top of page
  • Siyah YouTube Simgesi
  • Siyah SoundCloud'a Simge
  • Siyah LinkedIn Simge
  • Black Twitter Icon
  • Black Facebook Icon

Makaleler

Rahmet Hakikati Hakkında Üç Nükte

Önce başta rahmet kelimesinin etimolojik ve kavramsal manası olmak üzere; rahmet hakikati ile ilişkili olan vicdan, salâvat, selam, şefaat kelimelerini ve ‘Allah rahmet etsin’ duasının asıl manasını kısaca yazacağız. Sonra rahmetin en güzel ifadesi olan Bismillahirrahmanirrahim’in kısa bir tefsirini vereceğiz. Daha sonra Kur’an ayetleri ışığında bu rahmet hakikatini incelemeye çalışacağız. Her konuda olduğu gibi bu rahmet hakikatinin izahında da Kur’anın mucize olduğu görülecektir. Şöyle ki:

a) Rahmet kelimesi yumuşaklık özellikle kalb yumuşaklığı demektir. Allah için maddi bir kalb düşünülemeyeceği için; bu kavramın Allah hakkında kullanılmasının mecaz olduğu anlaşılır.  Demek nasıl bir insanın kalbi yumuşadığında iyilik yapar; güzel işler görür. Aynen öyle de Allah’ın (sonsuz soyut varlığın) tenezzül edip hakiki varlığa göre yumuşak ve feminen bir yapı olan maddeyi sonra hayatı sonra baharı ve rızkı yaratması, Ona has bir rahmet (yumuşak davranış) biçimidir.

Demek her varoluş bir rahmettir. Varoluş süreci içinde -273 ile 10 milyon oC’yi dengeleyip cennet gibi dünya küremizi hayata elverişli yapması da bir rahmettir. O aşkın varlık için bir tenezzüldür; başka benliklere bir şefkattir.. Dünyamızda dahi sonsuz diyalektik yapıları ve olayları dengeleyip dünyayı hayata bir beşik yapması, aileyi bir yuva kılması, hayatı bir huri gibi çalıştırması yine rahmettir.

Deizme Cevap Olarak Şehit ve Şahit Farkı

Bu iki kelimenin kök kelimesi olan şehadet, görerek ve yanılma payı olmayacak şekilde bir gerçekliğin ve gerçek olan bir olay veya nesnenin yaşanılması ve gözlemlenmesi demektir. Bu gözlemi yapan kişiye şahit denilir. Öyle ki bir olayın, bir nesnenin gerçekliğine ilmen yani veri ve delillerle vâkıf olan âlime de, şahit denilir. O olayı ve o nesneyi gözle görmemiş dahi
olsa..

Eğer o âlim bizzat yaşayarak ve gözlemleyerek bir işe ve varlığa şahit ise ona şehit denilir. Demek şahit gözlemci manasında iken, şehit hem gözlemci hem gözlemlediği şeyi bizzat yaşayan demektir. Çifte şahit manasına gelir. Gramerde buna mübalağa kipi denilir. Evet, bir insan bir dava uğruna kendini feda ediyorsa o insan, o davanın gerçekliğini gözlemliyor ve o gerçekliği bizzat kendisi yaşıyor demektir. Onun için dinde, şehitler ölüm sonrası hayatın ve inandıkları dinin gerçekliğine birer delil sayılırlar. Ve bu mana ile Kur’anda şehitler peygamberlerle beraber zikredilmişler. Bediüzzaman Risalelerinde, peygamberlerin ve evliyanın gaybi ve metafizik olan gözlemlerine şuhud, ehl-i ilmin bu âlem-i şehadetteki ilmî gözlemlerine ise şehadet diyor. Kendi Risalelerinin önce şehadet sonra şuhud olduğunu söylüyor.

Kur’anda şahit kelimesi için şu iki ayet çok önemli iki veridir:

Şu inanmayanlara deki: Hiç düşündünüz mü? Ya bu Kur’an Allah’ın katından ise ve siz onu yalanlıyorsanız?! Beni İsrailden (dindar medeni milletten) bir şahit (âlim) onun benzerini gördüğü ve ona inandığı halde, siz kibrinizden dolayı inanmıyorsanız?! (Ahkaf, 10)

Kadının (maddi yapıların) ehlinden bir şahit (gözlemci âlim), eğer Yusuf’un gömleği arkadan parçalanmış ise kadın yalan söylüyor; Yusuf ise doğru söylüyor. (Yusuf, 27)

Bütün peygamberler için Kur’anda hem şahit hem de şehit kelimeleri kullanılmıştır. Peygamberler, bizzat yaşayarak örnek olmaları gereken işlerde şehittirler. Fakat henüz yaşamaları gerekmeyen ahiret hayatını ve kâfirlerin başına gelecek azabın gerçekliğini ilmî delillerle ve şuhut ile bildirmeleri açısından onlara şahit deniliyor.

