Makaleler
Varlık ve Hayat Absürt Değildir
Ben elli yaşındayım; 40 yıldır, gece gündüz dil ve ilimlerle meşgulüm; 36 senedir; başta
Risale-i Nur olmak üzere büyük düşünürlerin kitaplarını okuyorum. İtiraf edeyim ki; bu
kitapların bazı parçalarını yeni yeni öğreniyorum. Bunun da iki sebebi var:
1) Dinî ve felsefî konular, çok geniş olduklarından, sınırlı zihnimiz, onları her zaman
kuşatamıyor.. Ve bir şey kuşatılmadan, ona sınır ve çerçeve konulmadan, hatta iç
edilip sindirilmeden tam anlaşılmaz. Mantık ilminde bir şeyin tanım ve tarifine hadd
(sınırlayıcı bilgi) denilir.
2) Biz kavram ve dil konusunda çok çok fakiriz. İslamiyet denilince, birkaç cahil hacıhocanın absürtçe uyguladığı ve içi boşaltılmış şekilleri anlıyoruz. Allah denilince,
ötelerde, bilinmez, tuhaf bir somut varlık zihnimize geliyor. Kâinat ve madde
denilince, Allah’tan ayrı, kötü, karanlık ve şeytanî bir ortam hatırımıza geliyor.
Halbuki; gelecek parçanın izahında göreceğimiz gibi; bu ve bunlara benzer literatür,
sonsuz-soyut kavramları, hakikatleri ve evrensel yasaları ifade ediyorlar.
Gerçi, kainattaki düzene, bilince, birlik ve manaların üretimine dayanarak varlığın absürt
olmadığını yaklaşık yirmi yıldır biliyor ve yazıyordum. İnsanın sonsuz, zengin yetenek ve duygularının hikmetini ise imtihan ve sınav çerçevesinde değerlendiriyordum. Bu gece, hiçbir zaman tam çözemediğimi bildiğim bir parça risalenin (11. Söz’ün) son üç sayfasını okudum. İşte 40 yıllık çalışmalar ve açlığımın tetiklemesiyle şöyle bir mana çerçevesini gördüm: Varlığa, dinî kavramlara karşı bakışım bire bin arttı, genişledi.
Fatır ve Fıtrat Kavramı
Bu temel ve kilit kavramı beş başlık altında anlatmaya çalışacağız. Geniş bir alanda bunun anlamını, numunelerini ve gerçekliğini göstereceğiz; şöyle ki:
1) Sözcük Olarak Fıtrat
İslam dünyasında ve Orta Doğuda dinî kültürlerde bu kavramı çok net olarak izleyebiliyoruz.. Arapçada halk etmek, şekli ve yapısı belirgin olmayan bir şeye şekil ve biçim vermek demektir. Ahlak kelimesi bu kökten gelir. İnsanoğlunun henüz şekil almamış plastik gibi olan psikolojisi, krater gibi donuk ve sabit bir karakter alınca ona ahlak denilir.
Arapçada yapmak fiili, eğer sosyal ve soyut bir durum ise, onun için halk etme kavramı değil de, kılmak ve etmek manasına gelen ca’l kelimesi kullanılır. Allah âdemi (insanoğlunu) yeryüzünde halife kıldı. (2/30) mealindeki ayette anlatıldığı gibi..
Sartre’a Cevap
“Sadece İnsan” isimli bu kitabın ilk makalesi olan Varoluşçuluk ve Hümanizm adlı bu yazıyı beş-on dostumla paylaştım. Niyazi Öktem Hocamız, Batıda dindar varoluşçular da var; bunu belirt, diye tavsiyede bulundu. M. Koç ve M. Karakütük kardeşlerim de dinsiz varoluşçuların birçok iddiası var; bunları tek tek ele alıp cevaplamalısın, dediler. Ve M. Koç, ateist varoluşçuların baş temsilcisi olan Sartre’dan uzun bir yazı da gönderdi.
Bu gibi katkıları için Niyazi Hocama ve diğer kardeşlerime teşekkür ederim. Sartre’ın
iddialarına da yedi başlık altında şöylece cevap veriyorum:
Ayrıca bu kitaptaki her bir makale hem tek başına hem de diğer makalelerle beraber olarak onlarca cevap oluşturuyor.
