top of page
  • Siyah YouTube Simgesi
  • Siyah SoundCloud'a Simge
  • Siyah LinkedIn Simge
  • Black Twitter Icon
  • Black Facebook Icon

Makaleler

Delil-i İnayet ile İsbat

İnayet, itina, mana aynı kökü paylaşan kelimelerdir. İşin sahibinin o iş ile özene bezene olarak ilgilenmesi demektir. Mucize ve kerametlere de inayet denilir; çünkü bunlar, onları kanun üstü olarak yaratan Allah’ın özel ilgi ve alakasının ayet ve belirtileridir. İnayet veya Delil-i inayet kelimeleri Kur’anda geçmiyor. Onun yerine Allah’ın özel inayet ve alakadarlığını gösteren san’at ve ayet kelimeleri geçiyor.


Eski kelamcılar ve felsefeciler, bu inayet delilinden maksat “kâinattaki düzen” demektir, diye söylemişlerdir. Yani: Madem kâinatta bir düzen vardır; elbette o düzeni tesis eden bir müessis vardır; o da Allah’tır. Üstad Bediüzzaman, bu inayet delilini düzen kavramından daha geniş bir şekilde ele alıyor. Kur’anın, eşyanın faydalarından, sanat ve nimet boyutlarından söz eden ve Allah’ın özel kasıt ve müdahalesini gösteren bütün Kur’an ayetleri bu delil-i inayeti dokuyorlar. Bu ayetler içine; kâfirlere verilen özel azapları anlatan ayetler de giriyor. Çünkü o azaplar da, Allah’ın ekstra müdahalesinin göstergesidirler.


İnsan konuşurken veya bir konuyu yazarken, söz ve cümlelerden ziyade mana ile ilgilenir. Mana, ilgilenilen asıl öz demektir. Üstad, 24. Mektupta bütün kâinat ve bütün hadiseler birer tekellümdür, birer kitabettir (birer konuşmadır; birer yazıdır) derken varlıkların ve olayların içlerindeki bu maksut ve hedeflenmiş manaları kast ediyor.


Aslında vücut, varlık ve halk edilmenin en birinci özelliği Yunancada kozmos denilen
düzendir. Düzen olmazsa varlık ve yaratmak gerçekleşmez. Evet, varlığın simetrisi ve omurgası, sibernetik sistem denilen dengedir. Bununla beraber, varlıkta kaos yani düzensizlik de arızi olarak bir realitedir. Fakat bu durum geçicidir; daha güzel daha genel bir düzenin kurulması için kaotik durumlar altyapı oluyor.

Mitolojiden İki Önemli Örnek

Birincisi:


Antik Çağ varlığı, geçmiş ve geleceği, hayat ve ölümü, dünya ve ahireti, ihtiyaç ve aşkı kuşatacak şekilde fıtrat kavramını o kadar güzel anlatmış ki; biz bu hakikati anlatan metinlerini tam anladığımızda; onların ilerici ve bizim gerici olduğumuzu görmüş oluruz. Maalesef, 4-5 bin yıllık o eski dil kaybolduğundan, biz onları ilkel ve geri kabul ederiz; kendimizi de ilerici ve gelişmiş biliriz.


Onların dili; misal, edebî tasvir, arketipal literatür demek olan mitoloji ile anlatım idi. Biz bu dili çoğunlukla bilmediğimizden o bilgilere hurafe gözüyle bakıyoruz. Ve başta Tevrat olmak üzere dinlerin dili de buna yakın olduğundan maalesef bugün için insanların çoğu, dinî bilgileri ya yanlış anlıyor veya hurafe olarak algılıyor. Mutlak manada varlıktan, hayattan, değerlerden kopuyor. Başsız ve dipsiz bir anarşizme düştüğünden normal hayvanlar kadar dahi hayatını, hedefine ve lezzetine vardıramıyor.

Varlığın Haritası

Pek değerli kardeşim Hakan Yalman, Kuantum Dilinde Kâinatın Hecesi isimli bir kitap
yazmış oldu. Kitap kâinatın iki temel şifresini çözen 30. Söz’ün Şerhi olma iddiasını
taşıdığından ben de merakla okudum. Bu değerli kardeşim güzel mânâlar tespit etmiş,
avlamaya çalışmış. Fakat izahlar yetersiz olduğundan o güzelim mânâlar avlanmamıştır.


Hemen belirtelim ki, 30. Söz’ün 2. Mebhası birinci derecede kuantum nazarı ile atomların dönüşüm ve değişimine (tahavvülat) bakmamış. Daha çok kimya ilmi çerçevesi içinde atomların hareketinin ne ifade ettiği gerçeği etrafında dolaşmıştır. Çünkü Üstad’ın zamanında kuantum fiziği henüz keşfedilmemişti…


İşte bu değerli kardeşimin Kuantum Dilinde Kâinatın Hecesi adlı kitabının başlıklarının
iyi anlaşılması için Varlığın Haritası adlı bu notları yazıyorum. Niyetimiz birilerini
eleştirmek olmayıp, yarım kalan bardağı bu damlalarla doldurup taşırtmaktır; bu sayede
marifet bahçesinde güzel çiçeklerin çıkmasına yardımcı olmaktır.


