top of page
  • Siyah YouTube Simgesi
  • Spotify
  • Siyah SoundCloud'a Simge
  • Siyah LinkedIn Simge
  • Black Twitter Icon
  • Black Facebook Icon

Sure Tefsirleri

Hud Peygamber Suresi Meal-Tefsiri, 11. Sure, 123 Ayet
(Özeti Kur’an Çok Büyük Mucize)

Bu surede Hz. Muhammed’le beraber sekiz Peygamber bahsi işleniyor. Aslında büyük Alman Müsteşrik Rudi Paret’in ifade ettiği gibi, diğer Peygamberlerden maksat yine Muhammed’dir. Evet, Kur’an’ı tam ve net olarak anlamak için, surelerin ana konusunu önceden bilmek gerekiyor. İşte bu surenin ana konusu, Hz. Muhammed’in peygamberliğini ispat etmektir. Evet, Kur’an’ın dört ana konusu vardır. Tevhid, Haşir, Nübüvvet ve Adalet. Her surede bu dört ana maksattan biri, birinci konu olur. Diğerleri, önemine göre o ana konunun ardında dizilirler. Evet, bu surede ana konu nübüvvettir. Özellikle Hz. Muhammed’in nübüvvetini ispat edip hakkaniyetini bilim dünyasına göstermektir.


İşte bu ana ve kilit konu, önce 2*2= 4 eder derecesinde, surenin girişinde Kur’an’ın mucizeliği ile ispat ediliyor. Daha sonra Nuh kıssasıyla, Muhammed’in Mekkelilerle olan durumu anlatılır. Ardında Hud ve Ad kıssası ile İslam dininin tarih boyunca Batı alemiyle olan durumu veriliyor. Salih ve Semud kıssasıyla, bu sefer İslam dininin Doğu milletleriyle olan ilişki tarzı anlatılıyor. İbrahim ve Lut kıssasıyla, İslam’ın dindar ehl-i kitapla ve aşırı homoseksüel olan Yunan, İran ve Osmanlı hedonist milletleriyle olan mukadderatı anlatılıyor. Şuayb ve Medyen (veresiye ülkesi) kıssası ile İslam dininin kırsal-köylü kesimle olan ilişki tarzı gösteriliyor. Musa kıssası ile de kısa bir dönem olan İslam’ın bugünkü materyalist çağımıza olan tepkisi veriliyor.


Evet, bütün bu maceraları bu yedi kıssanın iç tasarımıyla, nazm-ı maanisiyle (söz-dizilimiyle) ve kelime seçimleriyle sure boyunca izleyeceksiniz. Sure 11. Sure olmasıyla ve 123 ayet olarak bulunmasıyla diyor ki: Peygamberlik; özellikle Hz. Muhammed’in getirdiği Kur’an hakikatleri, insanlık ve hayat için en temel ve asla vazgeçilmez birer esas ve birer hakikattir.


Hemen hatırlatalım ki: Semavi kitaplarda anlatılan kıssaların hiçbirinde, tarih anlatılmıyor. Arketipler denilen, evrensel yani her zaman her yerde var olan birer sosyolojik ve ontolojik yasa olan gaybi (metafizik) hakikatler anlatılıyor. Nitekim bu sure, bu ilmi konu için çok net bir izah numunesidir. Surede bu hakikat üç sefer özellikle vurgulanmıştır. (Ayet 49; 100 ve121). Sırası geldikçe, bu ayetlerin tefsiri içinde bu ilmi hakikat izah edilecektir. Bu mesele hem Tevrat hem İncil hem Kur’an hem Gılgamış gibi mitolojik destanlar özellikle Âdem, Nuh ve Musa’yla Firavun kıssaları için geçerlidir.