Varoluşçuluk ve Hümanizm

Bu iki temel kavram, insanoğlunu en çok ilgilendiren iki ana konudur. İnsanlarımızın çoğu, bu kelimeleri Batı kültürünün dünyadaki egemenliğinden sonra öğrendi. Bir takım kalemşor yazarlarımız da kavramların gerçek manasını ve kullanılış biçimlerini tam öğrenmeden, Efendim, bu değerler, bizde de var. Mevlana ve Yunus Emre birer hümanisttirler, diye makale ve kitaplar yazıyorlar. Hâlbuki bu değerli zatlar gibi maneviyat ve düşünce büyüklerinin varoluşçuluğu ve hümanizmi ile Batının bu iki kavrama yüklediği manalar arasında dağlar kadar fark var.

Küçük Sözlerin Lügatçesi

Birinci Söz


Nasihat: (A.İ) Öğüt. Kelimenin kökü nush: Samimiyet. Demek öğütün samimi olması gerek.


Temsilat: (A.Ç) Temsiller, benzerler; at eki çoğul manasını veriyor. Tekili temsil: Soyut bir manayı somut bir şeyle anlatmak.. Öyle ki somut hikâye soyut mananın bir misli ve benzeri olur.


Hakikat: (A.İ) Gerçeklik, gerçek bilgi, dinî realite. Çoğulu hakaik. Hak ve hukuk kelimeleri aynı kökten gelir. Ehl-i hakikat: Doğru bilgi sahibi zatlar.


İstifade: (A.M) Faydalanma, faydalanmayı dileme, Kökü fayda. Bu kalıp istek kipidir. İstirham, merhamet dilemek; istiğfar, mağfiret dilemek gibi..


Hayır: (A.İ) Yararlı ve seçkin şey. Bu kökten gelen ihtiyar, iyi tarafı seçmek.. Yaşlı insan iyi tarafı seçtiği için ihtiyar ismini almıştır.


Nişan: Belirti; bir şeyin neye ait olduğunu bildiren alamet.. İslam nişanı, Besmele; İslam’ın Allah’a ait olduğunu bildiren alamet..


Temsilî: (A.N.İ) Temsile ait, temsilli. Temsilî hikâyecik, temsil olan küçük hikâye.


Şakî: (A.İ) Eşkıya, yol kesen, kanuna karşı gelen. Kelimenin kökü olan şekavet: Mutsuzluk.. Çünkü kanuna karşı gelen mutsuz olur. Şakînin çoğulu eşkıya. Türkçede tekil manada kullanılır. Çoğul olan talebe kelimesinin öğrenci manasına geldiği gibi..


Kâtıut-tarik: (A.İ.T) Yol kesen. Kat’ kesmek, kâtı’ kesen, tarik yol; tarikat, manevî yol.

Hz. Muhammed Hakkında 10 Temel Bilgi

Bu bilgi notlarına geçmeden önce, doğrusu din ile özellikle İslam ile ilgili gerçek verileri toplayan ve yorumlayan bir bilim adamı olarak bir şeyler yazmak istediğimde zorlanıyorum. Çünkü:


a) Dindarlar ve özellikle Müslümanlar dinlerini bilmedikleri için onların yaşadığı bütün eksikliklerin faturası bana da çıkartılıyor.


b) Onun için bazen bana Yahudi diyorlar, bazen Hıristiyan diyorlar, bazen mürteci diyorlar, bazen sapık bir dinsiz olarak değerlendiriliyorum.


c) Ve bunun sonucu olarak gerçek bir şekilde terk ediliyorum. Bana ve kitaplarıma ambargo uygulanıyor. Ve daha düne kadar ağabey ve babam kadar kendime yakın bildiğim bazı cemaat liderlerinin “Bırakın unutulsun!”, “Ona cevap vermeyin!” gibi ilkel su-i kastlarına mahkûm ediliyorum.


Fakat yine de insanlığa hizmet için ve doğruluk daima kârlı çıkar prensibiyle bu gibi uğraşlardan vazgeçemiyorum. Ve doğrusu güzel de yaptığıma inanıyorum. Çünkü benim gece-gündüz tam 40 yılım bu uğurda harcanmıştır. Artık güzel ilmî ve manevi meyveleri almam lazım. Yoksa israf olur. Hâlbuki tabiatta asla israf yoktur.


