Makaleler
Küçük Sözlerin Lügatçesi
Birinci Söz
Nasihat: (A.İ) Öğüt. Kelimenin kökü nush: Samimiyet. Demek öğütün samimi olması gerek.
Temsilat: (A.Ç) Temsiller, benzerler; at eki çoğul manasını veriyor. Tekili temsil: Soyut bir manayı somut bir şeyle anlatmak.. Öyle ki somut hikâye soyut mananın bir misli ve benzeri olur.
Hakikat: (A.İ) Gerçeklik, gerçek bilgi, dinî realite. Çoğulu hakaik. Hak ve hukuk kelimeleri aynı kökten gelir. Ehl-i hakikat: Doğru bilgi sahibi zatlar.
İstifade: (A.M) Faydalanma, faydalanmayı dileme, Kökü fayda. Bu kalıp istek kipidir. İstirham, merhamet dilemek; istiğfar, mağfiret dilemek gibi..
Hayır: (A.İ) Yararlı ve seçkin şey. Bu kökten gelen ihtiyar, iyi tarafı seçmek.. Yaşlı insan iyi tarafı seçtiği için ihtiyar ismini almıştır.
Nişan: Belirti; bir şeyin neye ait olduğunu bildiren alamet.. İslam nişanı, Besmele; İslam’ın Allah’a ait olduğunu bildiren alamet..
Temsilî: (A.N.İ) Temsile ait, temsilli. Temsilî hikâyecik, temsil olan küçük hikâye.
Şakî: (A.İ) Eşkıya, yol kesen, kanuna karşı gelen. Kelimenin kökü olan şekavet: Mutsuzluk.. Çünkü kanuna karşı gelen mutsuz olur. Şakînin çoğulu eşkıya. Türkçede tekil manada kullanılır. Çoğul olan talebe kelimesinin öğrenci manasına geldiği gibi..
Kâtıut-tarik: (A.İ.T) Yol kesen. Kat’ kesmek, kâtı’ kesen, tarik yol; tarikat, manevî yol.
Hz. Muhammed Hakkında 10 Temel Bilgi
Bu bilgi notlarına geçmeden önce, doğrusu din ile özellikle İslam ile ilgili gerçek verileri toplayan ve yorumlayan bir bilim adamı olarak bir şeyler yazmak istediğimde zorlanıyorum. Çünkü:
a) Dindarlar ve özellikle Müslümanlar dinlerini bilmedikleri için onların yaşadığı bütün eksikliklerin faturası bana da çıkartılıyor.
b) Onun için bazen bana Yahudi diyorlar, bazen Hıristiyan diyorlar, bazen mürteci diyorlar, bazen sapık bir dinsiz olarak değerlendiriliyorum.
c) Ve bunun sonucu olarak gerçek bir şekilde terk ediliyorum. Bana ve kitaplarıma ambargo uygulanıyor. Ve daha düne kadar ağabey ve babam kadar kendime yakın bildiğim bazı cemaat liderlerinin “Bırakın unutulsun!”, “Ona cevap vermeyin!” gibi ilkel su-i kastlarına mahkûm ediliyorum.
Fakat yine de insanlığa hizmet için ve doğruluk daima kârlı çıkar prensibiyle bu gibi uğraşlardan vazgeçemiyorum. Ve doğrusu güzel de yaptığıma inanıyorum. Çünkü benim gece-gündüz tam 40 yılım bu uğurda harcanmıştır. Artık güzel ilmî ve manevi meyveleri almam lazım. Yoksa israf olur. Hâlbuki tabiatta asla israf yoktur.
Geçmişe baktıkça ve insanın kadîm mirasını inceledikçe görüyorum ki, en az anlaşılan Hz. Muhammed’dir. Çünkü Onun dini, inancı, hukuk kültürü denge idi. Ve dengeye dayanıyordu. Fakat genellikle insanlar aşırı uçları tercih ettiklerinden onu anlamadılar. Yani insanlar genellikle terazinin bir kefesi oluyorlar, terazi olamıyorlar; hâlbuki tarihte başta Hz. İbrahim de Hz. Muhammed de terazi idiler. Ve bu asrın bütün başarıları diyalektik süreci dengelemesindendir. Ve bütün eksiklikleri insanların bu doğal veya sosyal dengeyi kaybetmelerindendir.
