top of page
  • Siyah YouTube Simgesi
  • Spotify
  • Siyah SoundCloud'a Simge
  • Siyah LinkedIn Simge
  • Black Twitter Icon
  • Black Facebook Icon

Makaleler

Kitab-ı Mukaddeste Hikmet Kavramı - 2

Ekim ayının başlarında kaleme aldığım Kitab-ı Mukaddeste Hikmet isimli yazımı gerçekten ehl-i hikmet olan iki arkadaşımla paylaştım. Teşekkür ve beğeni beyanları ile beraber, Kitab-ı Mukaddesteki özellikle İncilin mektuplarındaki hikmet kavramını da işlememi istediler. Çünkü bu birinci yazıyı Süleymanın hikmetini anlatan bir babın izahı ile bitirmiş idim; Matta İncilinde anlatılan, İsaya verilen hikmeti detayları ile açıklamama rağmen, Tevratın Nebiyim denilen bölümündeki ve İncilin ekleri olan Mektuplardaki hikmet kavramının ayrıca yazılması gerektiğini gördüm. İşte bu eksiğimi yeni bir yazı ile tamamlamaya çalışacağım; şöyle ki:


Hikmet Kavramı-1 yazısında gördüğümüz gibi; hikmet ve fıtrat, dolaylı da olsa aynı manaya gelen iki anahtar kavramdır. Buna göre hikmet; diyalektik yapı çerçevesinde işletilen ve sayısız amaçlar için sınırlı tutulan somut yaradılışın yani varoluşun ve hayatın mahiyetlerini ve işleyişlerini bilmek ve onlara ayak uydurmak demek olur.

Huri, Sanat ve Saptırmalar

Son iki yüz yıldır veba gibi insanın bütün maneviyatını hatta varlığının tamamını çökerten materyalizmin etkisinden dolayı bağımsız düşünmekte zorlanan ve rumuz ile ismini yazan bir zat, Kur’an’ın üslubu ile özellikle de cennet ve hurilerle ilgili ayetlerini eleştiriyor; üstelik kendisini sanki inanıyormuş gibi gösteriyor, sözde Kur’an’ı savunuyor ve bu ayetlerin sonradan ona ilave edildiğini iddia ediyor.


Biz burada, bu gibi açık ve dürüst olmayan ve kendi kendisiyle çelişkili kişilere cevap olarak değil de varlık, varoluş ve Kur’an hakkında yeterli bilgiye sahip olamayan samimi insanlara doğru bir zemin oluşturmak adına beş ontolojik bilgiyi anlattıktan sonra konu ile ilgili olan Kur’an’daki beş yerin açıklamasını vereceğiz.


Ontoloji, varlık ve varoluş bilimi demektir. Bu konudaki bilgi eksik olduğunda birçok meseleyi anlamak zorlaşır. Özellikle Kur’an’ın bütünlüğünü, varlık anlayışını, diyalektik ve dualiteli (çift taraflı) bir yapı üzere giden üslubunu bilmeyenler, cımbızla cümle seçer gibi sanat, nimet, güzellik, bütünlük ve birlik ifadesi olan cennetle ilgili ayetler için “İşte size erotik bilgiler! Bunların Kur’an’da ne işi var? Böyle şeyleri içeren bir Kur’an münhariftir” diyebiliyorlar.


Hâlbuki şu gelen beş temel bilgiyi esas alanlar için cennetle ilgili o bölümler mucize içeren birer metindirler. Öyle ise biz önce bu temel bilgilerden başlayalım.