Geçmişe baktıkça ve insanın kadîm mirasını inceledikçe görüyorum ki, en az anlaşılan Hz. Muhammed’dir. Çünkü Onun dini, inancı, hukuk kültürü denge idi. Ve dengeye dayanıyordu. Fakat genellikle insanlar aşırı uçları tercih ettiklerinden onu anlamadılar. Yani insanlar genellikle terazinin bir kefesi oluyorlar, terazi olamıyorlar; hâlbuki tarihte başta Hz. İbrahim de Hz. Muhammed de terazi idiler. Ve bu asrın bütün başarıları diyalektik süreci dengelemesindendir. Ve bütün eksiklikleri insanların bu doğal veya sosyal dengeyi kaybetmelerindendir.

Çağımızda Şiddet ve Şiddet Felsefesi

Şiddet Arapça bir kelimedir, fakat Tarihte, çağımızda kullandığımız manada kullanılmıyordu. Daha çok, dağınık şeyleri birbirine bağlamak mesela araca yük bağlamak, ip bağlamak gibi bir manada kullanılıyordu. Onun için, çağdaş Araplar bizim kullandığımız manada bu kelimeyi kullanmaz. Onun yerine unf kelimesini kullanıyorlar. Bu unf kelimesi ise fonetik ve etimolojik olarak, tiksindirici ve kötü kokan saldırı manasına geliyor. Arapçada bu gibi manaları veren tuğyan (azgınlık), zulüm (karşı tarafa dengesizce davranmak) ve başka kelimeler var.


İngilizcede tam 56 adet, bu gibi manaları taşıyan kelime var. Mesela: severity (şiddet ve sertlik), rigor (saldırıya varan titizlik) violence (saldırgan güç), force (güç kullanmak.)


Peki bu şiddet neden var. İşte tarihî ve felsefî cevabı: Allah, kâinatı bir makine gibi yaratıyor. Onun motoru ise diyalektik süreçtir. Allah bu süreçte zıtları birbirine saldırtarak tabir yerinde ise gübrede güller bitiriyor. Çünkü ilk insanlar tam birer hayvan idiler. Birbirinin etini yiyorlardı. Sonra içlerinden Âdem olanlar (dilleri ve soyut değerleri bilenler, nice veli, peygamber ve kanun adamları) çıktı. O hayvan sürüsü gibi olan diğer insanları, güç kullanarak zapturapt altına aldılar. İşte şiddet kelimesinin asıl manası budur. Bu manadaki bağlanmaya İngilizler best kelimesini kullanıyorlar.

Papa'ya Cevaplar

Son Dönemdeki Gelişmeler Sebebiyle
Hz. Muhammed’in Şahsiyeti Üzerine Birkaç Not


1) Başta Kur’an’ın ondan fazla ayetiyle, İncil’in yüzden fazla ayeti, bize bildiriyorlar ki; din, varlığın logosu (mantığı, aklı, ruhu) dur. Varlık onunla ayakta duruyor ve onunla düzene giriyor. Fakat evrensel diyalektiğin gereği olarak bu ruh ve akılda çift kanatlılık oluşuyor. Zaman ve zemine göre bazen bir kanadı tercih edilir. Genelde ise iki kanat be-raber götürülür çünkü asıl olan diyalektik ve onun birliğidir.


Mesela; Musa, maddeyi, devleti, hukuku temsil ederken; Harun, velayeti, tasavvufu, maneviyatı temsil etmiş ki bütün Yahudi tarikatları Musa’ya değil de Harun’a dayanır. Ve Kur’an’da Firavun’a karşı mucizeleri gösteren Musa iken, Tevrat’ta mucizeleri göste-ren Harun’dur. Çünkü İslam’da madde-mana birliği oluşmuş, Musa adeta Harun olmuş. Yahudilikte ise bu ikisi ayrı kaldığından keramet ve mucizeleri Harun göstermiştir. Tıpkı İslam fakihleri değil de, mutasavvıfları kerametler gösterdiği gibi. Bu bir çelişki değildir, gerçeğin yansıtılmasıdır.


Ve mesela; Muhammed, Muhammed olarak Ahmediyeti ile beraber maddeyi, devleti, hukuku, şeriatı ayakta tutarken; Ali ve diğer bir grup manevi sahabelerin kolektif kişiliği maneviyatı, tasavvufu, zühd ve takvayı icra etmişler. Ki İslam’da bütün tarikatların Hz. Ali’ye dayanması ve Alevilerin onu yüceltmesi boşuna değildir. Hz. Muhammed (a.s.m) buyurmuş ki: Harun’un Musa’ya nispeti neyse, sen ey Ali bana olan nispetin odur.

bahaeddin sağlam

Konuşma daveti ve medya başvuruları için, lütfen iletişime geçiniz

+90 533 163 09 12

İstanbul | Türkiye

© 2024  Tüm hakları saklıdır.

  • Bahaeddin Saglam YouTube
  • Bahaeddin Saglam SoundCloud
  • Bahaeddin Saglam LinkedIn
  • Bahaeddin Saglam Twitter
  • Bahaeddin Saglam Facebook
bottom of page