Çağımızda Şiddet ve Şiddet Felsefesi
Şiddet Arapça bir kelimedir, fakat Tarihte, çağımızda kullandığımız manada kullanılmıyordu. Daha çok, dağınık şeyleri birbirine bağlamak mesela araca yük bağlamak, ip bağlamak gibi bir manada kullanılıyordu. Onun için, çağdaş Araplar bizim kullandığımız manada bu kelimeyi kullanmaz. Onun yerine unf kelimesini kullanıyorlar. Bu unf kelimesi ise fonetik ve etimolojik olarak, tiksindirici ve kötü kokan saldırı manasına geliyor. Arapçada bu gibi manaları veren tuğyan (azgınlık), zulüm (karşı tarafa dengesizce davranmak) ve başka kelimeler var.
İngilizcede tam 56 adet, bu gibi manaları taşıyan kelime var. Mesela: severity (şiddet ve sertlik), rigor (saldırıya varan titizlik) violence (saldırgan güç), force (güç kullanmak.)
Peki bu şiddet neden var. İşte tarihî ve felsefî cevabı: Allah, kâinatı bir makine gibi yaratıyor. Onun motoru ise diyalektik süreçtir. Allah bu süreçte zıtları birbirine saldırtarak tabir yerinde ise gübrede güller bitiriyor. Çünkü ilk insanlar tam birer hayvan idiler. Birbirinin etini yiyorlardı. Sonra içlerinden Âdem olanlar (dilleri ve soyut değerleri bilenler, nice veli, peygamber ve kanun adamları) çıktı. O hayvan sürüsü gibi olan diğer insanları, güç kullanarak zapturapt altına aldılar. İşte şiddet kelimesinin asıl manası budur. Bu manadaki bağlanmaya İngilizler best kelimesini kullanıyorlar.
Papa'ya Cevaplar
Son Dönemdeki Gelişmeler Sebebiyle
Hz. Muhammed’in Şahsiyeti Üzerine Birkaç Not
1) Başta Kur’an’ın ondan fazla ayetiyle, İncil’in yüzden fazla ayeti, bize bildiriyorlar ki; din, varlığın logosu (mantığı, aklı, ruhu) dur. Varlık onunla ayakta duruyor ve onunla düzene giriyor. Fakat evrensel diyalektiğin gereği olarak bu ruh ve akılda çift kanatlılık oluşuyor. Zaman ve zemine göre bazen bir kanadı tercih edilir. Genelde ise iki kanat be-raber götürülür çünkü asıl olan diyalektik ve onun birliğidir.
Mesela; Musa, maddeyi, devleti, hukuku temsil ederken; Harun, velayeti, tasavvufu, maneviyatı temsil etmiş ki bütün Yahudi tarikatları Musa’ya değil de Harun’a dayanır. Ve Kur’an’da Firavun’a karşı mucizeleri gösteren Musa iken, Tevrat’ta mucizeleri göste-ren Harun’dur. Çünkü İslam’da madde-mana birliği oluşmuş, Musa adeta Harun olmuş. Yahudilikte ise bu ikisi ayrı kaldığından keramet ve mucizeleri Harun göstermiştir. Tıpkı İslam fakihleri değil de, mutasavvıfları kerametler gösterdiği gibi. Bu bir çelişki değildir, gerçeğin yansıtılmasıdır.
Ve mesela; Muhammed, Muhammed olarak Ahmediyeti ile beraber maddeyi, devleti, hukuku, şeriatı ayakta tutarken; Ali ve diğer bir grup manevi sahabelerin kolektif kişiliği maneviyatı, tasavvufu, zühd ve takvayı icra etmişler. Ki İslam’da bütün tarikatların Hz. Ali’ye dayanması ve Alevilerin onu yüceltmesi boşuna değildir. Hz. Muhammed (a.s.m) buyurmuş ki: Harun’un Musa’ya nispeti neyse, sen ey Ali bana olan nispetin odur.