Allah’a Yakınlık, Velayet 1
Dinde velayet ile; tasavvufta kurbiyet ile; kadim felsefede akl-ı faal’a kavuşmakla; yeni
felsefede kendini var etme kavramı ile; bilimde münevverlik ile; sosyal hayatta ermişlik ve enginlik ile bilinen İlahî yakınlık gerçeğini bir derece anlamak ve yaşamak için 12 basamaklı bir fikir silsilesini düşünmek ve bu 12 basamağı bir bütün olarak algılamak gerekir.. Şöyle ki:
1) Önce temel olarak varlığın mahiyetini ve varlıkla ilgili temel kavramları iyi bilmek gerekir. Bu kavramlar içinde en başta kurbiyet ve mazhariyet gelir; ikinci olarak vahidiyet ve ehadiyet gelir. Daha sonra varlığın iki farklı yansıması olan bu gerçekleri bilmek ve onları kendi akıl ve kalbimizde yaşamak; daha sonra her şeyin özü ve ruhu olan mutlak birliğe inanmak gelir.
Velayet, bir şeye yakınlık, bir şeyin hemen ardında olmak demektir. Çocukların velisi, onlara en yakın kişi demektir. Bu zat velidir dediğimizde Allah’a yakın biridir, manasına gelir. Fakat genellikle bu yakınlık, dikey ve fizikî bir şey olarak veya metafizik âleme geçiş ve o âlemi bilmek diye anlaşılır. İşleri yönetenlere de vali denilir; çünkü işin idarecisi o işe en yakın ve ehil kişidir.
Kutsal Dini Kıssalarda Değerli Bilim Adamı Celal Şengör'ün Bilmediği Önemli Noktalar
Celal Hocam, bu kıssaların anlattıklarını Tarihte görmeyince herhalde masaldırlar, diyor.
Evet Tarih olmadıkları gibi asla masal da değiller. Belki Antropolojik, Sosyolojik ve Ontolojik yasalardır.
Demek Celal Hocam, Kiliseye ve Diyanete karşı bir açıdan haklıdır. Ve Mahkemeye verilmesi tamamen yanlıştır.
Çünkü Kilise ve Diyanet, ilmin bu kadar geliştiği bu çağımızda dahi hala o kıssaları tarih diye dayatıyor.
Evet dini bilgiler tarih değiller. Peygamberlerin somut bireysel bazda gözlemlediği yasalardır.
M. İkbal, Carl Jung ve Bediüzzaman bunların evrensel yasalar
başka bir deyim ile arketip ve şahs-ı manevi olduğunu ifade ettiler.
Bediüzzaman 20. Söz'de bunu şöyle formüle etti: Bu Kıssalar ve her bir cümleleri:
Birer kanun-u külli-i meşhutturlar. (Evrensel ve heryerde gözle görülen yasalardır.)
Mesela Ademin bütün insanlık dillerini ve ilimlerini bilmesi, insanı hayvandan ayıran
onun üstünlüğünün ve sorumluluğunun mucizesi olan sonsuz güzellikte
ve dünya çapında gözlemlenen bir gerçekliktir.
Mesela Nuh'un 950 sene yaşaması İnsanlık Tarihinde dinlerin egemen olduğu ilk çağın bir ifadesidir.
Ve mesela: Tufan Buzul Çağında gerçekleştiği tarihen sabit olan binlerce tayfunun ifadesidir.
Mesela İbrahim'in Putperestliği kırması, insanlık Tarihinin Mitolojiden kurtulup diyalektik düşünce
safhasına yani Birlik ve Tevhide geçiş ifadesidir. Zül-karneyn ise, bütün tarihteki bütün vahşi, bozguncu ve yağmacı saldırılara (Yecüc- Mecüce) karşı koyan bütün siyasi ve dini liderlerin ortak ismidir. Mesela: Hızır Ekoloj sembolüdür.
Mesela: Musa hukuk, şeriat ve millet fikri ile gelen bütün peygamber ve liderlerin ortak kişiliğinin ifadesidir.
Harun, Mistisizmin ve Ruhban kurumlarının adıdır..
Mesela Lokman Tıp Sektörünün ifadesidir. Lokman Suresinde Tıbbın iki temelini atıyor:
1) Şirk koşmamak yani Sonsuz bir yaradana inanmak yani kaygı çekmemek.
2) Şükretmek. Şükrün bugünkü dilimizde karşılığı memnun olmak demektir.
Bu ise sağlığın temel yasalarından biridir.
Celal Hoca Muhammed'den başka hiçbir tarihi peygamber yoktur, diyor.
Büyük ilmi bir yanlışı ortaya atıyor. Ne de olsa mühendistir, herşeyi somut düşünüyor.
Evet İsa'yı Yahudi ve Roma belgelerinde görüyoruz. İnterneti tarasa bunu kendisi de görebilir.