Hz. Muhammed Son Derece Samimiydi

Müminûn (Değerler) Suresi
Meal-Tefsiri, 23. Sure, 118 Ayettir


Tevrat’ın dirilişi anlatan anlayışını dillendiren bir makale yazıyordum. Fakat baktım, konusu vahiy (peygamberlik) ve diriliş olan bu surenin tefsiri olmazsa, Tevrat ile ilgili o makale yarım kalacaktır. Onun için ona ara verdim. Bu 23. Sure tefsirine başladım. O makaleyi de Mustafa Öztürk’e cevap olsun diye, ilmî, uzun bir yazı olarak planlamıştım. Bu yazıya ise, bu başlığı attım. Çünkü asıl sıkıntı, Mustafa Öztürk’ün de Talha Hakan Alp’ın da Dücane Cündioğlu’nun da Mehmet Azimli'nin de Kur’an’a tam inanmamalarından kaynaklanıyor.


Evet, Mustafa Öztürk, Kur’an tarihsel malzemedir, Hz. Muhammed, Miladi 7. Asrın zihni seviyesinde onları derlemiş, diyor. Bütün videolarının özeti ve amacı, bu iddiadır. Talha Alp, ben kadir-i mutlak bir tanrıya inanmıyorum, diyor, Kur’an’ın vahiy oluşu konusunda Muhammed’in samimiyetini sorguluyor. Onun da bütün aktivitesi ve inanmaması, bu sıkıntıdandır. Ontolojik ve epistemolojik bilgi eksikleri var. Yoksa, samimi; alim bir insan. Dücane Cündioğlu, Hz. Muhammed Kur’an’ı bir şiirsel malzeme olarak muhayyilesinden yazdırmıştır, diyor. Allah konusunda da agnostik olduğunu gösteriyor. Fakat onun sıkıntısı, kibrindendir. Mehmet Azimli ise, Kur’an cahiliyet malzemesinin yeniden derlenmesidir, diyor, dine inanmadığını söylüyor. Başkaları da İslam yerine Türkçülüğe inandıkları için, bize Şamanizm lazım, Arap kültürünü bırakalım, din denilen şey zaten beşerî bir aktivitedir, çoğu Yahudi hikayeleridir, diyorlar.


Bununla beraber bu değerli Hocalarım, mevcut Müslümanlara ve Tarihe olan eleştirilerinin bir kısmında haklıdırlar. Bir kısmı diyorum, çünkü genellikle metinleri yanlış biliyorlar. Evet, özgür düşünüyorlar. Ama dil bilgileri ve fen bilgileri; özellikle, irfan denilen Ontoloji bilgileri çok yetersizdir. Halbuki bu üçü bir arada olmadan, ilimde iyi ve sağlıklı bir sonuç çıkmaz.


Evet, bunlar bugün itibarıyla toplumu tam etkiliyorlar. Bilimde ve Sosyolojide insanlarımızı karanlığa sürüklüyorlar. Bindikleri dalı kestiklerinin farkında değiller. Evet, eğer yüzde yüz Kur’an’a ve modern bilimlere tam uygun olan, İbn Arabi, Mevlâna, René Guenon ve M. İkbal'in anlattığı Panenteizmi (soyutuyla-somutuyla varlığın sonsuzluğu ve birliği, başka bir deyimle bütün kâinatın canlı, taklit kabul etmez somut bir vahiy olduğunu) kabul edip, yaygın bir eğitim olarak insanlığa anlatmaz isek; insanlığın geleceği, özellikle İslam dünyasının geleceği yıkıcı karanlık bir anarşizm olacaktır. Çünkü insanlık, yanlıştan, eksik bilgilerden ve hurafelerden kaçar.  Dolayısıyla, dinin yanlış şeklinden kaçarken doğrusunu da bırakır.

