Makaleler

Kutsal Dini Kıssalarda Değerli Bilim Adamı Celal Şengör'ün Bilmediği Önemli Noktalar

Celal Hocam, bu kıssaların anlattıklarını Tarihte görmeyince  herhalde masaldırlar, diyor.

Evet Tarih olmadıkları gibi asla masal da değiller. Belki Antropolojik, Sosyolojik ve Ontolojik yasalardır.

Demek Celal Hocam, Kiliseye ve Diyanete karşı bir açıdan haklıdır. Ve Mahkemeye verilmesi tamamen yanlıştır.

Çünkü Kilise ve Diyanet, ilmin bu kadar geliştiği bu çağımızda dahi hala o kıssaları tarih diye dayatıyor.


Evet dini bilgiler tarih değiller. Peygamberlerin somut bireysel bazda gözlemlediği yasalardır.

M. İkbal, Carl Jung ve Bediüzzaman bunların evrensel yasalar 

başka bir deyim ile arketip ve şahs-ı manevi olduğunu ifade ettiler.

Bediüzzaman 20. Söz'de bunu şöyle formüle etti: Bu Kıssalar ve her bir cümleleri:

Birer kanun-u külli-i meşhutturlar. (Evrensel ve heryerde gözle görülen yasalardır.)


Mesela Ademin bütün insanlık dillerini ve ilimlerini bilmesi, insanı hayvandan ayıran 

onun üstünlüğünün ve sorumluluğunun mucizesi olan sonsuz güzellikte  

ve dünya çapında gözlemlenen  bir gerçekliktir.

Mesela Nuh'un 950 sene yaşaması İnsanlık Tarihinde dinlerin egemen olduğu ilk çağın bir ifadesidir.

Ve mesela: Tufan Buzul Çağında gerçekleştiği tarihen sabit olan  binlerce  tayfunun ifadesidir.


Mesela İbrahim'in Putperestliği kırması, insanlık Tarihinin Mitolojiden kurtulup diyalektik düşünce

safhasına yani  Birlik ve Tevhide geçiş ifadesidir. Zül-karneyn ise, bütün tarihteki bütün vahşi, bozguncu ve yağmacı saldırılara (Yecüc- Mecüce) karşı koyan bütün siyasi ve dini liderlerin ortak ismidir. Mesela: Hızır Ekoloj sembolüdür.


Mesela: Musa hukuk, şeriat ve millet fikri ile gelen bütün peygamber ve  liderlerin ortak kişiliğinin ifadesidir.

Harun, Mistisizmin ve Ruhban kurumlarının adıdır..

Mesela Lokman Tıp Sektörünün ifadesidir. Lokman Suresinde Tıbbın iki temelini atıyor:

1) Şirk koşmamak yani Sonsuz bir yaradana inanmak yani kaygı çekmemek.

2) Şükretmek.  Şükrün bugünkü dilimizde karşılığı memnun olmak demektir.

Bu ise sağlığın temel yasalarından biridir.


 Celal Hoca Muhammed'den başka hiçbir tarihi peygamber yoktur, diyor.

 Büyük ilmi bir yanlışı ortaya atıyor. Ne de olsa mühendistir, herşeyi somut düşünüyor.


Evet İsa'yı Yahudi ve Roma belgelerinde görüyoruz. İnterneti tarasa bunu kendisi de görebilir.

Ve Babil Sürgününden sonra başta Ezra olmak üzere diğer Yahudi peygamberleri 

Yahudi tarihinde sabittirler. O zaman yazıya geçirilen Tevrat'la da sabittirler..


Bu kardeşiniz 25 yıldır. bu gibi konularda dört kitap ve kırk makale yazdı.

O kıssaların her bir cümlesinin nasıl birer ilmi yasa olduğunu hiç atlamadan gösterdi.

Burada  dört tanesini siz değerli dostlarımla paylaşıyorum. Tekrardan bıkmamanızı diliyorum.


Herkese binler selam ve hürmetler.


