Makaleler

Sanat ve Kültür

Bu başlık, insanlık ile ilgili konular içinde hakkında en fazla makale ve kitap yazılanların başında gelir, diyebiliriz. Biz birbiriyle ilişkili olan bu iki kavramı altı açıdan ele alacağız. Konu çok derin inceleme ve araştırma istediği için bu çalışmamız belki akademik bir makale olmayabilir. Fakat bu hayatî hakikati notlar bazında dahi olsa altı açıdan işleyeceğiz. İnşaallah bu notlar başta siyasiler olmak üzere insan ile ilgilenen çevreler için birer hakikat çekirdeği olur. 

1) Etimolojik ve Sözlük Açıdan Sanat ve Kültür 

Sanat, Arapça bir kelimedir; üstün ilgi ve itina ile yapılan ürün ve eylem demektir. Büyük dilbilimci Ragıb El-İsfehanî’nin de Ahlak Risalesinde az ve yetersiz de olsa farklarına değindiği gibi; Arapçada iş ve aktiflik kavramı için üç temel kelime var: Fiil, amel ve sanat.. Fiil mutlak manada iş ve aktiflik demektir; ürünün olup olmamasına bakılmaz. Amel kelimesinde ise, mutlaka bir ürün ve mamul olmalı. Eğer ürün ve mamul yoksa ona amel denilmez. O sadece bir fiildir. Sanat ise, iş + mamul + özene bezene ve itina ile yapmak demektir. Eğer itina ile özenerek yapılmış bir şey değilse o sadece mamuldür; ona sanat denilmez. 

Bu itina ve özen ile yapılış içindir ki; sanat kelimesi sözlük olarak taklidi kolay olmayan hüner ve beceri manasına geliyor. Nitekim Kamus-i Türkî sanat kelimesini hüner ve beceri diye çevirmiş. 

Modern Arapçada sanat kelimesi yerine fen kelimesi kullanılır. Çünkü hem Osmanlıcada hem modern çağdan önceki Arapçada fen; edebiyat, felsefe ve doğa ilimleri için kullanılıyordu. Bugün bile bu ilim dallarını işleyen fakültelere Fen Fakültesi deniliyor. Fen kelimesi etimolojik olarak çeşitlilik manasına geliyor. Çünkü gerek yüksek itina isteyen sanayi dalları ve gerek çok yüksek itina ve ilgi isteyen bilim dalları çok çeşitlidirler ve çokça detay içeriyorlar. 

Varlık ve Hayat Hakikattir

Aslında böyle bir başlık ve böyle bir cümleye ihtiyaç olmamalı. Çünkü insanlık düşünce tarihi içindeki büyük ve bilge düşünürlerin büyük çoğunluğu, Varlık ve varoluş saf iyiliktir, mealindeki cümleyi kendileri için temel bir ilke olarak kabul etmişlerdir. Fakat hayatın içinde göreceli de olsa var olan kötülük, antik tarihten beri bazı düşünürleri yormuştur. Bunlar çağına göre de değişik isimler almışlardır: Sofestaîler, abesiyyun, absürtçüler ve nihilistler gibi.. 

Bu eski sorun ile beraber çağımızda materyalist düşünce tarzı ve argümanları egemen olduğundan ve 80’li yıllardan sonra iletişim ağının israfı yüzünden bilgi kirliliği had safhaya ulaş-tığından, nerede ise insanların çoğu artık hayatı anlamsız ve acı olarak hissediyor. Tarih boyunca realitenin, anlamın, iyilik ve güzelliğin iki önemli şahidi olan din ve sanat, artık fonksiyonlarını icra edemiyor. 

Dinler, fen ilimlerinin etkin olduğu son 300 yıldır, bilim ve hakikat algısı alanındaki etkinliğini kaybetmiştir. Çünkü dinin temel kutsal kitapları, hermenötik (yorum isteyen) literatür olduğundan ve başta Kilise olmak üzere dinî kurumlar, yoruma karşı geldiğinden dinî metinler birçok konuda bilimsel verilerle çatışıyor durumdadır. Dolayısıyla hakikat algısı alanındaki egemenliğini kaybediyorlar. 