İşte, değil Hakan kardeşimin, belki düşünce dünyasının yüzde doksanının düştüğü en
birinci hata şudur: Kâinatı reel ve müstakil varlıklar olarak kabul edip, Allah’ı uzaklara,
bilinmez bir yere ve biçime sokmaktır. Hâlbuki tevhid gereği olarak ve bütün dinî
metinlerden –özellikle Uzak Doğu dünyasından- öğreniyoruz ki; Varlık birdir, sonsuzdur,
onda ayrılık gayrılık yoktur. Gayrılık sadece eşyanın belirli bir nokta olarak görünüp,
sınırlanmasıdır; bu mânâ ile sonsuzdan farklılaşmasıdır. Yoksa vücut ve realite olarak
Varlık birdir; sonsuz ilim, kudret ve iradesiyle belirli noktalarda sonsuz varlığının belirli
tecellilerine şekil veriyor; insanoğlu da bu şekillerden biridir ki, kapsamlılık neticesinde,
bu sonsuz şekillere isim takıyor, Allah’ı bir derece bu esma ile bilmiş oluyor. Yoksa
“Sonsuz” kuşatılamadığı için bilinemez.


Bu derin meseleyi modern fizik terminolojisiyle ifade edersek, kâinat dediğimiz bu
belirlenmiş noktalar, fizik dilinde kuantitedir, parçacıktır, niceliktir. Sonsuz bir mânânın
mürekkebidir. Sonsuz bir yazılımın print edilmiş şeklidir.

İlim ve Cehalet veya Alem-i İslam Meselesi

Mesele soru, sorun, sorgulanan şey ve çözülmesi istenilen problem demektir. Evet, İslam dünyasında çok sorular ve çok sorun var. Ayrıca sorgulanan önemli acil durumlar var. Çözülme bekleyen büyük problemler var. Yüzyıl önce de böyle idi. Bir çağ geçmesine rağmen bir şey değişmemiştir.


Yüzyıl önceki aydın Müslümanlar bu sorunların farkında idi. Bunların çözümü için İslam Birliği manasında İttihad-ı Muhammedî’yi kurdular. O zaman şöyle bir soru medyada yayınlanıyordu. “Acaba bu İttihad-ı Muhammedî, modern dünyaya tehlike oluşturmaz mı?”
 

Bediüzzaman yine medya üzeriden bu soruyu şöyle cevaplıyordu: Birlik ilim ile olur. Eğer ilim varsa böyle oluşumlardan hiç zarar gelmediği gibi; çok faydaları da olur. Eğer tehlikeli olan cehalet üzere birlik ise, o zaten mümkün değildir. Böyle bir birlik asla gerçekleşemez. (Nutuk)

Marifet Hakkında Beş Not

Birincisi 


Semavî kitaplardan anlaşılan; madde de mana da, gayb de şehâdet de, Allah da Rahman da, İsa da Musa da, kanun da mucize de ve Ha-Mim ile işaret edilen 99 isim de ve Cevşen’de anlatılan 1001 isim ve şuunât da mutlak (sonsuz) bir Hakikatin farklı şüun ve tecellileridir. Dualiteyi ve diyalektiği yani Rahmaniyeti izah eden Rahman suresinde anlatıldığı gibi, bütün zıt varlık ve olaylar, O’nun şüun ve nitelikleridir. Bu noktadan bakılırsa insan için ölüm ve yokluk söz konusu olamaz. Varlıklar ve onların bilinçli dosyacıkları olan kişilikler sadece bir nitelikten diğer bir niteliğe geçiyorlar. Gerçekten Rahman suresi varlığı ve varlığın ikili yapısı olan dualiteyi çok güzel bir üslupla anlattığı gibi; bu ikili yapının bir neticesi olan ve göreceli olarak birbirinden farklı olan şüun ve nitelikleri de birlik ve tevhid çerçevesinde son derece sanatlı bir ifade ile sunmuştur. Evet, O her gün yeni bir şe’ndedir. 


Bu bakış açısı yani varlığı ve varoluşu bir görmek; nitelik ve nesneleri özellikle canlıları birbirinden kopuk, karışıklık içinde kıvranan ve en sonunda yokluğa mahkûm olarak görmemek, birlik kanununun, bilinçli yaradılışın ve tevhid inancının gereğidir. Çünkü en büyük dengesizlik sayılan şirkin varlıkta yeri yoktur. Şirk varsa sistem ve birlik asla var olamaz. Evet, müsbet ilimler bugün bize şu gerçeği gösteriyorlar: Bütün bu zıtları dengeleyen ve bu şüunata hayat ve can veren ve kâinatın ve hayatın işletim sırrını izah eden Sibernetik ilmine işaret eden Adl ismi ve niteliğidir ki; İmam-ı Azam’a göre en büyük ism-i azamdır. 