Okumak için tıklayınız:

1- İbrahim'in Hakikati - 2

2- Nuh'un 950 Sene Yaşamasının Manası

3- Tufanın Gerçeği

4- Âdem ve Havva Hakikati

Başta Açlık Olmak Üzere Bütün Sorunlar Din-Bilim Barışından Geçer

İnsanlık, yedi-sekiz bin senedir, varlığı ve hayatı anlamlandıran semavi dinler ile varoluşu ve hayatı kutsal görürse (ki bu kutsal görüş dinlerin birinci ilkesidir.) dolayısıyla çevreyi ve tabiatı kirletmezse ve bilimler kuralları ile

Yeryüzünü ekip biçerse hayatın iki önemli açığını kapatmış olur. Çevre kirlenmesi ve açlık...


Ve bu beraberliğin sonucu din-bilim barışırsa birçok ideolojik savaşlar da biter. Dinler arası barış için ise Kur'an yeterli malzemeyi içeriyor. Bu konuda bu ay yayınladığım Kur'an ve Ehl-i Kitap eserim bu barışı garantiliyor.


Bu üç adımla dünyaya genel barış (Osmanlıca deyimiyle sulh-u umumi) gelir, dünya anlam, tokluk ve esenlik olarak bir nevi cennet olur. Evet, İnsan geçmişini bilirse geleceğini daha iyi kurar; şöyle ki:


İnsanlık yaklaşık 9 milyon yıl önce hayvanlardan ayrıldı, Homosapiens, Neandertal, Homoerektus gibi yedi nesil (her nesil yaklaşık bir milyon sene) yaşadı. Yaklaşık 150-200 bin sene önce Homosapiens ki son insan neslidir, yaşıyor.


Bunlar da başta vahşi, çıplak, konuşma bilmez durumda idi. Sürü gibi yaşıyordu. Beyin Tamamdı, ama işletilmemişti. (Başta 28. Mektup, 6. Mesele olmak üzere bu konuda binlerce Antropolojik ilmi çalışma var.)

Marifet Hakkında Beş Not

Birincisi 


Semavî kitaplardan anlaşılan; madde de mana da, gayb de şehâdet de, Allah da Rahman da, İsa da Musa da, kanun da mucize de ve Ha-Mim ile işaret edilen 99 isim de ve Cevşen’de anlatılan 1001 isim ve şuunât da mutlak (sonsuz) bir Hakikatin farklı şüun ve tecellileridir. Dualiteyi ve diyalektiği yani Rahmaniyeti izah eden Rahman suresinde anlatıldığı gibi, bütün zıt varlık ve olaylar, O’nun şüun ve nitelikleridir. Bu noktadan bakılırsa insan için ölüm ve yokluk söz konusu olamaz. Varlıklar ve onların bilinçli dosyacıkları olan kişilikler sadece bir nitelikten diğer bir niteliğe geçiyorlar. Gerçekten Rahman suresi varlığı ve varlığın ikili yapısı olan dualiteyi çok güzel bir üslupla anlattığı gibi; bu ikili yapının bir neticesi olan ve göreceli olarak birbirinden farklı olan şüun ve nitelikleri de birlik ve tevhid çerçevesinde son derece sanatlı bir ifade ile sunmuştur. Evet, O her gün yeni bir şe’ndedir. 


Bu bakış açısı yani varlığı ve varoluşu bir görmek; nitelik ve nesneleri özellikle canlıları birbirinden kopuk, karışıklık içinde kıvranan ve en sonunda yokluğa mahkûm olarak görmemek, birlik kanununun, bilinçli yaradılışın ve tevhid inancının gereğidir. Çünkü en büyük dengesizlik sayılan şirkin varlıkta yeri yoktur. Şirk varsa sistem ve birlik asla var olamaz. Evet, müsbet ilimler bugün bize şu gerçeği gösteriyorlar: Bütün bu zıtları dengeleyen ve bu şüunata hayat ve can veren ve kâinatın ve hayatın işletim sırrını izah eden Sibernetik ilmine işaret eden Adl ismi ve niteliğidir ki; İmam-ı Azam’a göre en büyük ism-i azamdır. 


