top of page
  • Siyah YouTube Simgesi
  • Siyah SoundCloud'a Simge
  • Siyah LinkedIn Simge
  • Black Twitter Icon
  • Black Facebook Icon

Sure Tefsirleri

Kasas Suresi Meal-Tefsiri
28. Sure, 88 Ayet

Bu sure, Musa, İsa ve Muhammed hakikatleri üzerinden, din denilen kutsal düzenin ve aydınlık bilginin serüvenini anlatır. Diğer bütün varlıklar gibi dinin de evrim geçirdiğini bildirir. Surede İsa ve Muhammed isimleri, kelime olarak geçmiyor. Sadece Musa ismi var. Çünkü Musa, kutsal bilgi ve kutsal düzen sembolüdür. Bazen de Tarihi bir Peygamber olarak anlatılır. Ayet 3-49 Musa’yı; bilim ve dengeyi anlatır. İsa ve İncil misyonu ise ayet 52-56’da verilmiştir. Onun da özeti şudur: Kötülüğe, sabır ve iyilik ile karşı gel. Düşmanını dostun gibi sevmelisin. Surenin geri kalanı, Muhammed’in putperestliği nasıl kaldırdığını anlatıyor; zenginlik ve paranın da Karun kıssası üzerinden en büyük put olduğunu dillendiriyor.


Muhammed ismi zamir olarak geçiyor; fakat kelime olarak yok. Çünkü o tamamen, dava adamı olmuştur. Davası da evrendeki bütün varlıkların bir tek yazılımda birliği yani tevhit idi. Evet, surede İsa ismi de geçmiyor. Çünkü İsa hakikati bizzat İncil demektir, İsa canlı vahiydir. Ayrıca her bir dindar Hristiyan, özellikle her bir Havari bir İsa’dır.


Sure ile ilgili iki zarif incelik:


A- Sure numarası 28’dir, Surenin ismi olan Kasas kelimesi ise 280 (28*10) ediyor. Nitekim bu sure gibi Ta-Sin-Mim ile başlayan Şuara suresi, Kur’an’da 26. sıradadır. Şuara ismi, 572 (26*22) ediyor. Kasas kelimesi çoğul değildir; mastardır, uygulamalı anlatım demektir.


B- Bu sure, 88 ayettir. Bu sayı ise Zuhruf suresi tefsirinde gördüğümüz gibi, çok güzel olan varlıkların sembolüdür. Evet, bu surede baş rolü üstlenen dini düzen ve dini bilgi, gerçekten çok güzel birer hakikattirler. Varlık ve hayat anlamlıdır, diyebilmek için onlardan başka hiçbir çare yoktur.


Surenin tefsirine geçmeden önce kıssalarla ve tarih ile ilgili beş anekdot burada aktaralım ki, o kutsal serüvenin manası tam anlaşılsın. Şöyle ki:


A- Üçü bu surede anlatılan Peygamber kıssalarını, eski Orta Çağ tamamen tarih diye kabul etti. Fakat başta Biyoloji, Antropoloji ve Arkeoloji olmak üzere fen bilimleri ortaya çıkınca, onların tarih olmadığı anlaşıldı. Bu sefer bu kıssalar, aslı ve astarı olmayan mitolojik söylencelerdir, Muhammed onları roman gibi anlatmıştır söylemi, revaç buldu modern çağımızda.


Fakat Carl Jung gibi araştırmacılar, bunlar soyut, Sosyolojik ve Psikolojik arketip denilen yasalardır, diyor. Evet, bu kıssalar, gayb aleminin (metafiziğin) dilidirler. Arketiptirler. Her çağda numuneleri var oluyor. Nitekim bugün için bedihi bir hakikat olan evrim gerçeği, Âdem arketipinin, kadınıyla-erkeğiyle, genciyle-yaşlısıyla elli milyar Homosapiensin ismi olduğunu gösterdi.


B- İbrahimi dinler, özellikle İslamiyet, başta fizik ve metafizik olmak üzere kâinatı ve devam eden yaratılışı, diyalektik zıtların birliğinden ve dengeli çatışmasından ibaret gösteriyor.


Evet, Allah, sonsuz enerji, yazılım ve evrim sürecine sahip olduğundan, bütün diyalektik zıtları iki eli gibi kullanıyor. Bütün nedensellikler, parmaklar işlevini görüyor. Varlık sistemi yani kendisi, sonsuz olduğu gibi, bunlarla sonsuz soyut ve somut varlıkları (alt dosyalar olarak) yaratıyor. Bu sayede sonsuz güzel manaları ve tatlı hakikatleri elde ediyor. Varlık ve hayatın anlamsız ve absürt olmadığını gösteriyor.


