Sure Tefsirleri

Saff Suresi, Meal-Tefsiri

Bismillahirrahmanirrahîm.


[Sure meal bazında dahi mucizevi bağlantıları ifade ettiği gibi, surenin ana konusu, Allah’ın nuru olan İslam dininin, dengeye dayalı olduğundan, tarihte nasıl egemen olduğunu bildiriyor. Ve bu mucizevi dengeyi kaybettiklerinden Müslümanlar son iki yüz yıldır sefaletler çektiklerini hatırlatıyor. Her bir ayet şimdiki Müslümanların bir kusur ve eksikliğini ifade ediyor.]


1- Göklerdeki ve yerdeki her şey, Allah’ı tesbih ediyor. (O’nun ve yarattığı kâinatın kusursuzluğunu ilan ediyor.) O, üstün güç (izzet) sahibidir, (sonsuzdur.) Bununla beraber belirli hikmetler için sonlu ve kusurlu şeyleri de yaratıyor. Yani her şeyi yerli yerinde yapan hikmet sahibidir.


2- Ey iman edenler! Neden yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz.


1- “Küfür ve şirk, kâinatı düzensiz, karmakarışık, başıboş, sonsuz karanlıklar içinde yuvarlanan, tabiat bataklığı içinde donmuş bir kütle olarak görür. Kur’an ise, “Sebbeha-yüsebbihu=Her şey Allah’ın varlığının ve yarattığı sistemin kutsal olduğunu bildiriyor” demekle o karanlık görünen kâinata bir ışık tutuyor, o ışık ile ondaki donukluğu eritiyor.


Evet, “göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah için tesbih ediyorlar”; O’nun sonsuz izzet, kudret ve hikmet sahibi olduğunu ilan ediyorlar.


Evet, her şey son derece tertemiz olmakla, Allah’ın kusursuzluğunu ve kemalatını bildirdiği gibi; her şeyin umumi bir düzen içinde yaratılması dahi O’nun sonsuz kudretini gösteriyor. Ve her şey yüzlerce, belki de binlerce yarar ve faydaları beraberinde taşımakla da Allah’ın sonsuz ilim ve hikmetini ilan ediyor.


2- Fakat, imtihan gereği olarak, o sonsuz kudret ve hikmet sahibi olan Allah, insanlara belli bir çevrede serbest hareket etme izni vermiştir ki; imtihan edilsinler ve bu imtihan sayesinde kabiliyetleri gelişsin. Ve bu serbestiyetin sonucu olarak, insanların bir kısmı o umumi düzen ve hikmetten dışarı çıkıyorlar, doğal davranmıyorlar, ikiyüzlülük yapıyorlar; kendileri, yapmadıkları şeyleri insanların yapmasını istiyorlar.


[Birinci ayet, başarının birinci temeli; varlığı, varoluşu ve hayatı özellikle sosyal hayatı kutsal ve temiz bilip onun sonsuzluğunu anlamaktır. Bunun yanında o sonsuz sistemin aktif ve verimli olması için belli, sınırlı eksiklerin varlığının faydalarını bilip yine sistemi kutsamaktır. Yani sonsuzluk ve sınırlılık ilkelerini dengelemektir. Yani sağlıklı bir dünya görüşüne sahip olmaktır. İşte İslam’ın özü olan din ile bilimi barıştıramadıkları için Müslümanlar belli bir dünya görüşüne sahip değiller. Onun için başarısızdırlar. Ve sefalet yaşıyorlar.


İkinci ayet de der ki; dinin özellikle dengeye dayalı olan İslam’ın aslı ve meşruiyet kaynağı evrensel ve kutsal ahlaktır. Bu ahlakın da en birinci ilkesi söz-eylem uyumudur. Müslümanlar bunu ihmal ettikleri için başarısızdırlar ve sefalet çekiyorlar.]

Din ve Ekonomi (Maun Suresinin Meal-Tefsiri)

[Bu surenin manasının Mekki veya Medeni olması konusunda çokça ihtilaflar edilmiştir. Çünkü konu ve üslup bakımından Mekki olduğu anlaşılıyor. Namazı ihmal etmek, riyakârlık yapmak fiilleri ise surenin Medeni olduğu ihtimalini vermiştir. Biz burada nazm–ı maani ve mucizelik nüktelerine dayalı olarak tefsirini yazacağız. Neticede hem surenin manası hem de nûzûl zamanı anlaşılmış olacaktır.]

1. Âyet: “Gördün mü? O kişiyi ki şiddetli bir şekilde dini yalanlıyor.”

Kur’anda Gördün mü? kalıbı önemli ve ilmi bir gerçeği gösterir. Bazen de Elem-tera (görmedin mi?) şeklinde kullanılır.

“Ellezi” daha önce tanınan veya tanınması gereken belirli kişi demektir.

