimeyi, 9. Şua’nın mukaddimesini yazmıştır.
Bu kardeşiniz 96’da bu Rum suresini tefsir ederken bir derece bu dokuz ayetin nüktelerine yönelmiştim. Fakat o zaman kuvvetim yetmedi; bu dokuz ayetin haşir hakkındaki delil ve burhanlarını açamamıştım. Ve bu zaafımı, haşir ve diriliş ile ilgili bu surenin diğer ayetleriyle kapatmaya çalışmıştım. Şimdi bu Kurban bayramında bu 9 ayeti beş yönden tefsir etmeye çalışacağız. Haşir ile ilgili bazı burhan ve hüccetlerini deşmeye uğraşacağız.
Dünyayı Kilitleyen 5 Konu
[Âdem ve Evrim, Tanrı Bilgisi ve Üçleme, Dinlerin Aşkınlığı ve Eşitliği, Tevrat ve İncil’in Bozulmamış Oluşu, Dinî Kıssaların Evrensel Oluşu]
Bu beş meselenin bilinmeyişi veya yanlış anlaşılması insanları bölüyor, onları birbirine
düşman yapıyor. Mesela evrim bugün için fennen sabit olan ilmî bir gerçekliktir. Binlerce jeolojik ve paleontolojik delile ilaveten bugün beyin katmanlarında ve DNA’da evrim süreci gözlemlenebiliyor. Bu demektir ki Âdem bahsi ve kıssası, tarihin başında olmuş bitmiş bir mesele değildir. Demek Âdem bütün insanlığın kollektif kişiliğinin ifadesi olarak arketip bir kavramdır. Erkeği ve kadını ile yaşlısı ve çocuğuyla insanlığın tamamını bütün özellikleriyle anlatan bir ifade biçimidir. Bu takdirde Âdem kıssasının her bir cümlesi, sosyolojik ve antropolojik bir yasanın ifadesi olur. Dinin ilmî bir mucizesi olur. Yoksa tarih olarak aslı olmayan bir hurafe diye inanan ehl-i ilmi rahatsız eder. İnanmayan ehl-i ilim de ehl-i fetret olur.
Psikolojik Açıdan Ene Bahsinin Anahtar Kavramları
Daha önce Süleyman Hayri Bolay’ın “Bediüzzaman’ın Felsefeye Bakış Açısına Eleştiriler” adlı tebliğine verdiğim cevapta bu 30. Söz’ün Birinci Maksadını uzunca açıklamıştım. Fakat o çalışma cevap niteliğinde kaldığından ene ve benliğe ait olan bu maksat, temel kavramlar olarak bir derece kapalı kalmıştı. Şimdi inşaallah bu birinci maksadı bu boyutuyla ele alacağız. Ve çok önemli olan bu ene (benlik) bahsini daha çok Psikoloji bilimi açısından irdelemeye çalışacağız. Çünkü bu maksadın yazılışının birinci amacı, Müslümanlar için sağlam bir Psikoloji epistemolojisini oluşturmaktır. İşte bu 30. Söz’ü anlatan ilk cümlede beş anahtar kelime var; şöyle ki:
“Tılsım-ı kâinatı keşfeden Kur’an-ı Hakîmin mühim bir tılsımını halleden…”
Evet, eski insanlar kâinatı ve varlığı bir büyü yani tılsım olarak biliyorlardı. Büyü ve tılsımın ise iki temel özelliği var:
Bilinmezlik ve korku vermek.. Bu iki nokta ise insan benliğini ve psikolojisini öldüren ve zehirleyen iki ejderhadır. Buna karşı, Kur’an ise kâinatı ve varlığı keşfediyor; açıyor. Yani son derece bilinçli yasa ve kurallar çerçevesinde çalıştığını anlatıyor. Ve bu açılımını iki şeyle gerçekleştiriyor: a) Okuma- yazma (kıraat) ile.. b) Hikmet, bilim ve anlayış ile.. (Bir daha bu canlı cümlenin kelimelerine bakın..)
Varlık ve Allah'a Dair
Nasıl ki, bütün gelişmişliğine rağmen yapay ürünler, doğal olanlarının yerini tutamıyor; çünkü yapay şeyler sınırlı ve belli bir zihin ve sürecin ürünüdürler. Doğal olanlar ise, milyarlarca yılı aşan ve kâinat kadar bilinç içeren bir sürecin meyvesidirler. Aynen bunun gibi, vahiy dediğimiz kâinatın logosu ve mantığı da, bütün geçmiş ve geleceğin, fizik ve metafiziğin dili ve ifadesidir. Buna mukabil günlük çarşı dilimiz ise, en fazla yüz yıllık bir birikime ve derinliğe sahiptir. Ana konumuza geçmeden önce, bir-iki örnek verirsek bu çetrefilli ve derin yapıyı biraz aydınlatmış oluruz. İşte:
Âdem (insanoğlu) daha soyut kavramları bilmeden, çıplaklığın utanç verici olduğunu bilmiyordu. Sonra üst kortex ve süper ego sayesinde soyut değerleri öğrenince o çıplak kişiliğini meşeliğin içinde (bir orman gibi olan bilinçaltında) gizlemeye çalıştı. (Tekvin, 2–5)