Sonsuz olan Allah, bütün bunları anlatırken bireysel bir iş olarak değil de sonsuz sistem olarak yaptığı için, ayetlerde sürekli biz yapıyoruz, vahyi biz indiriyoruz, deniyor.


C- Allah’ın öz varlığı olan enerji, yazılım ve evrim süreci başta olmak üzere evren ve hayat, bir enformasyondur; dört boyutlu yazılımdır. Evet, kâinat, bu yazılımla yönetiliyor. Yokluk diye bir şey yoktur. Bütün zıtlar, o sonsuz varlığın büyük dosyasında 0-1 sistemi gibi işlev görüyor.


D- İşte Kur’an, bu varlık sisteminin ve tüm evrenin Arapçaya çevrilmiş hali olduğundan, o da bütünüyle enformasyondur, matematikseldir, bilgi tabanlıdır. Biz, kıt ve sınırlı bilgilerimizle hepsini gösteremezsek de 19 ve belirgin sayıları ve onların kombinezonları gibi bazı düzenli verileri gösterebiliyoruz. Bu surede bazı numuneleri göreceksiniz.


E- Kur’an vahiydir, yani evren içindeki saklı bilinçtir. Kur’an, bu vahiy hakikatini birkaç yerde özellikle 42/51-53. Ayetlerde, biyolojiye ve onun içinde saklı ruh yazılımına benzetiyor. Mesela, beş ton ağırlıkta olan canlı bir ağaç, sadece birkaç kilo topraktan beslenir, geri kalan kısmı sudan, havadan ve fotosentez sayesinde ışıktan oluşur. Evet, dil ve deyimler olarak Kur’an, toprak gibi olan insan dili ürünü gibi görünse de sonsuz mana katmanları ve işaretleri deşifre edilince, tamamen semavi ve İlahi rahmetin eseri olduğu, sonsuz bilgi-işlem içeren bir canlı olduğu, kuru odun gibi olan insan sözleri olmadığı görünüyor, çok net olarak. Beş cilt tefsirimde bunun çok numunelerini gösterdim. Bir kısmını da bu surede göreceksiniz.

Neml (Karınca) Suresi Meal-Tefsiri
27. Sure, 93 Ayet

Bu sure, vahyin şifreleri ve saklı sembolleri olan kesik (mukattaat) harflerle başlayan 29 sureden biridir. Vahiy denince, birilerinin hayali ve şiirsel imgeler dediği şey olmadığı gibi, Tarihselcilerin, eski bilgi kırıntılarının Hz. Muhammed tarafından amacına yönelik söylediği şeyler de değildir. Belki varlık sisteminin ruhu, yazılımı ve bilinci demektir vahyin hakikati. Surenin içinde bunun onlarca numunesini göreceksiniz. Evet, mesela Neml kelimesinin sayısal değeri, 120 ediyor. Sure numarası artı ayet numarası, 120 ediyor. İnsanoğlunun doğal ömrü de 120 senedir. (Tevrat, Tekvin) Bu doğal ömrün iki temeli var: Beslenme ve Süreç: (Taam ve Mev’id: randevu.)  İşte bu iki kelimenin her biri, yine 120 ediyor.


Sure “Ta-Sîn” kesik harfleriyle başlıyor. Bu kesik harfler bazen müstakil ayet sayılıyorlar, bazen de ilk ayetin ilk kelimesi oluyor. Bu da birçok, matematik, sayısal sırlar içindir. Burada müstakil ayet sayılmamıştır.


Surenin bu ilk ayeti, Hicir (15. Surenin) ilk ayetinin aynı mealidir. Fakat yüklem, onda önce kâinat ve ondaki insanlık; sonra İslam ve Kur’an idi. Burada ise önce Kur’an, sonra kâinat kitabı ve insanlığın sosyolojik yapısı gelmiştir.


Surenin mucizevi analizlerine geçmeden önce beş temel bilgiyi esas almalıyız.

Şuara Suresi Meal-Tefsiri, 26. Sure, 227 Ayet

Surenin ana konusu, şairler demek olan şuara değildir. Çünkü Surenin birinci ayeti, ana konuya remz ettiği gibi, 2. ayeti de ana konunun adını koyuyor: “İşte bu surede anlatılanlar, apaçık bir kitap olan kâinatın ayetleridirler (bilgi ve belgeleridirler).”