Ruh Gerçeğini Çerçeveleyen Birkaç Şifre

Asıl varlık soyuttur. Soyut varlığın özü bilgidir, bilinçtir. Buna eski tabir ile ilim denilir. Büyük varlık bilgini İbn Arabî İlim Allah’ın en büyük ismidir, diyor. İlim ve bilinçten oluşan benlik ve kişilik, kudretin yansıması olan somut datalar arasında oluşan network ile kendini somutlaştırır. Bu somut görüntü eğer Allah’ın ise ona ehadiyet tecellisi başka bir tabir ile monad denilir. Eğer ruhun somutlaşması ise, ona benlik ve nefis (kendilik) denilir. Yani ilim ve kudret bir araya gelince kâinat networku içinde irade ile gelişen güzel bir çiçek olur. 

İnsanın vücut ve beynindeki bilgi işlem hacmi diğer bütün canlıların toplamından daha fazla olduğu halde; sayı olarak birçok türden daha az gene sahibiz. Eskiden sanıldığı gibi birkaç milyon gene sahip değiliz. Sadece 22 bin genimiz var. Fakat bu genlerin dizaynı ve vücuttaki açılımlarının bilgi işlem hacmi nerede ise bütün kâinatın atomları kadardır. Demek ruh bir birlik düzenidir. Bilinçli bir yasadır. Kuantum Fiziği, parçacık datalarından daha çok onların kendi aralarındaki iletişim ve bilinci bize gösteriyor. Evet, birçok data soyut bir yasa olan ruh ile organize olunca ruh görünmüş olur; yani somut ışınsal bir boyut kazanır. 

Bilgisayar teknolojisinin geometrik olarak gün geçtikçe gelişmesi, varlıktaki özellikle beyindeki üç boyutlu sibernetik sistemin basit bir kopyası olmasından dolayıdır. İnsanoğlu üç veya daha fazla boyutta yazılım yazamadığı müddetçe bir canlıyı yaratamayacak. Yaratsa da geçmiş ve geleceğiyle onu evren içinde yaşatamayacaktır. Yaşatsa zaten sonsuz ilim ve bilinç okyanusundan bir ruhu çağırmış olur. 

Salat (Namaz) Kavramı

Etimolojik olarak salât kavramı 

Ragib El-İsfehanî meşhur Müfredat kitabında salât kelimesinin aslı, ateşte yanma, ateş ile kızartma ve ateş ile ısınma manasından geliyor diyorsa da; Fuad Abdülbaki Mu’cemül-Müfehres’te ve İbn Manzur Lisanül Arab’da; ateşte yanma, kızartma ve ısınma manası, SLY kökünden gelir; salât ise SLW kökündendir; birincisi y iledir; ikincisi waw iledir, diye tesbit etmişler.. 

Lisanül-Arab SLW (wawlı şekliyle) sala(t) kelimesinin kök manası insan omurgası, at sırtının kuyruk kısmı veya kalça kısmı demektir diye veriyor. Yolda dizilen atların birincisine mücelli (önden görünen) ikincisine (başı öndekinin arkasına geldiği için) musalli denilir, diyor. 

Lisanül-Arab, SLY kökünün bir manası da gerekliliktir diye söylüyor. Ve eğer namaz mana-sındaki salât kelimesi SLY’den ise; ilişkinin sebebi suçluların cehenneme girmesinin gerektiğinden ve namazın (salâtın) gerekli (farz) oluşundandır, diye izahat veriyor.

 

Lisanül-Arab terim ve kavram olarak salâtın şu gelen manalarda kullanıldığını tesbit ediyor: a) Rükû’ ve secde yapmak b) Allah’ın salât etmesi, onun rahmet etmesi demektir. c) Meleklerin salât etmesi, rahmet ve başarı için dua etmeleri manasına gelir. d) Peygamberin ümmetine salât etmesi, onlar için dua ve istiğfar etmesi demektir. e) Normal insanların birbirine salât etmesi, dua etmek ve güzel bir karşılıkta bulunmak demektir, diye beş farklı mana tesbit etmiştir. 

Bütün bu etimolojik ve terim manalarının yanında başka bir ihtimal daha var. O da şudur: Bu salât kelimesi bildiğimiz ibadet ve ritüel manasıyla Arapça olmayıp İbraniceden Araplara geçmiş olmasıdır. İbranicesi salutadır. Bildiğimiz ritüel ve bu ritüelin icra edildiği havra demektir. 

Lokman Suresi

[Mekke’de (dinî düzenin olmadığı zaman) nazil olmuştur. 34 ayettir.]