“Yûkezzibû” iki meful alacak kadar geçişli ve şiddetli tekzip manasına gelir. Geniş zaman kipi olması da tanınan o kişinin bu yalanlama işini her zaman yaptığını; bu, onun temel karakteri olduğunu gösteriyor.

“Biddini” dini yalanlama, inkâr manasına geldiği gibi; dini kullanarak (hurafedir, şudur–budur, diyerek) sosyal bütün değerleri inkâr ediyor, manasına da gelir. Bu ikinci ihtimalde “Tin” suresinde görüldüğü gibi; meful Hz. Peygamber olur. Onu yalanlayanın kasdi ve dayanağının kişisel bir mesele olduğunu gösterir. “Neden ben değil de O?” demesi gibi.

“Eddin” kutsal ve gerekçeli hukuki düzen demektir. Yani insanın doğal olarak düzene ve kutsal değerlere olan ihtiyacı göz önüne alındığında, kutsal olmayan bir hukuk sisteminin işlemeyeceği anlaşılır. Bu kökten türetilen borç ve ahiret manasına gelen kelimelerde de bu etimolojik boyut vardır. Çünkü borç bir kutsal haktır. Ve dünyada alınamayan haklar, ahirette tahsil edilir.

Bilgi Formatı Olarak Alak Suresi (Meali ve Tefsiri)

19 ayettir. Sondan, Kur’an’ın 19. suresidir. Kur’an’ın düzenli ve en zirve biçimde bir bilgi olduğunu gösterir. (19 sayısının tevafukları ile ilgili kitabımıza bakabilirsiniz.)

Birinci Ayet: Her şeyi terbiye edip geliştiren, her şeyi şekillendiren (form veren) Rabbinin ismini (belirlenmiş reel noktaları) oku! (Veya hafızanın derinliklerindeki bilgileri açıkla!)

[Bu ayette; okumanın da bir ismin tecellisi olduğunu göstermek için mefulün başına be harf-i cerri konulmuştur. Yani buradaki harf-i cer ittisal içindir; maiyyet, araç ve teberrük için değildir. Bu takdirde meal, Rabbinin ismini oku, şeklinde olur.]

İkinci Ayet: O Rab ki, insanı rahme kök salan zigottan şekillendirendir.

[Zigot, aşılandıktan sonra rahme asılan, kişinin DNA bilgilerini içeren ilk embriyo ve ondan çoğalan kök hücreler demektir.]

Üçüncü Ayet: Oku! (Beyninin derinliklerindeki bilgiyi açıkla.) Rabbin çok çok ikram ve inayet (özel ilgi ve destek) sahibidir.

[Bediüzzaman, 20. Mektupta bu manayı şöyle iki cümle ile ifade etmiştir: İnsandaki sanat ve sıbğa-i İlahiye onda hitab-ı İlahî çiçeğini açtı. Cenab-ı Hakkın mücerred olan ilim ve hikmeti tecessüm edip kâinat olarak göründü. Sonra ilme dayanan Kur’an-ı Hakîm olarak ilan edildi. Beşerin bütün ilimleri bu iki kitabın hikmetlerini açmak ve anlamak içindir.]

Burada Kur’andan maksat, insanlığın vahiy ve dinlerle yaşadığı 7000 yıllık süreçtir. Çünkü başka bir eserinde, Kur’an yedi bin senedir, hayata hükmediyor, diye söylüyor. Âdemden bu zamana kadar yedi bin sene geçti, rivayeti de bu manadadır. Evet, gerçek insanlık demek olan ademiyet ancak ilahi dinlerle mümkündür.

Dördüncü Ayet: O ki, kalem ile tedricen öğretti. [Alfabe, hukuk, kutsallık, edebiyat gibi soyut değerleri de vahiy gibi tedricen öğretir. Alleme tedricen öğretmek demektir.]

5. Ayet: Rabbin, insanın bilmediğini ona tedricen öğretendir.

[Evet, insanın şahsî, hayvanî beyninin kapasitesinden öte, soyut değerler kollektif bir bilinç ile tarih içinde insanoğluna peyderpey öğretilmiştir. Hz. Muhammed’e peygamberliği sağlayan bu insanî birikimden ayrı olarak, kâinatın ve geçmişin katlanmış bir kütüphanesi olarak bilinç dışından ve kâinatın hafızası olan levh-i mahfuzdan sonsuz bilgilerin deşifre edilmesidir. Onun için Kur’an, müşahhas bilinç olan bitkilerden çok daha fazla tevafuklar ve bilinçli düzenler gösterir. Yani nasıl ki nar, bütün geçmiş evrenin ekolojik bir meyvesidir. Kur’an ve vahiy de bütün varlığın, geçmişin ve insanlığın son meyvesidir. Bu düzenli yapısıyla beraber sayısız yasa ve bilgileri de içeriyor. Ayrıca sonsuz soyut manevi değerleri de insana sunuyor.]

