Sure Tefsirleri

Sosyolojik ve Ontolojik Yönüyle Yusuf Suresi'nin Tefsiri

Bir Giriş


Varlık âleminde bütün nesneler ve olaylar; sonsuz, soyut, evrensel, zaman ve mekanları aşan; ve her yerde her zaman gözle görülebilen birer kanunun somut, pratik örnekleridir. Adeta o sonsuz kanun, bir ip olup o nesneler ve olaylar, ona dizilen pırlantalardır. Evet, o sonsuz kanun, çok hikmetli ve düzenli olduğu gibi; ona dizilen o olaylar ve nesneler de birer pırlantadırlar. Sonsuz bir sanatın manalı birer mücevherleridirler.


Evet, dairevâri yani dönüşümlü bir realite olan zaman şeridi ve mukadderatı (DNA’sı) gayet güzel ve şeffaf bir film gibidir. Ona dizilen her karenin binlerce tekrarı ve sayısız manaları vardır. Fakat çocuksu bazı insanlar, bu filmin manasını, bütünlüğünü ve mesajını anlamadığı için sadece karelere, aktörlerin yakışıklılığına ve sahnenin dekoruna takılıp kalıyorlar. Bence bugünkü dünyada başa dert olan hurafeli dindarlığın, ruhsuz materyalizmin ve ilkel çatışmaların en birinci sebebi, insanların bu filmi iyice ve belirgin manaları ile anlamamalarıdır. Bunu iyi teşhis etmiş bir âlim, meâlen şöyle buyuruyor:


Din ve vahiy bilgileri, özellikle Âdem kıssası birer kanun-u külli-i meşhutturlar. Eğer onları cüzî bireylere münhasır olarak anlarsanız, birer hurafe olur; beşeriyetin ve insanın en önemli cihazı olan akıl ve müspet ilimler, haklı olarak dinden kaçarlar; insanlık ve insanın bütün değerleri materyalizmin mezbahasına sürüklenmiş olurlar.


İşte varlık âleminin, tarih sahnesinin en güzel ve her zaman gişe rekorları kıran filmi, Yusuf Kıssasıdır. Halk arasında Yusuf Kıssası’nın bir ismi de Ahsenül-Kısastır: Anlatımların, kıssaların en güzeli.. Fakat Kur’an bu tabiri kullanmıyor. Ahsenel-Kısas değil de Ahsenel-Kasas diyor. Bu kelime de bugünkü Türkçe ile En iyi anlatım değil de En iyi uygulama manasına gelir. Kıssanın hikâyeden farkı da budur. Hikâye, bir benzetme ile bir mesajı veya bir olayı anlatmak demektir. Hikâye kelimesi etimolojik olarak benzetme manasına gelir.


Kıssa ise, realite olup kanun şeklinde her zaman ve her yerde yaşanılan olay demektir. Eski müfessirler, bu farkı göremedikleri için Kur’anın Ahsenel-Kısas deyimi yerine Ahsenel- Kasas ifadesinin hikmetini anlamak için epey uğraşmışlar; fakat çözümleri sadece gramatik kalmıştır.


Sakın kimse, bizi tarihteki peygamberleri inkâr ediyor, diye itham etmesin. Çünkü biz
peygamberliğin evrenselliğini savunuyor; vahyin, kâinatın ve varlığın ruhu olduğuna
inanıyoruz. Tarihte yüz yirmi dört bin peygamber gelmiştir, diye akide olarak bellemişiz.
Fakat Kur’anın zikrettiği 28 peygamber tarihî, bireysel varlıklar değil de; evrensel, metafizik, arketip, gaybî misyon ve hakikatlerdir, diye semavî kitapların mucizevî anlatımlarından anlıyoruz. 20. Sözde de denildiği gibi; Eğer o gaybî hadiselere tarihi malzeme olarak baksak, Kur’anın ve dinin anlattığı hakikatler, aklın dışına çıkarlar. Başka bir makalemde bu 20. Sözün başındaki mesajı şerh etmişim. Ve diğer kitaplarımda bu tarz anlamanın delillerini açık ve güçlü olarak göstermişim. Bu Yusuf suresi içinde de yüzlercesini göreceğiz. O makalemde ondalık sisteme uygun olarak Sami Arap Alfabesi ile eşit olan 28 peygamberin manalarını ve misyonlarını özetlemiştik.