Kasas Suresi Meal-Tefsiri
28. Sure, 88 Ayet

Bu sure, Musa, İsa ve Muhammed hakikatleri üzerinden, din denilen kutsal düzenin ve aydınlık bilginin serüvenini anlatır. Diğer bütün varlıklar gibi dinin de evrim geçirdiğini bildirir. Surede İsa ve Muhammed isimleri, kelime olarak geçmiyor. Sadece Musa ismi var. Çünkü Musa, kutsal bilgi ve kutsal düzen sembolüdür. Bazen de Tarihi bir Peygamber olarak anlatılır. Ayet 3-49 Musa’yı; bilim ve dengeyi anlatır. İsa ve İncil misyonu ise ayet 52-56’da verilmiştir. Onun da özeti şudur: Kötülüğe, sabır ve iyilik ile karşı gel. Düşmanını dostun gibi sevmelisin. Surenin geri kalanı, Muhammed’in putperestliği nasıl kaldırdığını anlatıyor; zenginlik ve paranın da Karun kıssası üzerinden en büyük put olduğunu dillendiriyor.


Muhammed ismi zamir olarak geçiyor; fakat kelime olarak yok. Çünkü o tamamen, dava adamı olmuştur. Davası da evrendeki bütün varlıkların bir tek yazılımda birliği yani tevhit idi. Evet, surede İsa ismi de geçmiyor. Çünkü İsa hakikati bizzat İncil demektir, İsa canlı vahiydir. Ayrıca her bir dindar Hristiyan, özellikle her bir Havari bir İsa’dır.


Sure ile ilgili iki zarif incelik:


A- Sure numarası 28’dir, Surenin ismi olan Kasas kelimesi ise 280 (28*10) ediyor. Nitekim bu sure gibi Ta-Sin-Mim ile başlayan Şuara suresi, Kur’an’da 26. sıradadır. Şuara ismi, 572 (26*22) ediyor. Kasas kelimesi çoğul değildir; mastardır, uygulamalı anlatım demektir.


B- Bu sure, 88 ayettir. Bu sayı ise Zuhruf suresi tefsirinde gördüğümüz gibi, çok güzel olan varlıkların sembolüdür. Evet, bu surede baş rolü üstlenen dini düzen ve dini bilgi, gerçekten çok güzel birer hakikattirler. Varlık ve hayat anlamlıdır, diyebilmek için onlardan başka hiçbir çare yoktur.


Surenin tefsirine geçmeden önce kıssalarla ve tarih ile ilgili beş anekdot burada aktaralım ki, o kutsal serüvenin manası tam anlaşılsın. Şöyle ki:


A- Üçü bu surede anlatılan Peygamber kıssalarını, eski Orta Çağ tamamen tarih diye kabul etti. Fakat başta Biyoloji, Antropoloji ve Arkeoloji olmak üzere fen bilimleri ortaya çıkınca, onların tarih olmadığı anlaşıldı. Bu sefer bu kıssalar, aslı ve astarı olmayan mitolojik söylencelerdir, Muhammed onları roman gibi anlatmıştır söylemi, revaç buldu modern çağımızda.


Fakat Carl Jung gibi araştırmacılar, bunlar soyut, Sosyolojik ve Psikolojik arketip denilen yasalardır, diyor. Evet, bu kıssalar, gayb aleminin (metafiziğin) dilidirler. Arketiptirler. Her çağda numuneleri var oluyor. Nitekim bugün için bedihi bir hakikat olan evrim gerçeği, Âdem arketipinin, kadınıyla-erkeğiyle, genciyle-yaşlısıyla elli milyar Homosapiensin ismi olduğunu gösterdi.


B- İbrahimi dinler, özellikle İslamiyet, başta fizik ve metafizik olmak üzere kâinatı ve devam eden yaratılışı, diyalektik zıtların birliğinden ve dengeli çatışmasından ibaret gösteriyor.