Sure, kesik (mukattaat) harflerle başlayan yirmi dokuz sureden biridir. Burada kesik harfler, üç Ta-Sin’den biri olan 27. Surenin aksine müstakil bir ayet sayılmıştır.


Evet, bu surede, kâinat kitabının ayetleri olan dokuz sosyolojik ve ilmi varlık damarından söz var: 1- Musa (din ve hukuk), 2- İbrahim (tevhid ve diriliş), 3- Nuh (asgarî düzeyde kutsalı kabul ve ona iman), 4- Ad kavmi (Batı alemi), 5- Semud kavmi (Doğu alemi), 6- Lut kavmi (yıkık medeniyet halleri), 7- Şuayb kavmi: Ashabü’l-Eyke (ormanlık (kırsal) kesim insanları), 8- Hz. Muhammed’in halleri, 9- Başta Kur’an olmak üzere bilim ve edebiyat çağı.


Anladığım kadarıyla Musa’nın dokuz ayetle Firavuna gönderilmesinin (27/12) bir manası, bu surede anlatılan bu dokuz hakikattir. Demek şiir, bu dokuz kategoriden en sondaki hakikatten çok küçük bir parça olduğu için sure onunla isimlendirilmiştir.


Kur’an, birçok surede buna benzer kıssalar zincirlerini dizer, ama tarih sanılmasın ve surenin ana maksadı kaybolmasın diye, kronolojiyi ve tarihi bilgileri esas almaz. Nitekim 19 peygamber olarak bu zincirlerden en önemli bir zinciri, Enbiya Suresi tefsirinde gördük. O 19 peygamberin tarihi şahsiyetler değil de evrensel birer misyon olduklarını, ayetlerin bağlamı ile ve kelime seçimleri ile belgeledik. Evet, bu surede de bu manayı dedirtmek için, Enbiya Suresi 2. Ayetin meali burada aynen 5. Ayet olarak gelmiştir. “Allah’ın somut varlığı olan ve Rahmaniyet diye ifade edilen kâinatın içindeki bilinç (logos) (Zikr’ür-Rahman)) onlara yeni bir mesaj olarak her geldiğinde o inanmayanlar, mutlaka ondan yüz çeviriyorlar.”


Evet, dindarlar, özellikle Müslümanlar bu zikri: bu bilinç, mantık ve logosu yeni bir anlayış olarak okumadığından bugün onlar sorumludur.  Demek ne zaman yeni bir mesaj olarak bunları okusalar ve insanlar inanmazsa işte ancak o zaman insanlık sorumlu olur.

Din ve Ekonomi (Maun Suresinin Meal-Tefsiri)

[Bu surenin manasının Mekki veya Medeni olması konusunda çokça ihtilaflar edilmiştir. Çünkü konu ve üslup bakımından Mekki olduğu anlaşılıyor. Namazı ihmal etmek, riyakârlık yapmak fiilleri ise surenin Medeni olduğu ihtimalini vermiştir. Biz burada nazm–ı maani ve mucizelik nüktelerine dayalı olarak tefsirini yazacağız. Neticede hem surenin manası hem de nûzûl zamanı anlaşılmış olacaktır.]

1. Âyet: “Gördün mü? O kişiyi ki şiddetli bir şekilde dini yalanlıyor.”

Kur’anda Gördün mü? kalıbı önemli ve ilmi bir gerçeği gösterir. Bazen de Elem-tera (görmedin mi?) şeklinde kullanılır.

“Ellezi” daha önce tanınan veya tanınması gereken belirli kişi demektir.

“Yûkezzibû” iki meful alacak kadar geçişli ve şiddetli tekzip manasına gelir. Geniş zaman kipi olması da tanınan o kişinin bu yalanlama işini her zaman yaptığını; bu, onun temel karakteri olduğunu gösteriyor.

“Biddini” dini yalanlama, inkâr manasına geldiği gibi; dini kullanarak (hurafedir, şudur–budur, diyerek) sosyal bütün değerleri inkâr ediyor, manasına da gelir. Bu ikinci ihtimalde “Tin” suresinde görüldüğü gibi; meful Hz. Peygamber olur. Onu yalanlayanın kasdi ve dayanağının kişisel bir mesele olduğunu gösterir. “Neden ben değil de O?” demesi gibi.

“Eddin” kutsal ve gerekçeli hukuki düzen demektir. Yani insanın doğal olarak düzene ve kutsal değerlere olan ihtiyacı göz önüne alındığında, kutsal olmayan bir hukuk sisteminin işlemeyeceği anlaşılır. Bu kökten türetilen borç ve ahiret manasına gelen kelimelerde de bu etimolojik boyut vardır. Çünkü borç bir kutsal haktır. Ve dünyada alınamayan haklar, ahirette tahsil edilir.