Altıncı ve Yedinci Ayetler: Fakat insan bu kapasitesini, mal gibi somut veriler için harcadığında azar. Kendini zengin ve müstağni gördüğünden!

[Bu altıncı ayet, sayısal değeri ile özellikle bu asrımıza bakıyor.]

İnfitar Suresi (Meal-Tefsir)

29.11.2000 Ramazan ayında tefekkür ederek bir miktar Kur’an okumak istedim. 30. cüz’ün kısa surelerinden Allah ismiyle biten 19 ayetlik İnfitar suresi dikkatimi çekti... İlk bakışta gördüğüm kadarıyla surenin gaybî, kıyamet ve diriliş ile ilgili hakikatlerini tefsir etmek için biyoloji, ekoloji ve sosyoloji ile alakalı çok tahkikatın yapılmasının lazım olduğunu anladım.

Biz öyle derin tahkikatı ehline bırakıp sadece diriliş ve ahiret hayatının ispatı için, bütün Kur’an ile beraber özellikle sure içinde verilen sayısal bir kısım mucizeliklerini gösterip surenin geniş bir mealiyle yetineceğiz.

Meâle girmeden önce hemen hatırlatalım ki, bu sure Kur’an’ın tümünde var olan 19 MUCİZESİ’nin içinde en çok yoğunlaştığı önemli bir suredir. Çünkü bu sure 19 ayet, 342 (19x18) harf ve besmele ile 361/19= 19x19’dur. Ve Fatiha dışındaki diğer Besmeleler hariç, bütün Kur’an’da 2698/19=142 kere geçen Allah ismiyle bitiyor. Ve vurgulu ayetlerinin çoğu şeddelerle beraber 19 harflidir.

İşin ilginç tarafı Kur’an’ın başından bu surenin sonuna kadar Allah isimleri 2679 adet gelmiştir. 2679/19= 141’dir... Surenin sonundan ta Kur’an’ın sonuna kadar da sadece 19 adet Allah ismi geçmiştir. Ve son cümle hariç, bu sure 76 (19x4) kelimedir.

19 Mucizesiyle ilgili kitabımızda gösterdiğimiz gibi 19 sayısı, sembol ilminde gerek iyilikte gerek kötülükte gerek cennette gerek cehennemde; en zirve fertlere bakan bir yaradılış formudur. İşte bu formül ile bu surenin tefsirine, harf ve kelimelerinin düzenine geçiyoruz.

Hemen belirtelim ki, bu düzeni kuran, sonsuz ihtimaller içinde bu hurufatı böyle kullanan bir kudret ve ilim, elbette bütün insanları ve insanların hurufatı hükmünde olan hücrelerini diriltebilir. Ve bu surede vadettiği gibi diriltecektir.

Kaf Suresi - Bilinç ve Diriliş Yasası Kur'anın 50. Suresi

Uzun bir fikir maratonundan sonra bedenen ve zihnen epey yorgun düşmüştüm. Bunu fırsat bilen nihilist (hiççi) birçok evham ve vesveseye maruz kaldım. Allah’a ve dirilişe imanımdan destek almak istedim. Fakat o vesveseler çamuru içinde sürüklenirken, duygularım imanın soyut realiteleriyle yetinmeyip her iki sahada da somut dayanaklar aradılar.


Bir hafta süren bu serüvenden sonra, Allah’ın varlığının bin bir yansıması ve hakikati olan sonsuz bilincin her yeri, her zamanı kuşattığını adeta hissettim. Zamanın, Varlığın, Hayatın gerçek özlerinin bilinç olduğunu adeta gördüm. Adeta diyorum, çünkü soyut şeyler gözle görünmez. Fakat beynin sonsuz bilgi-işlem mekanizmalarının soyutlama yeteneğiyle görünebilirler.


Bu ferahlığın ardından beynim ve duygularım toparlandılar. Kanepede uzanıp, Hz. İsa’nın ve Hz. Mevlâna’nın Cehennem hakkındaki mucizevî tespitlerini düşünürken Cehennemin kişiliğinden söz eden Kaf suresine baktım. Bunun akabinde Surenin âhiret dirilişinin ilmî mekanizmasını ve ontolojik yapısını izah ettiğini gördüm. Benim için anlaşılması en zor surelerden biri idi. Fakat surenin izah mekanizmasını ve surenin konusunu görünce işin çok kolay olduğunu gördüm. Bilinç ile ilgili epey malûmatım ve tefsir çalışmalarım olduğu halde, bu surenin anlaşılmasının önündeki engel, avâmî ve zahirî geleneğe göre onu okumamız imiş, diye anladım.