Ve Babil Sürgününden sonra başta Ezra olmak üzere diğer Yahudi peygamberleri
Yahudi tarihinde sabittirler. O zaman yazıya geçirilen Tevrat'la da sabittirler..
Bu kardeşiniz 25 yıldır. bu gibi konularda dört kitap ve kırk makale yazdı.
O kıssaların her bir cümlesinin nasıl birer ilmi yasa olduğunu hiç atlamadan gösterdi.
Burada dört tanesini siz değerli dostlarımla paylaşıyorum. Tekrardan bıkmamanızı diliyorum.
Herkese binler selam ve hürmetler.
Okumak için tıklayınız:
Allah’ın Sonsuz Varlığı ve İnsan Özgürlüğü
Ana Konuya Girmek için Bir Giriş: Ayet’el-Kürsi Tefsiri:
Bu ayet, Allah’ın özgün varlığı olan ilmini anlatır; kader de ilim nev’indendir.
İşte Kur’an’ın bu ontolojik ayetini anlamak için şu beş bilgi notunu önceden bilmek gerektir:
1) Varlık soyutuyla somutuyla sonsuzdur. Dolayısıyla yokluk diye bir şey yoktur.
2) Asıl varlık, bilim adamlarının soyut datalar ve yazılım diye dile getirdiği bilgidir.
3) Allah kelimesinin belirsiz hali olan İlah kelimesinin etimolojisi, Soyut ve Sonsuz olduğu için yalnızca kendisine tapılan demektir. La İlahe İllallah, sadece sonsuz olana tapılır manasına gelir. Uluhiyet tevhidini bildirir. Allah kelimesi, belirlilik edatı (Lam-ı tarif) alan halidir. Demek Allah soyut boyuta bakar, Rahman somut boyuta bakar, Rahim ise aradaki varlıklara bakar. Üçü de birdir. O’nun Ehad (çok birlik sahibi) ismi ise, her yerde bulunduğunun ve her şeyde göründüğünün ifadesidir. Evet, sınırlı varlıklar, sınırlı olmaları ile beraber sonsuzluğu gösterirler. Çünkü ancak sonsuz bir enerji, yazılım ve gelişme süreci ile var olabilirler.
4) Bu ayette geçen Hayy ve Kayyum (Diri ve Ayakta Tutan) isimleri, bütün biyolojik ve fizik varlıklardır. Evet, Allah’ın isimleri kâinattaki hakikatlerdir. Bu hakikatler Allah’ın sonsuz soyut varlığının devamıdırlar. İsim-müsemma birdirler. Bir görüşe göre bu varlıklar, süreç ve sistem olarak sonsuzdurlar; diğer bir görüşe göre fizik olarak da sonsuzdurlar. Birçok kâinat var ve birçok Big Bang olmuştur, diyen görüşe göre. Demek Arapça ve İbranice olarak kullandığımız sözcükler, Allah’ın isimleri değil de O’nun gerçek isimlerinin isimleridirler. (İbn Arabi, Ansiklopedi)
5) Ayette geçen Allah Kürsüsü, kadim tefsirlerde Allah’ın ilmi diye geçiyor. Kralın, üzerinden devleti yönettiği Taht demek olan Arş ise, Allah’ın kudreti (gücü) diye tefsir edilir. “Rahman (somut varlığı da olan) Allah arşa istiva etti.” ayeti, Allah somut tecellisiyle, bütün varlık ve kâinata egemen oldu, manasındadır.
Ben merak ediyordum: Allah gücüyle her şeyi kuşatmış yönetiyor. Neden Arşı gökleri ve yeri kuşatmış denmiyor da Kürsüsü gökleri ve yeri kuşatmış deniyor? Sonra asıl varlığın ilim ve yazılım olduğunu ve her şeyi kuşattığını öğrenince bu ayetin önemli asıl bir nüktesini bilmiş oldum.
Pedi, Ansiklopedi ve Okyanus
Birçok tıp doktoruna: Ortopedi, pediatri ve ansiklopedi kelimelerinde geçen pedi ne demektir? Ve neden aynı kelime üç ayrı manada kullanılmıştır? Diye sordum ve hiçbir cevap alamadım. İşte bu sorunun cevabı şudur:
Pedi, Latincede ayak demektir. Fakat bu üç kelime de ikinci bir manada, temel manasında kullanılmıştır. Çünkü ayak bedenin temelidir. İşte buna göre ortopedi kelimesindeki pedi, kemikler manasındadır: Çünkü kemikler bünyenin temeli ve dayanağıdır. Orto veya ordu yine Latince bir kelime olup düzenleyici veya düzen demektir. Buna göre ortopedi kemikleri düzenleyen tıp dalı manasındadır.




