top of page
  • Siyah YouTube Simgesi
  • Spotify
  • Siyah SoundCloud'a Simge
  • Siyah LinkedIn Simge
  • Black Twitter Icon
  • Black Facebook Icon

Makaleler

Allah’a Yakınlık, Velayet 1

Dinde velayet ile; tasavvufta kurbiyet ile; kadim felsefede akl-ı faal’a kavuşmakla; yeni
felsefede kendini var etme kavramı ile; bilimde münevverlik ile; sosyal hayatta ermişlik ve enginlik ile bilinen İlahî yakınlık gerçeğini bir derece anlamak ve yaşamak için 12 basamaklı bir fikir silsilesini düşünmek ve bu 12 basamağı bir bütün olarak algılamak gerekir.. Şöyle ki:


1) Önce temel olarak varlığın mahiyetini ve varlıkla ilgili temel kavramları iyi bilmek gerekir. Bu kavramlar içinde en başta kurbiyet ve mazhariyet gelir; ikinci olarak vahidiyet ve ehadiyet gelir. Daha sonra varlığın iki farklı yansıması olan bu gerçekleri bilmek ve onları kendi akıl ve kalbimizde yaşamak; daha sonra her şeyin özü ve ruhu olan mutlak birliğe inanmak gelir.


Velayet, bir şeye yakınlık, bir şeyin hemen ardında olmak demektir. Çocukların velisi, onlara en yakın kişi demektir. Bu zat velidir dediğimizde Allah’a yakın biridir, manasına gelir. Fakat genellikle bu yakınlık, dikey ve fizikî bir şey olarak veya metafizik âleme geçiş ve o âlemi bilmek diye anlaşılır. İşleri yönetenlere de vali denilir; çünkü işin idarecisi o işe en yakın ve ehil kişidir.

Kutsal Dini Kıssalarda Değerli Bilim Adamı Celal Şengör'ün Bilmediği Önemli Noktalar

Celal Hocam, bu kıssaların anlattıklarını Tarihte görmeyince  herhalde masaldırlar, diyor.

Evet Tarih olmadıkları gibi asla masal da değiller. Belki Antropolojik, Sosyolojik ve Ontolojik yasalardır.

Demek Celal Hocam, Kiliseye ve Diyanete karşı bir açıdan haklıdır. Ve Mahkemeye verilmesi tamamen yanlıştır.

Çünkü Kilise ve Diyanet, ilmin bu kadar geliştiği bu çağımızda dahi hala o kıssaları tarih diye dayatıyor.


Evet dini bilgiler tarih değiller. Peygamberlerin somut bireysel bazda gözlemlediği yasalardır.

M. İkbal, Carl Jung ve Bediüzzaman bunların evrensel yasalar 

başka bir deyim ile arketip ve şahs-ı manevi olduğunu ifade ettiler.

Bediüzzaman 20. Söz'de bunu şöyle formüle etti: Bu Kıssalar ve her bir cümleleri:

Birer kanun-u külli-i meşhutturlar. (Evrensel ve heryerde gözle görülen yasalardır.)


Mesela Ademin bütün insanlık dillerini ve ilimlerini bilmesi, insanı hayvandan ayıran 

onun üstünlüğünün ve sorumluluğunun mucizesi olan sonsuz güzellikte  

ve dünya çapında gözlemlenen  bir gerçekliktir.

Mesela Nuh'un 950 sene yaşaması İnsanlık Tarihinde dinlerin egemen olduğu ilk çağın bir ifadesidir.

Ve mesela: Tufan Buzul Çağında gerçekleştiği tarihen sabit olan  binlerce  tayfunun ifadesidir.


Mesela İbrahim'in Putperestliği kırması, insanlık Tarihinin Mitolojiden kurtulup diyalektik düşünce

safhasına yani  Birlik ve Tevhide geçiş ifadesidir. Zül-karneyn ise, bütün tarihteki bütün vahşi, bozguncu ve yağmacı saldırılara (Yecüc- Mecüce) karşı koyan bütün siyasi ve dini liderlerin ortak ismidir. Mesela: Hızır Ekoloj sembolüdür.


Mesela: Musa hukuk, şeriat ve millet fikri ile gelen bütün peygamber ve  liderlerin ortak kişiliğinin ifadesidir.

Harun, Mistisizmin ve Ruhban kurumlarının adıdır..

Mesela Lokman Tıp Sektörünün ifadesidir. Lokman Suresinde Tıbbın iki temelini atıyor:

1) Şirk koşmamak yani Sonsuz bir yaradana inanmak yani kaygı çekmemek.

2) Şükretmek.  Şükrün bugünkü dilimizde karşılığı memnun olmak demektir.

Bu ise sağlığın temel yasalarından biridir.


 Celal Hoca Muhammed'den başka hiçbir tarihi peygamber yoktur, diyor.

 Büyük ilmi bir yanlışı ortaya atıyor. Ne de olsa mühendistir, herşeyi somut düşünüyor.