Evet, hiçbir şey tek başına O değildir. Fakat O her şeydir. Yani sonsuzdur. Ve her şeyin ruhu ve özü olan dengedir; El-Adldir. Hayat hakikati ile eşdeğerdir. Zaman ve mekândan münezzeh olduğu gibi kâinatın dışında olmaktan da münezzehtir. Ahmed-i Hani’nin tabiriyle O, sadece ene’l-hak değildir. Gerçek manada O, Vahid-i Mutlaktır.

Allah ve Kâinat Hakkında

Allah soyut ve somut varlığı itibariyle Sonsuzdur, her şeyden her şeye daha yakındır.

Eşya O'nun enerjisi, yazılımı  ve isteğiyle (kudret, ilim ve iradesiyle) birer dosyadırlar.

O ise Ana Dosyadır. Dolayısıyla herşeyden herşeye daha yakındır.

Ne kadar varlık dosyaları varsa O'nun bir ismidir. Yani belirtisidir. Öyle ise O'na yakın olmak ne demektir?

Halkın diliyle evliya denilen zatların ne özelliği var. Ve ne yaptılar da O'na yakın oldular?


İşte Cevabı: Varlık, öz itibarı ile ilimdir, yazılımdır. Somut İlahi boyut olan Evren de ağırlıklı olarak  enerji (kudret) olmakla beraber, onda aktif  olan ve yöneten ilim ve iradedir, yani yazılım ve evrim (gelişme meyli.) Bu ikisi ruhun da özüdürler.

Yani kainat ruhlu ve canlıdır. Her yerinde hayat vardır, her yazlım bir melektir yani manevi bir dosyadır. (29. Söz)


Evet kainat sonsuz bilgi işlem ve hafızaya sahip kuantum bilgisayarı gibi çalışıyor. Bu bilgisayarın başka bir ismi de Âlemdir, âlem ilim kökünden gelir, anlam ve gerçeklik gösteren sistem demektir.

İnsan da bu sonsuz bilgisayarın küçük çaplı ama yine  de sonsuza yakın bilgi işlem hacmine sahip bir dosyasıdır bir âlemdir.

Namazda okuduğumuz El-Alemin (âlemler) kelimesinin birinci manası, insanlar denilen bu küçük dosyalardır. (26. Mektup)


Bu özerk dosyaların yaratılış amacı,  Yaratılış  Sistemine, sosyal hayatta sonsuz manalar, teknik gelişmeler, aktiviteler, fenler ortaya koymak ve psikolojik hayatta sonsuz ilim, düşünce ve maneviyat katmaktır...

Allah yaratılışta istediği şeyi artırıyor. (Ayet meali) Ve en çok artırdığı da insan eliyledir.

Dünya kainat karşısında çok küçük de olsa, insanın bu yaptıklarıyla kainattan milyon kere milyon daha büyüktür. Çünkü asıl olan yazılım ve manadır. Materyalistlerin kulakları çınlasın.


Başa dönersek, peki Allah'a yakınlık ne demektir? İşte velayet ve Allah'a yakınlık şudur: Aciz, fakir, bir mikroba yenilen  fakat manen çok zengin olan ve  insan denilen bu  ölümlü dosyanın  sonsuz olan ve sonsuz  kudret, ilim ve iradeye sahip olan, ölüm ve yıkım onun için düşünülmeyen Allah'a (Ana Dosyaya) entegre olmasıdır.. İnsanın küçük benden vazgeçip, sonsuz iradeye sığınmasıdır;  adeta kainat kadar varlığa sahip olmasıdır. "Ben insanları ve cinleri sırf beni tanısınlar ve bana entegre olsunlar diye özerk yarattım." (Zariyat Suresi.)


Peki bu entegrasyon ve birlik nasıl sağlanır?

Evvela, varlığı iyi bilmek ve Allah'ı iyi tanımak ile. (iman, düşünce ve ilim ile).

Küçük beninden vazgeçip sonsuzluğa yelken açmak, varlığa katılıp ona uyum göstermek.

Yasal yaşamak ve bu yasal yaşamanın şahsi dünyada küçük numuneleri olan ahlakı da yaşamak. Ve bunlarda süreklilik kazanmak için zikir ve ibadet etmek.