Yunus Suresi Tefsiri

Yunus, insan demektir. Peygamberler içinde en çok zorluklar çeken, tecrübeler edinen
peygamberdir. Kur’anda adı geçen 28 peygamberin kıssalarının birinci anlamı tarihi olayları anlatmaktan ziyade onların zamanlar ve tarih üstü olan mesaj ve misyonlar olduklarını göstermek ve bu misyonları her zaman ve her yerde yaşatmaktır. Mesela, Âdem, dil ve medeniyet misyonu; Musa, yasa ve şeriat misyonu; İsa, velayet ve maneviyat misyonu; Lokman, tıp ve sağlık misyonu; Hızır, Ekoloji ve Ekolojideki bilinç, yeşillik ve canlılık demektirler. Evet, bu 28 misyon içinde en zor olanı insan olma misyonudur. Evet, insan olmak; edip, tabip ve yargıç olmaktan çok daha zordur.


Yunus insan demektir, dedik. Bu kelime Yunancadır. Daha doğrusu Yunan kelimesinin
İbranice telaffuzudur. Nitekim Arapça Kitab-ı Mukaddeste Yunus kelimesi yerine Yunan
yazılır. Evet, eskiden medeniyet, din ve felsefe (inanç) memleketi olan bu bölgelerde insanlar ikiye ayrılırdı; Yunan (medeni insan) ve barbar (vahşi insan..) Yunus balığı da, insancıl duygular gösterdiğinden bu ismi almıştır.


Arapça bir kelime olan insan, birbirine ünsiyet eden, birbirine alışan, toplum hayatını yaşayıp vahşeti yenen varlık demektir. İnsan kelimesinin çoğulu olan “nas” ve Farsçada yani Hint-Avrupa dillerinde “nasi” kelimesi; birbirini tanıyan ve anlaşan toplum ve tanışma demektir. Nasyonalizm kavramı da bu kökten türemiştir. Veya İbranice olan Yunus, Arapçada alışma manasına gelen ENS kökünden türemiş olabilir. Çünkü her iki dilin de kökeni birdir.


İşte varlık ve hayat serüveninin en son halkası olan insana karşı iki farklı ideoloji gelişmiştir. Materyalizm ve bir dereceye kadar Freud Psikolojisi, insanı sıradan ve bedbaht bir hayvan olarak değerlendirir. Hümanizm ise onu tanrı olarak görür.


Bu Yunus Suresi'nin başından sonuna kadar göreceğimiz gibi; din, özellikle Kur’an, insanlık için üç sacayağı öngörür: 1) Sonsuzluk ve ebedilik anlayışı.. 2) Sonsuz gelişme trendi (rububiyet..) 3) Sorumluluk.. Bu üç direk ile din, insanı sıradan komünal bir hayat yaşayan hayvan seviyesinden yükselttiği gibi; insanın gelişmeye muhtaç oluşu ile ve sorumluluk kavramı ile insanlık için en büyük yanılgı olan tanrılık iddiasından da onu kurtarır.

Dirilişin Delilleri (Makamat-ı Haşriye)

İşaratül-İ’caz ve onun mukaddimesi olan Muhakematta bildirildiği üzere Kur’an’ın dört ana maksadı vardır: Tevhid, Haşir, Nübüvvet ve Adalet. Bu dört maksadın her birisi bir surede başa gelir, diğer üç maksat surenin konusu ile alakasına göre bu birinci maksadın ardından sıralanırlar.


İşte bu temel kaideye göre konumuz olan Rum Suresi'ne baktığımızda Haşir birinci maksat olmuştur. Tevhid ikinci maksat, Adalet üçüncü maksat ve Nübüvvet dördüncü maksat olmuştur.


Üstad Bediüzzaman Said Nursi haşir hakkında 9. Şua’ı yazmak istemiş. Ve bu Rum suresinin 17–25. ayetlerini tefsir etmeyi niyet etmiştir. Fakat bu 9 ayet ile ilgili tefsirde sadece bir mukaddimeyi, 9. Şua’nın mukaddimesini yazmıştır.