Evet İsa'yı Yahudi ve Roma belgelerinde görüyoruz. İnterneti tarasa bunu kendisi de görebilir.

Ve Babil Sürgününden sonra başta Ezra olmak üzere diğer Yahudi peygamberleri 

Yahudi tarihinde sabittirler. O zaman yazıya geçirilen Tevrat'la da sabittirler..


Bu kardeşiniz 25 yıldır. bu gibi konularda dört kitap ve kırk makale yazdı.

O kıssaların her bir cümlesinin nasıl birer ilmi yasa olduğunu hiç atlamadan gösterdi.

Burada  dört tanesini siz değerli dostlarımla paylaşıyorum. Tekrardan bıkmamanızı diliyorum.


Herkese binler selam ve hürmetler.


Okumak için tıklayınız:

1- İbrahim'in Hakikati - 2

2- Nuh'un 950 Sene Yaşamasının Manası

3- Tufanın Gerçeği

4- Âdem ve Havva Hakikati

Allah’ın Sonsuz Varlığı ve İnsan Özgürlüğü

Ana Konuya Girmek için Bir Giriş: Ayet’el-Kürsi Tefsiri:


Bu ayet, Allah’ın özgün varlığı olan ilmini anlatır; kader de ilim nev’indendir.


İşte Kur’an’ın bu ontolojik ayetini anlamak için şu beş bilgi notunu önceden bilmek gerektir:


1) Varlık soyutuyla somutuyla sonsuzdur. Dolayısıyla yokluk diye bir şey yoktur.


2) Asıl varlık, bilim adamlarının soyut datalar ve yazılım diye dile getirdiği bilgidir.


3) Allah kelimesinin belirsiz hali olan İlah kelimesinin etimolojisi, Soyut ve Sonsuz olduğu için yalnızca kendisine tapılan demektir. La İlahe İllallah, sadece sonsuz olana tapılır manasına gelir. Uluhiyet tevhidini bildirir. Allah kelimesi, belirlilik edatı (Lam-ı tarif) alan halidir. Demek Allah soyut boyuta bakar, Rahman somut boyuta bakar, Rahim ise aradaki varlıklara bakar. Üçü de birdir. O’nun Ehad (çok birlik sahibi) ismi ise, her yerde bulunduğunun ve her şeyde göründüğünün ifadesidir. Evet, sınırlı varlıklar, sınırlı olmaları ile beraber sonsuzluğu gösterirler. Çünkü ancak sonsuz bir enerji, yazılım ve gelişme süreci ile var olabilirler.


4) Bu ayette geçen Hayy ve Kayyum (Diri ve Ayakta Tutan) isimleri, bütün biyolojik ve fizik varlıklardır. Evet, Allah’ın isimleri kâinattaki hakikatlerdir. Bu hakikatler Allah’ın sonsuz soyut varlığının devamıdırlar. İsim-müsemma birdirler. Bir görüşe göre bu varlıklar, süreç ve sistem olarak sonsuzdurlar; diğer bir görüşe göre fizik olarak da sonsuzdurlar. Birçok kâinat var ve birçok Big Bang olmuştur, diyen görüşe göre. Demek Arapça ve İbranice olarak kullandığımız sözcükler, Allah’ın isimleri değil de O’nun gerçek isimlerinin isimleridirler. (İbn Arabi, Ansiklopedi)


5) Ayette geçen Allah Kürsüsü, kadim tefsirlerde Allah’ın ilmi diye geçiyor. Kralın, üzerinden devleti yönettiği Taht demek olan Arş ise, Allah’ın kudreti (gücü) diye tefsir edilir. “Rahman (somut varlığı da olan) Allah arşa istiva etti.” ayeti, Allah somut tecellisiyle, bütün varlık ve kâinata egemen oldu, manasındadır.


Ben merak ediyordum: Allah gücüyle her şeyi kuşatmış yönetiyor. Neden Arşı gökleri ve yeri kuşatmış denmiyor da Kürsüsü gökleri ve yeri kuşatmış deniyor? Sonra asıl varlığın ilim ve yazılım olduğunu ve her şeyi kuşattığını öğrenince bu ayetin önemli asıl bir nüktesini bilmiş oldum.

Pedi, Ansiklopedi ve Okyanus

Birçok tıp doktoruna: Ortopedi, pediatri ve ansiklopedi kelimelerinde geçen pedi ne demektir? Ve neden aynı kelime üç ayrı manada kullanılmıştır? Diye sordum ve hiçbir cevap alamadım. İşte bu sorunun cevabı şudur:

Pedi, Latincede ayak demektir. Fakat bu üç kelime de ikinci bir manada, temel manasında kullanılmıştır. Çünkü ayak bedenin temelidir. İşte buna göre ortopedi kelimesindeki pedi, kemikler manasındadır: Çünkü kemikler bünyenin temeli ve dayanağıdır. Orto veya ordu yine Latince bir kelime olup düzenleyici veya düzen demektir. Buna göre ortopedi kemikleri düzenleyen tıp dalı manasındadır.