Ayrıca: İnsan evrim sürecinin son meyvesi olduğu için beyin katmanlarında onlarca hayvani dürtüler var. Din bu dürtülere nefs-i emmare diyor.

Bu hayvani dürtüleri arındırıp soyut değerlere yükselmek, velayetin birinci adımıdır.  Bu adıma din arınma manasında tezkiye diyor.


Bu yakınlığı sağlamak üzere bir çok yol, tarikat, meslek ve meşreb ortaya çıkmıştır. Acaba hangisi en idealdir, diye sorarsanız; Kur'an beş ayette cevap veriyor. Allah'a yakın olan kişi, ne korkar ne de üzülür diyor. Eğer korkuyorsanız ve üzülüyorsanız bilin ki henüz yolcusunuz, hedefe varmış değilsiniz.

Veya yolunuz yanlıştır veya eksiktir. Evet varlığı ve işletim sistemini tanımak, korku ve üzüntüyü giderir. Çünkü varlık ve sonsuzluğu idrak etmek başlı başına bir cennettir, ve varlığın işletimi tamamen iyiye ve hayradır.


Kur'an, bu hedefe varmak için üç adım attırır. 1) Sonsuz bir Allah'a inanmak.. 2) Ebedi sonsuz bir hayata inanmak.. 3) Yararlı işler yapmak. (Topluma ve kainata entegre olmak.) Bu konuda bütün dinler eşittir. (Bakınız Bakara suresi 62. ayet) Ve bu ayetten anlaşılan: Dinlerin de tarikatlerın de testi, o yola girmiş insanda ne gelecek korkusu ne de geçmişin üzüntüsü olmamasıdır.


Bu izahatın özeti şudur: Sonsuzluğu anlamak, Allah'ı soyut ve somut boyutlarıyla sonsuz bilmek. Ve varlığın ruhu olan o sonsuz yazılıma entegre olmak, ilk adımdır.

Evet: Sonsuzluk olmadan hiçbir adım atılmaz. Çünkü sonlu bir şeye entegre olup ona tapmak kutsal da olsa bir putperestliktir.


Son Bir Not: Bütün bu şartları yerine getiren bazı zatlarda ruhani inkişaflar olur. Ama bu ruhani inkişaflar amaç değil. Yasal ve ahlaklı yaşamak ve soyutuyla somutuyla  sonsuz varlığı ve ebedi hayatı bilmek (Kur'an'ın üç şartı)  yani bilge olmak velayet için yeterlidir ve asıl olan budur. Onun için alimler istikametli yaşamak, kerametten üstündür, demişler. İstikametin içine ilmi donanım ve yasal yaşamak da girer.

Ki bu maddi asırda asıl olan odur. (Kastamonu Lahikası)

Evet asıl olan tahkiki iman ve  istikamet ise de Halkın velayetten anladığı birinci ruhani manadır.


Bugün siz dostlarıma Ana Dosyanın sonsuzluğunu ve  O'na yakınlaşmanın, O'na entegre olmanın yol ve yönteminden 12 adımı gösterecek iki yazıyı gönderiyorum.

Arınma meselesi ise çok uzun sürer. Hem şekle önem vermeyen ve ilmi esas alan  ve  sonsuzluğu dile getiren muhakkik  mürşidler, fazlasıyla kitaplarında izahat vermişler ve bil-fiil olarak milyonlarca insanı o hayvani dürtülerden kurtarmışlar, onları arındırmışlar.

Bu iki yazıdan kısa olanını geçen hafta WhatsApp'ta yayınlamıştım. Arkadaşlar bir daha okuyabilirler. Çünkü tefekkür idman ister.

Allah’a Yakınlık Kavramı: Velayet-1

Allah soyut ve somut varlığı itibariyle Sonsuzdur, her şeyden her şeye daha yakındır.

Eşya O'nun enerjisi, yazılımı  ve isteğiyle (kudret, ilim ve iradesiyle) birer dosyadırlar.

O ise Ana Dosyadır. Dolayısıyla herşeyden herşeye daha yakındır.

Ne kadar varlık dosyaları varsa O'nun bir ismidir. Yani belirtisidir. Öyle ise O'na yakın olmak ne demektir?

