Makaleler
Bir Konferansın Ardından
Bu sene 11. Ayın on yedisinde Prof. Dr. Mehmet Çelik, İstanbul İlim ve Kültür Vakfında
Risale-i Nurun müceddidliği hakkında seçkin bir cemaate bir konferans verdi.
Mehmet Hocanın, Doğunun zor şartları içinde medrese müktesebatını, akademisyenliği ve üç dil öğrenmeyi elde etmesi, şayan-ı takdir olmakla beraber, bu konferansta Kur’anla ve Risale-i Nurla ilgili açıklamalarının çoğu yanlış idi. Biz bu yanlışları notlar tarzında yazıp doğrusunu da ilave ederek söz konusu konferansı müzakereye açacağız. Gayemiz kimsenin gıybetini yapmak değildir. Sadece; bu mesele Nur Cemaatini, Kur’anı ve kamuyu ilgilendirdiği için bunu yapıyoruz; işte:
A) Rahman suresi hakkında:
a) Er-Rahmanu allemel-Kur’ane cümlesindeki Er-Rahmanu kasem ve yemindir. b) Buradaki elif, yemin edatıdır. c) Rahmet ve şefkat o kadar çok önemlidir ki; Allah rahmeti ile yemin ediyor. d) Kur’anı öğretmek o kadar önemlidir ki; Allah onu insanı yaratması bahsinden önce anlatmış. e) Biz insanlar çocuk gibi olduğumuz için, çocuklara tekerlemeyi öğretir gibi Allah, bu surede 31 sefer “Febi eyyi ala-i Rabbiküma tükezziban” ayetini tekrar etmiştir.
İşte bu beş iddianın doğrusu şöyledir:
1) “Er-Rahman” kelimesi allemel-kur’ane cümlesinin öznesidir; kasem değildir. Yoksa ötre olarak değil de esre ile olurdu… Kasem edatları içinde asla elif yoktur… Er-Rahman’daki elif ve lam tarif içindir… Asla kasem ve yemin durumu söz konusu değildir. Ayrıca Allah Kur’anda kendi ismiyle yemin etmiş değildir. Yoksa paradoks olur. Sadece tek bir yerde Hz. Peygambere hitaben Fewe Rabbike ifadesi var. O da soyut isim manasında değildir. Peygamberin üzerinde gözle görünen İlahî rububiyet ve müdahalenin açıklığına bir vurgudur.
2) Rahman, rahim manasında değildir. Rahman bütün surede anlatılan diyalektik yapı ile
yaratılan somut varlıkların ifadesidir. Allah bu zıtların gerçekliğine ve onların üzerinde
kurulan imtihanın, nimet ve azabın hakkaniyetine vurgu yapıyor. Özel şefkat ve rahimiyet burada vurgulanmıyor; tam aksine zıtların çatışması ve imtihan dünyasının çetinliği anlatılıyor.
Kader Zamansızlık ve Kalu Bela Gerçeği
Dinin en önemli konusu varlığı çözebilmektir. Varlık nedir ne değildir, nereden başladı nereye kadar devam edecek gibi sorulara cevap getirmesidir. Bu sorular içinde en önemli nokta da; kader, zamansızlık ve kalû belâ meselesidir. Bu üç nokta çözülünce varlık bir derece anlaşılıyor, zaman anlaşılıyor. İnsan kendi yerini anlıyor ve rahat ediyor.
“Kader” Arapça bir kelime olup, ölçü demektir. Türkçede de “miktar” kelimesi bu kökten gelir. Yani her şey ölçülüdür. Kur’anda bir ayet var: “Küllü şeyin bi kader.” Yani her şey, her olay ölçülüdür. Ölçüsüz hiçbir olay, hiçbir nesne yoktur. Belki sorabilirsiniz; bu dağlardaki engebeler, dikenler, taşlar nedir? diye. Diken, bizim için hoş bir şey değil ama onlardaki ölçü hiçbir şeyde yok. O kayaların, derelerin, dağların taşların hepsinin geometrik ve dijital yani matematiksel ölçüleri vardır. Matematikle ölçemeyeceğimiz, izah edemeyeceğimiz hiçbir varlık ve olay yoktur. Her olay fizik ilminin konusu olabilir, her olay kimya ilminin konusu olabilir, her olay özellikle geometri ilminin konusu olabilir. Geometri; olayların, hadiselerin, nesnelerin biçimlerini, ölçülerini kurala bağlayan bir ilimdir. Eğer bir ilim işi kurala bağlayamıyorsa o ilim, ilim değildir. İlim demek fen demek, kurallı saha demektir. Belirli bir sahayı taramış, binlerce yerden bilgi toplamışsın hepsinin ortak noktasını bulmuşsun, kanun bulmuşsun; diyorsun ki; bu işin kanunu kuralı budur. İşte buna biz ilim diyoruz. Kanun ve kural; ölçü ve düzen demektir. Dolayısıyla insan, özellikle müminler -aslında herkes için geçerli fakat özellikle müminler- kâinatı karışık, anlamsız, düzensiz, verimsiz görmemeli. Ki öyle değil zaten. Ben Müslümanlara şaşıyorum; nasıl böyle bedbin olurlar? “Bed” Farsça’da kötü demektir, “bîn” ise gören demektir. Yani kötü gören, kötü görüş. Evet, iman demek; her şey güzel demektir, her şey kanun demektir, her şey kural demektir. “Din” demek kural demektir, ölçü demektir. Bununla beraber insan bir de fen okumuşsa, fizik, kimya okumuşsa, üniversite mezunu olmuşsa ondan sonra halen o insanın kâinatta kaos var, kargaşa var deme hakkı yoktur. Kaos sadece bir kavramdır, düzenin anlaşılması için Cenab-ı Hakk’ın yarattığı bir kanundur. Geçici bir süre oluyor bazen. Mesela hastalık; ne için hastalanır insan? İnsan sıhhat ve sağlığın kıymetini, nimetini şükrünü bilmesi için, geçici bir süre hastalanır. Hastalık asıl değildir. Asıl olan sağlıktır, düzendir, hayattır.