Bilgi Formatı Olarak Alak Suresi (Meali ve Tefsiri)

19 ayettir. Sondan, Kur’an’ın 19. suresidir. Kur’an’ın düzenli ve en zirve biçimde bir bilgi olduğunu gösterir. (19 sayısının tevafukları ile ilgili kitabımıza bakabilirsiniz.)

Birinci Ayet: Her şeyi terbiye edip geliştiren, her şeyi şekillendiren (form veren) Rabbinin ismini (belirlenmiş reel noktaları) oku! (Veya hafızanın derinliklerindeki bilgileri açıkla!)

[Bu ayette; okumanın da bir ismin tecellisi olduğunu göstermek için mefulün başına be harf-i cerri konulmuştur. Yani buradaki harf-i cer ittisal içindir; maiyyet, araç ve teberrük için değildir. Bu takdirde meal, Rabbinin ismini oku, şeklinde olur.]

İkinci Ayet: O Rab ki, insanı rahme kök salan zigottan şekillendirendir.

[Zigot, aşılandıktan sonra rahme asılan, kişinin DNA bilgilerini içeren ilk embriyo ve ondan çoğalan kök hücreler demektir.]

Üçüncü Ayet: Oku! (Beyninin derinliklerindeki bilgiyi açıkla.) Rabbin çok çok ikram ve inayet (özel ilgi ve destek) sahibidir.

[Bediüzzaman, 20. Mektupta bu manayı şöyle iki cümle ile ifade etmiştir: İnsandaki sanat ve sıbğa-i İlahiye onda hitab-ı İlahî çiçeğini açtı. Cenab-ı Hakkın mücerred olan ilim ve hikmeti tecessüm edip kâinat olarak göründü. Sonra ilme dayanan Kur’an-ı Hakîm olarak ilan edildi. Beşerin bütün ilimleri bu iki kitabın hikmetlerini açmak ve anlamak içindir.]

Burada Kur’andan maksat, insanlığın vahiy ve dinlerle yaşadığı 7000 yıllık süreçtir. Çünkü başka bir eserinde, Kur’an yedi bin senedir, hayata hükmediyor, diye söylüyor. Âdemden bu zamana kadar yedi bin sene geçti, rivayeti de bu manadadır. Evet, gerçek insanlık demek olan ademiyet ancak ilahi dinlerle mümkündür.

Dördüncü Ayet: O ki, kalem ile tedricen öğretti. [Alfabe, hukuk, kutsallık, edebiyat gibi soyut değerleri de vahiy gibi tedricen öğretir. Alleme tedricen öğretmek demektir.]

5. Ayet: Rabbin, insanın bilmediğini ona tedricen öğretendir.

[Evet, insanın şahsî, hayvanî beyninin kapasitesinden öte, soyut değerler kollektif bir bilinç ile tarih içinde insanoğluna peyderpey öğretilmiştir. Hz. Muhammed’e peygamberliği sağlayan bu insanî birikimden ayrı olarak, kâinatın ve geçmişin katlanmış bir kütüphanesi olarak bilinç dışından ve kâinatın hafızası olan levh-i mahfuzdan sonsuz bilgilerin deşifre edilmesidir. Onun için Kur’an, müşahhas bilinç olan bitkilerden çok daha fazla tevafuklar ve bilinçli düzenler gösterir. Yani nasıl ki nar, bütün geçmiş evrenin ekolojik bir meyvesidir. Kur’an ve vahiy de bütün varlığın, geçmişin ve insanlığın son meyvesidir. Bu düzenli yapısıyla beraber sayısız yasa ve bilgileri de içeriyor. Ayrıca sonsuz soyut manevi değerleri de insana sunuyor.]

Altıncı ve Yedinci Ayetler: Fakat insan bu kapasitesini, mal gibi somut veriler için harcadığında azar. Kendini zengin ve müstağni gördüğünden!

[Bu altıncı ayet, sayısal değeri ile özellikle bu asrımıza bakıyor.]

bahaeddin sağlam

Konuşma daveti ve medya başvuruları için, lütfen iletişime geçiniz

+90 533 163 09 12

İstanbul | Türkiye

© 2024  Tüm hakları saklıdır.

  • Bahaeddin Saglam YouTube
  • Bahaeddin Saglam SoundCloud
  • Bahaeddin Saglam LinkedIn
  • Bahaeddin Saglam Twitter
  • Bahaeddin Saglam Facebook
bottom of page