Halkın diliyle evliya denilen zatların ne özelliği var. Ve ne yaptılar da O'na yakın oldular?


İşte Cevabı: Varlık, öz itibarı ile ilimdir, yazılımdır. Somut İlahi boyut olan Evren de ağırlıklı olarak  enerji (kudret) olmakla beraber, onda aktif  olan ve yöneten ilim ve iradedir, yani yazılım ve evrim (gelişme meyli.) Bu ikisi ruhun da özüdürler.

Yani kainat ruhlu ve canlıdır. Her yerinde hayat vardır, her yazlım bir melektir yani manevi bir dosyadır. (29. Söz)


Evet kainat sonsuz bilgi işlem ve hafızaya sahip kuantum bilgisayarı gibi çalışıyor. Bu bilgisayarın başka bir ismi de Âlemdir, âlem ilim kökünden gelir, anlam ve gerçeklik gösteren sistem demektir.

İnsan da bu sonsuz bilgisayarın küçük çaplı ama yine  de sonsuza yakın bilgi işlem hacmine sahip bir dosyasıdır bir âlemdir.

Namazda okuduğumuz El-Alemin (âlemler) kelimesinin birinci manası, insanlar denilen bu küçük dosyalardır. (26. Mektup)


Bu özerk dosyaların yaratılış amacı,  Yaratılış  Sistemine, sosyal hayatta sonsuz manalar, teknik gelişmeler, aktiviteler, fenler ortaya koymak ve psikolojik hayatta sonsuz ilim, düşünce ve maneviyat katmaktır...

Allah yaratılışta istediği şeyi artırıyor. (Ayet meali) Ve en çok artırdığı da insan eliyledir.

Dünya kainat karşısında çok küçük de olsa, insanın bu yaptıklarıyla kainattan milyon kere milyon daha büyüktür. Çünkü asıl olan yazılım ve manadır. Materyalistlerin kulakları çınlasın.


Başa dönersek, peki Allah'a yakınlık ne demektir? İşte velayet ve Allah'a yakınlık şudur: Aciz, fakir, bir mikroba yenilen  fakat manen çok zengin olan ve  insan denilen bu  ölümlü dosyanın  sonsuz olan ve sonsuz  kudret, ilim ve iradeye sahip olan, ölüm ve yıkım onun için düşünülmeyen Allah'a (Ana Dosyaya) entegre olmasıdır.. İnsanın küçük benden vazgeçip, sonsuz iradeye sığınmasıdır;  adeta kainat kadar varlığa sahip olmasıdır. "Ben insanları ve cinleri sırf beni tanısınlar ve bana entegre olsunlar diye özerk yarattım." (Zariyat Suresi.)


Peki bu entegrasyon ve birlik nasıl sağlanır?

Evvela, varlığı iyi bilmek ve Allah'ı iyi tanımak ile. (iman, düşünce ve ilim ile).

Küçük beninden vazgeçip sonsuzluğa yelken açmak, varlığa katılıp ona uyum göstermek.

Yasal yaşamak ve bu yasal yaşamanın şahsi dünyada küçük numuneleri olan ahlakı da yaşamak. Ve bunlarda süreklilik kazanmak için zikir ve ibadet etmek.


Ayrıca: İnsan evrim sürecinin son meyvesi olduğu için beyin katmanlarında onlarca hayvani dürtüler var. Din bu dürtülere nefs-i emmare diyor.

Bu hayvani dürtüleri arındırıp soyut değerlere yükselmek, velayetin birinci adımıdır.  Bu adıma din arınma manasında tezkiye diyor.


Bu yakınlığı sağlamak üzere bir çok yol, tarikat, meslek ve meşreb ortaya çıkmıştır. Acaba hangisi en idealdir, diye sorarsanız; Kur'an beş ayette cevap veriyor. Allah'a yakın olan kişi, ne korkar ne de üzülür diyor. Eğer korkuyorsanız ve üzülüyorsanız bilin ki henüz yolcusunuz, hedefe varmış değilsiniz.