Bu kardeşiniz 96’da bu Rum Suresi'ni tefsir ederken bir derece bu dokuz ayetin nüktelerine yönelmiştim. Fakat o zaman kuvvetim yetmedi; bu dokuz ayetin haşir hakkındaki delil ve burhanlarını açamamıştım. Ve bu zaafımı, haşir ve diriliş ile ilgili bu surenin diğer ayetleriyle kapatmaya çalışmıştım. Şimdi bu Kurban bayramında bu 9 ayeti beş yönden tefsir etmeye çalışacağız. Haşir ile ilgili bazı burhan ve hüccetlerini deşmeye uğraşacağız.

Bu beş tefsir yönü şunlardır:


1) Bu ayetlerin her birisinde bir veya iki numune olarak cem-i ezdat; başka bir tabir ile
diyalektik ve imtihan süreci; başka bir tabir ile müşahhas yaratmaya dayalı olan Rahmaniyet ve hayatiyet boyutu vurgulanıyor.


2) Bu ayetlerin her birisinin, hatta her cümlesinin manaları birer evrensel kanun olarak ifade ediliyor.


3) Bu ayetlerin bilimsel nükteleri, bugünkü veriler çerçevesinde gayet net olarak okunabiliyor.


4) Bu üç boyut yanında ayetlerin ve kelime ile cümlelerinin işarî manalarına işaret etmeye çalışacağız.


5) Harf ve ayet numaralarındaki ahenk ve düzene bakacağız. Ayetlerin birbiriyle olan münasebetlerine değineceğiz. Çünkü bu ayetlerin her biri bir makamdır; insan bunlarla ilerleyince sonsuzluğun ve dirilişin kanuniyetini görür ve yaşar.

Kur'an'ın Temel Kavramlarından Biri Olan El-Kur'an

Kavram kelimesi, Türkçedeki kavramaktan türetilmiş olup, Arapçadaki mefhum, mana,
mazmun ve tarif kelimelerini içerir. Çünkü bütün bu kelimelerin içerikleri, zihin tarafından kavranılırlar. Mefhum, insanın herhangi bir kelimeden anladığı mana demektir. Mazmun, kelimenin doğrudan veya dolaylı olarak içerdiği mana demektir. Tarif ise, adı konulan özneyi tanıtan cümle veya kelimeler demektir.


Istılahî manada yani mantık ilminde tarif küllîdir. Yani herhangi bir tarifin, tanıtılan özne
kavramın içine giren öğeleri cami’ (kapsayıcı) ve girmeyen öğelere mani (engelleyici) olması gerekmektedir. İnsan için “O, düşünen bir canlıdır” ifadesi ve tarifi gibi...


Konumuz olan Kur’ân kelimesinin kavram ve tarif oluşuna girişmeden önce, bu kelime ile ilgili yazılmış kitaplara da bakmamız gerekir... Ancak bu kitaplarda genellikle derleyici, toplayıcı bir tanım bulamıyoruz. Bu kitaplarda o kadar çok alternatifli tanımlar sunuluyor ki, Müslümanların en temel kaynağı olan bir kitabın isminin ne manaya geldiğini bilemez hale geliyorsunuz!


Evet Kur’ân kavramı için, efradına cami, ağyarına mani bir tarif henüz bulunmuş değildir. Yani neyin Kur’ân olduğunu, Kur’ânın ne olduğunu bihakkın bilmiş değiliz... Halbuki; normal bir Arapça sözlüğe bakılsa, KRN ve KRE kelimelerinin etimolojisi çıkartılsa ve içinde Kur’ân kelimesi geçen 68 ayet taransa, çok açık, bedihî ve evrensel bir tanım bulunabilir; ifadeleri mucizeli olan harika Kur’âna... İşte:


İmam Şafii, Kur’ân Allah ile Resulü arasında kullanılan özel bir isimdir; müştakk (türetilmiş) değildir, diyor. Diğer alimler ise, Kur’ân ya KRN veya KRE’den müştaktır demişler.


Eğer KRN’den müştak ise, bir şeyin eşi, benzeri, arkadaşı manasına gelir. Ve eğer KRE’den müştak ise; bu da ya “kıraet” kelimesinden mübalağa masdarıdır. Veya toplanmış, derlenmiş kitap; veya hamile kalınmış ve doğrulmuş canlı nesne manasına gelir.


İşte bu kök bilgilerine ve Kur’ânın kendisini tarif eden ayetlerine dayanarak diyebiliriz ki:


“Kur’ân, kâinatın manevi bir karini (eşi)’dir. Onun okunuşu ve derlenmiş aklı ve şuurudur.”