Sadece Tıp Açısından Tefsiri
(Psikiyatrist Dr. Zekeriya, Dr. Ali, Dr. Kâzım için…)


(Ayet 1) “Elif, Lam, Mim”


Muteber kadim tefsirlerde ve Kur’an’ın Evrenselliği adlı tefsirimde bu kutsal, kesik harfler için dil, belağat ve gaybî sırlar yönünden onlarca mana yazılmıştır. Biz işi onlara havale edip sadece 3–4 özelliğine işaret edeceğiz:


a) Soyut değerlerin ifadesidir.
b) Kültür ve eğitim araçlarıdırlar.
c) İnanç ve kutsal kavramların adıdırlar.

 

Ayrıca Elif Allah, sonsuzluk, başlangıç, varlığın kendisi gibi gerçeklerin sembolüdür. Lam gaye, içinlik, fayda ve hikmetin baş aktörüdür. Lehu ve Lillah gibi ifadelerin, manen öznel harfidir. Mim somut, maddi ve önemli varlık kategorilerinin şifresidir. Sayısal ve şifresel değerleri kısa olarak 71’dir. Açılım olarak 282 eder. İslam ümmetinin maneviyat ehli olan Âl-i Beytçe bu harflerin bu tarihe kadar bilindiğine işarettir. Ve ayrıca elif, ilim ve bilinci; mim, kudret ve maddeyi; lam, ortada ve hedefte irade ve gelişmeyi gösterir.

Huri, Sanat ve Saptırmalar

Son iki yüz yıldır veba gibi insanın bütün maneviyatını hatta varlığının tamamını çökerten materyalizmin etkisinden dolayı bağımsız düşünmekte zorlanan ve rumuz ile ismini yazan bir zat, Kur’anın üslubu ile özellikle de cennet ve hurilerle ilgili ayetlerini eleştiriyor; üstelik kendisini sanki inanıyormuş gibi gösteriyor; sözde Kur’anı savunuyor ve bu ayetlerin sonradan ona ilave edildiğini iddia ediyor..
 

Biz burada, bu gibi açık ve dürüst olmayan ve kendi kendisiyle çelişkili kişilere cevap olarak değil de; varlık, varoluş ve Kur’an hakkında yeterli bilgiye sahip olamayan samimi insanlara doğru bir zemin oluşturmak adına beş ontolojik bilgiyi anlattıktan sonra konu ile ilgili olan Kur’andaki beş yerin açıklamasını vereceğiz.

Dünyayı Kilitleyen 5 Konu

[Âdem ve Evrim, Tanrı Bilgisi ve Üçleme, Dinlerin Aşkınlığı ve Eşitliği, Tevrat ve İncil’in Bozulmamış Oluşu, Dinî Kıssaların Evrensel Oluşu]
 

Bu beş meselenin bilinmeyişi veya yanlış anlaşılması insanları bölüyor, onları birbirine
düşman yapıyor. Mesela evrim bugün için fennen sabit olan ilmî bir gerçekliktir. Binlerce jeolojik ve paleontolojik delile ilaveten bugün beyin katmanlarında ve DNA’da evrim süreci gözlemlenebiliyor. Bu demektir ki Âdem bahsi ve kıssası, tarihin başında olmuş bitmiş bir mesele değildir. Demek Âdem bütün insanlığın kollektif kişiliğinin ifadesi olarak arketip bir kavramdır. Erkeği ve kadını ile yaşlısı ve çocuğuyla insanlığın tamamını bütün özellikleriyle anlatan bir ifade biçimidir. Bu takdirde Âdem kıssasının her bir cümlesi, sosyolojik ve antropolojik bir yasanın ifadesi olur. Dinin ilmî bir mucizesi olur. Yoksa tarih olarak aslı olmayan bir hurafe diye inanan ehl-i ilmi rahatsız eder. İnanmayan ehl-i ilim de ehl-i fetret olur.

bahaeddin sağlam

Konuşma daveti ve medya başvuruları için, lütfen iletişime geçiniz:

+90 533 163 09 12

İstanbul | Türkiye

© 2020 - Tüm hakları saklıdır.

  • Bahaeddin Saglam YouTube
  • Bahaeddin Saglam SoundCloud
  • Bahaeddin Saglam LinkedIn
  • Bahaeddin Saglam Twitter
  • Bahaeddin Saglam Facebook
  • Siyah YouTube Simgesi
  • Siyah SoundCloud'a Simge
  • Siyah LinkedIn Simge
  • Black Twitter Icon
  • Black Facebook Icon