Veya yolunuz yanlıştır veya eksiktir. Evet varlığı ve işletim sistemini tanımak, korku ve üzüntüyü giderir. Çünkü varlık ve sonsuzluğu idrak etmek başlı başına bir cennettir, ve varlığın işletimi tamamen iyiye ve hayradır.


Kur'an, bu hedefe varmak için üç adım attırır. 1) Sonsuz bir Allah'a inanmak.. 2) Ebedi sonsuz bir hayata inanmak.. 3) Yararlı işler yapmak. (Topluma ve kainata entegre olmak.) Bu konuda bütün dinler eşittir. (Bakınız Bakara suresi 62. ayet) Ve bu ayetten anlaşılan: Dinlerin de tarikatlerın de testi, o yola girmiş insanda ne gelecek korkusu ne de geçmişin üzüntüsü olmamasıdır.


Bu izahatın özeti şudur: Sonsuzluğu anlamak, Allah'ı soyut ve somut boyutlarıyla sonsuz bilmek. Ve varlığın ruhu olan o sonsuz yazılıma entegre olmak, ilk adımdır.

Evet: Sonsuzluk olmadan hiçbir adım atılmaz. Çünkü sonlu bir şeye entegre olup ona tapmak kutsal da olsa bir putperestliktir.


Son Bir Not: Bütün bu şartları yerine getiren bazı zatlarda ruhani inkişaflar olur. Ama bu ruhani inkişaflar amaç değil. Yasal ve ahlaklı yaşamak ve soyutuyla somutuyla  sonsuz varlığı ve ebedi hayatı bilmek (Kur'an'ın üç şartı)  yani bilge olmak velayet için yeterlidir ve asıl olan budur. Onun için alimler istikametli yaşamak, kerametten üstündür, demişler. İstikametin içine ilmi donanım ve yasal yaşamak da girer.

Ki bu maddi asırda asıl olan odur. (Kastamonu Lahikası)

Evet asıl olan tahkiki iman ve  istikamet ise de Halkın velayetten anladığı birinci ruhani manadır.


Bugün siz dostlarıma Ana Dosyanın sonsuzluğunu ve  O'na yakınlaşmanın, O'na entegre olmanın yol ve yönteminden 12 adımı gösterecek iki yazıyı gönderiyorum.

Arınma meselesi ise çok uzun sürer. Hem şekle önem vermeyen ve ilmi esas alan  ve  sonsuzluğu dile getiren muhakkik  mürşidler, fazlasıyla kitaplarında izahat vermişler ve bil-fiil olarak milyonlarca insanı o hayvani dürtülerden kurtarmışlar, onları arındırmışlar.

Bu iki yazıdan kısa olanını geçen hafta WhatsApp'ta yayınlamıştım. Arkadaşlar bir daha okuyabilirler. Çünkü tefekkür idman ister.

Yunan Mitolojisinden İki Önemli Örnek

Bu dokuz sayfalık kısa analiz, dört bin sene önceden ezber olarak ve iki bin yedi yüz seneden yazılı olarak bize gelen çok değerli, çok anlamlı bir kitabın değerlendirilmesidir.

Zaten Tevrat çok katmanlı manaları olan kitap demektir.


Dört bin sene önce Akad medeniyetinde din, edebiyat,

tarih ve felsefe bir arada ve mitoloji üslubuyla yazılıyordu.

Akadların önemli bir kolu olan Yahudiler, dini ve vahiy literatürünü nesilden nesile ezbere aktarırlardı.

Bu ezber geleneği meşhur sürgünde kaybolunca, Üzeyir Peygamber tarafından Vahiy ile yazıya geçirildi.

Bu metinler arketip, metafizik, keşif ve rüya dili ve üslubu iken maalesef tarih sanılmış.


Onun üzerine müsteşrikler bunlar insan tarafından kaleme alınmış metinlerdir, demişler.

İslam alimleri de aslı vahiy olmakla beraber muharref olmuşlar, diye iddia etmişler.

Evet tarih kabul edilse onlarda çelişkiler görünür. Ama ilimler tarih olmadığını bize gösteriyor.