Duha Suresi'nin Mucizelik Nükteleri

Genel olarak sure içindeki ayet ve cümlelerin birbiriyle olan olağanüstü derin münasebetleri Kur’an'ın bir mucizeliği kabul edilir. Buna Belagat ilminde “nazm-ı maani” (manaların harika dizilişi) denilir. Bu olağanüstü yapı istisnasız olarak bütün surelerde vardır. Ve surenin asıl konusu ve maksadı ancak bu yöntemle ortaya çıkartılır. Bundan anlaşılan bu Kur’anî özellik 1. derecede sureler içi mevcuttur. Kur’anın bütün ayetlerinin birbiriyle bağlantısı elbette ki var. Fakat bu 2. derecedeki münasebetler nazm-ı maani gibi mucizevî bir durum arz etmezler. Sadece birer ek açıklama ve delillendirme sağlarlar.


Sureler özellikle uzun sureler arası gösterilen münasebetlerin ise ilmî ve mucizevî bir değeri yoktur. Bazı hocaların gösterdiği münasebetler bütün genel konular arasında bulunan açık şeylerdir. Ve maalesef zorlamalı olarak gösterilen bazı münasebetler, insanı güldürecek derecede basit düşüncelerdir.


Hemen hatırlatmak gerekir ki; kısa sureler ile ifade edilen Duha ve sonrası sureler arasında önemli işarî münasebetler vardır. Ki sahih rivayette; bu sureler okunduğunda tekbir ile bitirilmeleri sünnettir. Evet, bu ve benzeri bilinçli düzenlemeler içeren ve ilahî dizayn ile tertip edilen elimizdeki Mushaflar, birçok mucizevî tevafuk nüktelerini içerirler. Esbab-ı nüzule dayanılarak sözde nüzul sırasına göre tertip edilen Mushaflarda ise bu ve benzeri güzellikler kayboluyor. Çünkü:


- Esbab-ı Nüzul, rivayet olarak çok zayıftırlar. Çoğunlukla da mevzudurlar.


- Esbab-ı Nüzul, Kur’anın evrensel sonsuz ilahî ilme dayanan mucizevî yönünü parçalıyor. Onun için müfessirlerin çoğu tefsirde bunları esas almamışlar. Bunlar Kur’an'ın evrenselliğine aykırı değillerdir, demişler.


- Kur’an'ın bütünlüğünü bozan bütün yaklaşımlar, herhangi bir canlıyı türünden ve ekolojik âlemden koparıp onu cansız ve ruhsuz yapmak gibidir.


- Bugün Biyoloji, Ekoloji ve Kuantum Fiziği tarafından açıkça bilindiği üzere; nasıl kâinatta her birey, her hücre, her atom sonsuz bir bilinç ve manevî iletişim ile varlığını devam ettiriyor; aynen öyle de Kur’anın her ayeti, her cümlesi hatta her harfi ve hatta her harfin sayısal değeri, İlahî sonsuz bir bilinç okyanusu içinde yerini aldığını gösteriyor.


İşte şimdi böyle bir çerçevede surenin tefsirine geçiyoruz:


Varlığı, diyalektik süreci ve bunun içindeki din ve vahyin yerini anlatan ve 92. sure olan Leyl suresinden sonra Duha suresi geliyor. Leyl suresi bu diyalektik zıtlardan önce gece ile başlıyor. Karanlığın her şeyi kapladığı zamana yemin ediliyor. Ardından tamamıyla aydınlanan gündüze yemin ediliyor. Sonra eril ve dişil yapılara yemin ediliyor. Yeminin cevabında “Bu dualiteli ve diyalektik süreçli yapının bir meyvesi olan insan hayatı ve insanın yaptıkları, çok çeşitli olacaktır.” diye söylüyor.

bahaeddin sağlam

Konuşma daveti ve medya başvuruları için, lütfen iletişime geçiniz

+90 533 163 09 12

İstanbul | Türkiye

© 2020 - Tüm hakları saklıdır.

  • Bahaeddin Saglam YouTube
  • Bahaeddin Saglam SoundCloud
  • Bahaeddin Saglam LinkedIn
  • Bahaeddin Saglam Twitter
  • Bahaeddin Saglam Facebook
  • Siyah YouTube Simgesi
  • Siyah SoundCloud'a Simge
  • Siyah LinkedIn Simge
  • Black Twitter Icon
  • Black Facebook Icon