Varlık ve Hayat Absürt Değildir
Ben elli yaşındayım; 40 yıldır, gece gündüz dil ve ilimlerle meşgulüm; 36 senedir; başta
Risale-i Nur olmak üzere büyük düşünürlerin kitaplarını okuyorum. İtiraf edeyim ki; bu
kitapların bazı parçalarını yeni yeni öğreniyorum. Bunun da iki sebebi var:
1) Dinî ve felsefî konular, çok geniş olduklarından, sınırlı zihnimiz, onları her zaman
kuşatamıyor.. Ve bir şey kuşatılmadan, ona sınır ve çerçeve konulmadan, hatta iç
edilip sindirilmeden tam anlaşılmaz. Mantık ilminde bir şeyin tanım ve tarifine hadd
(sınırlayıcı bilgi) denilir.
2) Biz kavram ve dil konusunda çok çok fakiriz. İslamiyet denilince, birkaç cahil hacıhocanın absürtçe uyguladığı ve içi boşaltılmış şekilleri anlıyoruz. Allah denilince,
ötelerde, bilinmez, tuhaf bir somut varlık zihnimize geliyor. Kâinat ve madde
denilince, Allah’tan ayrı, kötü, karanlık ve şeytanî bir ortam hatırımıza geliyor.
Halbuki; gelecek parçanın izahında göreceğimiz gibi; bu ve bunlara benzer literatür,
sonsuz-soyut kavramları, hakikatleri ve evrensel yasaları ifade ediyorlar.
Gerçi, kainattaki düzene, bilince, birlik ve manaların üretimine dayanarak varlığın absürt
olmadığını yaklaşık yirmi yıldır biliyor ve yazıyordum. İnsanın sonsuz, zengin yetenek ve duygularının hikmetini ise imtihan ve sınav çerçevesinde değerlendiriyordum. Bu gece, hiçbir zaman tam çözemediğimi bildiğim bir parça risalenin (11. Söz’ün) son üç sayfasını okudum. İşte 40 yıllık çalışmalar ve açlığımın tetiklemesiyle şöyle bir mana çerçevesini gördüm: Varlığa, dinî kavramlara karşı bakışım bire bin arttı, genişledi.
Fatır ve Fıtrat Kavramı
Bu temel ve kilit kavramı beş başlık altında anlatmaya çalışacağız. Geniş bir alanda bunun anlamını, numunelerini ve gerçekliğini göstereceğiz; şöyle ki:
1) Sözcük Olarak Fıtrat
İslam dünyasında ve Orta Doğuda dinî kültürlerde bu kavramı çok net olarak izleyebiliyoruz.. Arapçada halk etmek, şekli ve yapısı belirgin olmayan bir şeye şekil ve biçim vermek demektir. Ahlak kelimesi bu kökten gelir. İnsanoğlunun henüz şekil almamış plastik gibi olan psikolojisi, krater gibi donuk ve sabit bir karakter alınca ona ahlak denilir.
Arapçada yapmak fiili, eğer sosyal ve soyut bir durum ise, onun için halk etme kavramı değil de, kılmak ve etmek manasına gelen ca’l kelimesi kullanılır. Allah âdemi (insanoğlunu) yeryüzünde halife kıldı. (2/30) mealindeki ayette anlatıldığı gibi..
Sartre’a Cevap
“Sadece İnsan” isimli bu kitabın ilk makalesi olan Varoluşçuluk ve Hümanizm adlı bu yazıyı beş-on dostumla paylaştım. Niyazi Öktem Hocamız, Batıda dindar varoluşçular da var; bunu belirt, diye tavsiyede bulundu. M. Koç ve M. Karakütük kardeşlerim de dinsiz varoluşçuların birçok iddiası var; bunları tek tek ele alıp cevaplamalısın, dediler. Ve M. Koç, ateist varoluşçuların baş temsilcisi olan Sartre’dan uzun bir yazı da gönderdi.
Bu gibi katkıları için Niyazi Hocama ve diğer kardeşlerime teşekkür ederim. Sartre’ın
iddialarına da yedi başlık altında şöylece cevap veriyorum:
Ayrıca bu kitaptaki her bir makale hem tek başına hem de diğer makalelerle beraber olarak onlarca cevap oluşturuyor.