Adem ve Evrim

[Bu söyleşi Nokta dergisi tarafından yapıldı.

Fakat bazı çevreler, yayınlanmasına izin vermediler.]

 

Kitaplarınızda okuduğum kadarıyla siz evrime inanıyor ve dinle bağdaştırıyorsunuz?

 

Evet. Tekâmül (Evrim) görüşü, türlerin yaratılması inancına aykırı değildir. Bugün evrim artık nazariye olmaktan çıkmıştır. Dinî kitaplara aykırı da değildir, bilimsel bir meseledir. Ben 200‟e yakın fennî ve dinî delil gösterebilirim. Bilakis böylece Allah sisteminin ekonomik işleyişini, sanatını ve gücünü gösterir. Kâinat mana üretmek için yaratılmış; bu da ancak evrim fiiliyle mümkündür. Evrim hiçbir şeyin birden bire olmaması demektir. Hayatın en büyük karakteri yavaş yavaş olmasıdır. Yaratılıştaki evrime dikkat edersek, bunun bir plan ve program olduğunu anlarız. Mesela, benim avucumda bir yumurta, kırk sene kalsa civciv olamaz. Fakat Allah‟ın bir avucu olan ekolojik ortamda saniyede kırk milyon civciv çıkıyor. Hocalar ikisini birbirine karıştırmamalı.

Allah’a Yakınlık, Velayet 2

Varoluş veya yaradılış denilen, gayet geniş, zorunlu bir yolculuk yani gelişme ve kemalata doğru ilerleme isteği, canlı-cansız bütün varlıkların en birinci özelliği ve niteliğidir. Bu özellik ve nitelik, bir şeyi var kılan enerji, yazılım ve gelişim denilen üçlü sacayağının üçüncü ayağı da sayılsa; varlığı amaçlı ve anlamlı kılan olarak birinci sırada gelir.


Birçok makalemde ontolojik yönüyle varlığı ve yaradılış sürecini çok detaylı olarak
anlattığımdan, tekrar olmasın diye bu yazıda sadece bu gelişme yolculuğunun yapısını,
özelliklerini ve engellerini kısa notlar halinde yazacağız. Belki bu notlar bu yolculukta bize küçük bir harita olur.


Bu üçlü sacayağının birincisi olan enerji, ham bir malzemedir. Bu malzemenin nesne ve eşya olması için bütün kâinatı kuşatan, her şeyin diğer her şey ile ilişkisini sibernetik olarak dengeleyen bir bilgi lazımdır. Bilgi ise soyuttur. Demek nesnel veya kişisel varlığı oluşturan, sonsuz bir bilgiyle gerçekleşen yazılımdır. Bizi biz kılan, bedenimizi ve enerjimizi araç olarak kullanan kişiliğimiz ve ruhumuz bu yazılım gerçeğinden başka bir şey değildir.

Kelime ve Logos veya Varlık ve Bilinç

Bilinmesi bizim için hayatî bir mesele olan ve diğer adı hayat ve biyoloji olan bu gerçeğin izahına çok eskiden beri çalışılmıştır. İnsanlık Âdemiyet zamanından bugüne yani soyut kavramları bildiği dönemden beri bu konuda kafa yormuştur. Eski Sümer ve Mısırın mitolojik metinlerinden açıkça anlaşılıyor ki; onlar kâinatın bir bilinç tarafından yönetildiğini yani onu işleten bir ruh ve mantığın var olduğunu biliyorlardı. Fakat eski insanlar, genellikle pagan oldukları için bu ruh ve mantığı birbirinden farklı ve kopuk değişik isimler ile ifade ediyordu.


Semavi dinleri saymazsak; bu hakikatin üniversal ve külli olarak ifade edilişini ilk olarak eski Yunan filozoflarında görüyoruz. Bunların başında Heraklitos (M.Ö. 475) gelir. Yunan düşüncesinin belkemiği olan Aristo ise, kendisinden evvel gelen filozofların birçok görüşünü eleştirmek ile beraber, bu logos kavramına, akl-ı evvel veya eşyaya form (suret) veren ilke demiştir; Ruh isimli kitabından anlaşıldığı gibi.. Aristo ayrıca insanı kâinatın bir modeli ve zirvesi olarak gördüğünden dil ve aklın sağlıklı çalışması için mantık ilmini ilk olarak o kaleme almıştır..

bahaeddin sağlam

Konuşma daveti ve medya başvuruları için, lütfen iletişime geçiniz

+90 545 362 18 88

İstanbul | Türkiye

© 2026  Tüm hakları saklıdır.

  • Bahaeddin Saglam YouTube
  • Spotify
  • Bahaeddin Saglam SoundCloud
  • Bahaeddin Saglam LinkedIn
  • Bahaeddin Saglam Twitter
  • Bahaeddin Saglam Facebook
bottom of page