Evet, hiçbir şey tek başına O değildir. Fakat O her şeydir. Yani sonsuzdur. Ve her şeyin ruhu ve özü olan dengedir; El-Adldir. Hayat hakikati ile eşdeğerdir. Zaman ve mekândan münezzeh olduğu gibi kâinatın dışında olmaktan da münezzehtir. Ahmed-i Hani’nin tabiriyle O, sadece ene’l-hak değildir. Gerçek manada O, Vahid-i Mutlaktır.

Töre Cinayetleri

Ciltler dolusu araştırma isteyen böyle bir konuyu 10-15 sayfada, toparlamak ve genelde halkın yanlış algıladığı meseleleri anlaşılır bir şekilde özetlemek elbette kolay olmaz. Ve anlatılanların komplike olmaması için biz bu alandaki anahtar kavramları 5 grup halinde ansiklopedik olarak yazmaya çalışacağız. Şöyle ki:


1. Grup Kavramlar


1.1 DEVLET: Devlet Arapça bir kelime olup el değiştiren yetki ve yasama hakkı olan kurum demektir. İngilizcesi olan state kelimesi ise belli bir yere yerleşmiş düzenli halk demektir.


Bu devletin ve bu düzenin meşru olması için belli şartlar ve nitelikler gerekir. Yoksa herkes ben devletim, yaptım oldu, der; anarşi ve kargaşa doğar, o düzen ve toplum ve yerleşke de yok olur.


İslam hukukunda da, medeni çağdaş hukuklarda da devlet olmanın üç temel şartı vardır:
 

a) Belli bir toprağın tasarruf ve yetkisi, o devletin elinde olmalı.
b) Halkı, evet bütün halkı kurumsal belirli görevlere çağırabilme yetkisinin olması..
c) Para basmak ve dünyanın genel ekonomik düzenine aykırı olmayacak bir ekonomik güce sahip olmak.

Tarihselcilik ve Evrenselcilik üzerine Düşünceler

Epey zamandır gündemde olan veya zorla gündemde tutulan bir tartışma olması nedeniyle, insan ister istemez bu konudan pek uzak kalamıyor. Ben de tarihselcilerin ve karşıtlarının tezlerine göz atıp kendi oturtmaya çalıştığım Yeni Anlayış çerçevesinde görüşleri değerlendirmeye ve kendime tatminkâr bir cevap bulmaya çalışıyorum epey süredir…


Öncelikle şunu söylemek isterim ki; Kur’an metnini anlamak mevzusu üzerinden başlatılan bu tartışma konusunda net iki zıt kategori yok. Yani evrenselcilik ile tarihselcilik diyalektik çalışmıyorlar. Aksine, birbirlerinin içinde karşı taraftan öğeler ve yöntemler barındırıyorlar. Mevzunun aslında çok ciddi ve temelli olarak ele alınması gerekirken, bizim reyting-reklam-para üçgeninde işleyen medyamıza fazlaca düştüğünden, bireysel şovenizmin, idrak sıkıntılı vasatlığın da kurbanı olmuş gibi görünüyor konu. Bazı zatlar, sırf akıl yürütmeye gayret ettikleri için cahil sürülerin önüne atılmış, ölçüsüz linç ediliyor; kimileri ortamdan istifade kişisel hesaplarının, egolarının peşine düşmüş… Olan yine dine bir musibet gelmesi şeklinde cereyan ediyor maalesef ve pek çok insan için bir fitne (alıkoyucu) özelliği taşıyor bu tartışma ve maalesef taraflar da medyadaki tartışma ve üstün gelme şehvetiyle ifrata kaçmakta bir beis görmüyor, kendilerini rezil rüsva ediyorlar. İnsanlar da sonuç olarak, okun yaydan fırlaması gibi dinden kaçıyorlar veya ciddi mesafe alıyorlar…


Hâlbuki iki yaklaşımın da tanımı, söylemi ve problem alanı net olarak yapılabilse veya ifade edilebilse, sanki bir nebze çözüm adına daha dengeli bir yol alınabilir gibi görünüyor.

bahaeddin sağlam

Konuşma daveti ve medya başvuruları için, lütfen iletişime geçiniz

+90 533 163 09 12

İstanbul | Türkiye

© 2024  Tüm hakları saklıdır.

  • Bahaeddin Saglam YouTube
  • Bahaeddin Saglam SoundCloud
  • Bahaeddin Saglam LinkedIn
  • Bahaeddin Saglam Twitter
  • Bahaeddin Saglam Facebook
bottom of page