Evet, Allah, sonsuz enerji, yazılım ve evrim sürecine sahip olduğundan, bütün diyalektik zıtları iki eli gibi kullanıyor. Bütün nedensellikler, parmaklar işlevini görüyor. Varlık sistemi yani kendisi, sonsuz olduğu gibi, bunlarla sonsuz soyut ve somut varlıkları (alt dosyalar olarak) yaratıyor. Bu sayede sonsuz güzel manaları ve tatlı hakikatleri elde ediyor. Varlık ve hayatın anlamsız ve absürt olmadığını gösteriyor.


Sonsuz olan Allah, bütün bunları anlatırken bireysel bir iş olarak değil de sonsuz sistem olarak yaptığı için, ayetlerde sürekli biz yapıyoruz, vahyi biz indiriyoruz, deniyor.


C- Allah’ın öz varlığı olan enerji, yazılım ve evrim süreci başta olmak üzere evren ve hayat, bir enformasyondur; dört boyutlu yazılımdır. Evet, kâinat, bu yazılımla yönetiliyor. Yokluk diye bir şey yoktur. Bütün zıtlar, o sonsuz varlığın büyük dosyasında 0-1 sistemi gibi işlev görüyor.


D- İşte Kur’an, bu varlık sisteminin ve tüm evrenin Arapçaya çevrilmiş hali olduğundan, o da bütünüyle enformasyondur, matematikseldir, bilgi tabanlıdır. Biz, kıt ve sınırlı bilgilerimizle hepsini gösteremezsek de 19 ve belirgin sayıları ve onların kombinezonları gibi bazı düzenli verileri gösterebiliyoruz. Bu surede bazı numuneleri göreceksiniz.


E- Kur’an vahiydir, yani evren içindeki saklı bilinçtir. Kur’an, bu vahiy hakikatini birkaç yerde özellikle 42/51-53. Ayetlerde, biyolojiye ve onun içinde saklı ruh yazılımına benzetiyor. Mesela, beş ton ağırlıkta olan canlı bir ağaç, sadece birkaç kilo topraktan beslenir, geri kalan kısmı sudan, havadan ve fotosentez sayesinde ışıktan oluşur. Evet, dil ve deyimler olarak Kur’an, toprak gibi olan insan dili ürünü gibi görünse de sonsuz mana katmanları ve işaretleri deşifre edilince, tamamen semavi ve İlahi rahmetin eseri olduğu, sonsuz bilgi-işlem içeren bir canlı olduğu, kuru odun gibi olan insan sözleri olmadığı görünüyor, çok net olarak. Beş cilt tefsirimde bunun çok numunelerini gösterdim. Bir kısmını da bu surede göreceksiniz.

Neml (Karınca) Suresi Meal-Tefsiri
27. Sure, 93 Ayet

Bu sure, vahyin şifreleri ve saklı sembolleri olan kesik (mukattaat) harflerle başlayan 29 sureden biridir. Vahiy denince, birilerinin hayali ve şiirsel imgeler dediği şey olmadığı gibi, Tarihselcilerin, eski bilgi kırıntılarının Hz. Muhammed tarafından amacına yönelik söylediği şeyler de değildir. Belki varlık sisteminin ruhu, yazılımı ve bilinci demektir vahyin hakikati. Surenin içinde bunun onlarca numunesini göreceksiniz. Evet, mesela Neml kelimesinin sayısal değeri, 120 ediyor. Sure numarası artı ayet numarası, 120 ediyor. İnsanoğlunun doğal ömrü de 120 senedir. (Tevrat, Tekvin) Bu doğal ömrün iki temeli var: Beslenme ve Süreç: (Taam ve Mev’id: randevu.)  İşte bu iki kelimenin her biri, yine 120 ediyor.


Sure “Ta-Sîn” kesik harfleriyle başlıyor. Bu kesik harfler bazen müstakil ayet sayılıyorlar, bazen de ilk ayetin ilk kelimesi oluyor. Bu da birçok, matematik, sayısal sırlar içindir. Burada müstakil ayet sayılmamıştır.