O metafizik dil ve üslupdan iki örnek kadim Yunan edebiyatından da siz değerli dostlarıma gönderiyorum.

Onların da ancak vahiy ile bilinebilecek hakikatler olduğunu göreceksiniz.


Ve bu metinler geçmişten daha çok geleceğe bakıyorlar.

Metafizik dil olarak, değil ayet bazında belki birçok bab bazında dahi

Hz. İsa'ya ve Hz. Muhammed'e işaret ediyorlar. Metin tahlillerinde göreceğiniz gibi.


Ben İstanbul Yahudi Cemaatinin bir ileri gelenine: İsrail nüfusu yüzde yetmiş ateisttir.

Benim bilimlere uygun, iki kitap ve bir çok makaleden oluşan bu çalışmalarıma sahip çıkın, dedim.

Fakat cevabında: Bizim için önemli olan İsrail Devletidir, Tevrat değil, dedi.


Evet vahiy dili ve metafizik hakikatler olunca Yahudilerle ilişkisi az kalıyor. Ve bütün insanlığın mirası oluyor.

Ve hiç kimse bu metinlere dayanarak ırkçılık yapamaz. Üstün ırk davasında bulunamaz.


Bütün dostlarıma sonsuz selam ve saygı ile geçen haftanın dokümanlarının devamı olarak bu kısa iki yazıyı gönderiyorum. Varlığı ve gerçekliği maddeden ibaret bilenlere ithaf edilir.

Tevrat Metinlerinin Günümüze Gelişleri

Bu dokuz sayfalık kısa analiz, dört bin sene önceden ezber olarak ve iki bin yedi yüz seneden yazılı olarak bize gelen çok değerli, çok anlamlı bir kitabın değerlendirilmesidir.

Zaten Tevrat çok katmanlı manaları olan kitap demektir.


Dört bin sene önce Akad medeniyetinde din, edebiyat,

tarih ve felsefe bir arada ve mitoloji üslubuyla yazılıyordu.

Akadların önemli bir kolu olan Yahudiler, dini ve vahiy literatürünü nesilden nesile ezbere aktarırlardı.

Bu ezber geleneği meşhur sürgünde kaybolunca, Üzeyir Peygamber tarafından Vahiy ile yazıya geçirildi.

Bu metinler arketip, metafizik, keşif ve rüya dili ve üslubu iken maalesef tarih sanılmış.


Onun üzerine müsteşrikler bunlar insan tarafından kaleme alınmış metinlerdir, demişler.

İslam alimleri de aslı vahiy olmakla beraber muharref olmuşlar, diye iddia etmişler.

Evet tarih kabul edilse onlarda çelişkiler görünür. Ama ilimler tarih olmadığını bize gösteriyor.

O metafizik dil ve üslupdan iki örnek kadim Yunan edebiyatından da siz değerli dostlarıma gönderiyorum.

Onların da ancak vahiy ile bilinebilecek hakikatler olduğunu göreceksiniz.


Ve bu metinler geçmişten daha çok geleceğe bakıyorlar.

Metafizik dil olarak, değil ayet bazında belki birçok bab bazında dahi

Hz. İsa'ya ve Hz. Muhammed'e işaret ediyorlar. Metin tahlillerinde göreceğiniz gibi.


Ben İstanbul Yahudi Cemaatinin bir ileri gelenine: İsrail nüfusu yüzde yetmiş ateisttir.

Benim bilimlere uygun, iki kitap ve bir çok makaleden oluşan bu çalışmalarıma sahip çıkın, dedim.

Fakat cevabında: Bizim için önemli olan İsrail Devletidir, Tevrat değil, dedi.


Evet vahiy dili ve metafizik hakikatler olunca Yahudilerle ilişkisi az kalıyor. Ve bütün insanlığın mirası oluyor.

Ve hiç kimse bu metinlere dayanarak ırkçılık yapamaz. Üstün ırk davasında bulunamaz.


Bütün dostlarıma sonsuz selam ve saygı ile geçen haftanın dokümanlarının devamı olarak bu kısa iki yazıyı gönderiyorum. Varlığı ve gerçekliği maddeden ibaret bilenlere ithaf edilir.