Surenin bu ilk ayeti, Hicir (15. Surenin) ilk ayetinin aynı mealidir. Fakat yüklem, onda önce kâinat ve ondaki insanlık; sonra İslam ve Kur’an idi. Burada ise önce Kur’an, sonra kâinat kitabı ve insanlığın sosyolojik yapısı gelmiştir.


Surenin mucizevi analizlerine geçmeden önce beş temel bilgiyi esas almalıyız.

Şuara Suresi Meal-Tefsiri, 26. Sure, 227 Ayet

Surenin ana konusu, şairler demek olan şuara değildir. Çünkü Surenin birinci ayeti, ana konuya remz ettiği gibi, 2. ayeti de ana konunun adını koyuyor: “İşte bu surede anlatılanlar, apaçık bir kitap olan kâinatın ayetleridirler (bilgi ve belgeleridirler).”


Sure, kesik (mukattaat) harflerle başlayan yirmi dokuz sureden biridir. Burada kesik harfler, üç Ta-Sin’den biri olan 27. Surenin aksine müstakil bir ayet sayılmıştır.


Evet, bu surede, kâinat kitabının ayetleri olan dokuz sosyolojik ve ilmi varlık damarından söz var: 1- Musa (din ve hukuk), 2- İbrahim (tevhid ve diriliş), 3- Nuh (asgarî düzeyde kutsalı kabul ve ona iman), 4- Ad kavmi (Batı alemi), 5- Semud kavmi (Doğu alemi), 6- Lut kavmi (yıkık medeniyet halleri), 7- Şuayb kavmi: Ashabü’l-Eyke (ormanlık (kırsal) kesim insanları), 8- Hz. Muhammed’in halleri, 9- Başta Kur’an olmak üzere bilim ve edebiyat çağı.


Anladığım kadarıyla Musa’nın dokuz ayetle Firavuna gönderilmesinin (27/12) bir manası, bu surede anlatılan bu dokuz hakikattir. Demek şiir, bu dokuz kategoriden en sondaki hakikatten çok küçük bir parça olduğu için sure onunla isimlendirilmiştir.


Kur’an, birçok surede buna benzer kıssalar zincirlerini dizer, ama tarih sanılmasın ve surenin ana maksadı kaybolmasın diye, kronolojiyi ve tarihi bilgileri esas almaz. Nitekim 19 peygamber olarak bu zincirlerden en önemli bir zinciri, Enbiya Suresi tefsirinde gördük. O 19 peygamberin tarihi şahsiyetler değil de evrensel birer misyon olduklarını, ayetlerin bağlamı ile ve kelime seçimleri ile belgeledik. Evet, bu surede de bu manayı dedirtmek için, Enbiya Suresi 2. Ayetin meali burada aynen 5. Ayet olarak gelmiştir. “Allah’ın somut varlığı olan ve Rahmaniyet diye ifade edilen kâinatın içindeki bilinç (logos) (Zikr’ür-Rahman)) onlara yeni bir mesaj olarak her geldiğinde o inanmayanlar, mutlaka ondan yüz çeviriyorlar.”


Evet, dindarlar, özellikle Müslümanlar bu zikri: bu bilinç, mantık ve logosu yeni bir anlayış olarak okumadığından bugün onlar sorumludur.  Demek ne zaman yeni bir mesaj olarak bunları okusalar ve insanlar inanmazsa işte ancak o zaman insanlık sorumlu olur.

bahaeddin sağlam

Konuşma daveti ve medya başvuruları için, lütfen iletişime geçiniz

+90 545 362 18 88

İstanbul | Türkiye

© 2026  Tüm hakları saklıdır.

  • Bahaeddin Saglam YouTube
  • Spotify
  • Bahaeddin Saglam SoundCloud
  • Bahaeddin Saglam LinkedIn
  • Bahaeddin Saglam Twitter
  • Bahaeddin Saglam Facebook
bottom of page