Allah’ın Nefsi

Bizim asrımızın müthiş gelişmelerine rağmen insanların manevi zayıflığı ve gerileyişinin en birinci sebebi, bilgi kirliliğidir. Bu kirlenmenin en birinci sonucu olarak bazı insanlar tam maddeci ve dünyacı oluyor; bazıları saf soyutu, manayı ve uhreviliği seçiyor. İnsanların çoğunluğu ise ortada nötr olarak durup ne yapacaklarını bilmiyorlar. Çünkü bu ortadireğin ilim kaynakları olan ve aşırı materyalizm ile aşırı zühdü dengelemeleri gereken mevcud dini ve ilmi kurumlar, dini de ilmi de kabul edilmeyecek şekilde gerçeklikten ve hakikatten o kadar kopuk ve absürt olarak anlatıyorlar ki; eğer insanlık büyük bir felaket veya kıyametle yüz yüze gelirse bunların yüzündendir, diyebiliriz.
 

Böyle bir felaketin önlenmesinin en birinci çaresi olarak; din ve ilim adamlarının soyut ve somut, madde ve mana, dünya ve ahiret aynıdırlar; sonsuz bir gerçekliğin iki farklı
yüzüdürler, diye bilmeleri gerekir. Ve eğer insanlığın bu iki ana damarı birlik ve tevhid
demek olan bu canlılığı elde edebilirlerse, insanlık yeniden yeryüzünün varisi olur; dünyanın ömrü uzar.

Erken Doğmuş Fakat İnsanlık İçin Gerekli Bir Proje
veya Tarihte bir Gezinti

Sibernetik bilimi bugün gösteriyor ki: Sosyal hayat da fizik ve biyolojik hayat gibi canlıdır. Yani düzenli, doğurgan ve ölümlüdür. Hz. Muhammed, bu sosyal kurumlar yüzyılda bir yenilenmeli dedi. Her yüzyılda bir alim gelip bu ümmet için dinini yenileyecektir; yüzyıl sonra, bugün yaşayanlardan hiç kimse dünyada kalmayacaktır, dedi.  İlk Sosyolog olan İbn Haldun da bu süreyi yüz yirmi yıl ile sınırlandırıyor. Nitekim Tevrat da Tekvin kitabında insanın nihai ömrü 120 yıldır diyor. Evet, yüz yılda insan öldüğü gibi, kurduğu müesseseleri de kokuşur. Onun için, varlığı ve hayatı evrimleşmek ve gelişmek üzere yaratan Allah, sürekli olarak bu kokuşmuş kurumları dışardan gelen güçlerle yeniliyor. Hristiyanlık, 4. Asırda Konstantin’e teslim olup kurumlaştıktan sonra 7. Asırda İslam ile yenilendi. İncillerden anlaşıldığı gibi Yahudilik şekilci Şeriatçılıkla (Ferisilikle) kokuşunca, Roma eliyle sürgüne maruz kaldı. Sonra İslam’la da bir daha sürgüne maruz kaldı. İslam alemi özellikle Abbasi İmparatorluğu çok canlı ve yeni bir medeniyet getirmişti. Bu Medeniyet daha sonra Endülüs ve Sicilya üzerinden Avrupa’ya geçip, onları kokuşmuş Kiliseden kurtaracaktır. Abbasî de kokuşunca Selçuklular geldi, Orta Doğu'da medeniyete epey hizmet ettiler. Sonra Moğol istilaları her şeyi sıfırladı. Şiddet tamamen hayata hâkim oldu. Fakat çağları aşan Mevlâna irfanı ile o şiddet ve o yıkım, bayındırlığa ve irfana dönüştü. O süratle Osmanlı kuruldu. Osmanlının kurulmasında Mevlana’nın etkisi çok büyük de olsa, asıl fikir babası olan Edebali, bir Kürt Şeyhi olan Taceddin’in mürididir. Ta o zamandan beri Türklerin hayatında gerek ordu olarak ve gerek müderrisler olarak Kürtlerin katkısı çok büyük olmuştur.

Karşılaştırmalı Eski Ontoloji ile
Çağımızdaki Ontoloji

Ontoloji, Yunancada varlık manasına gelen onti kelimesi ile bilim ve mantık manasına gelen logi kelimelerinden oluşmuş, önemli ve eski bir kavramdır. Eskisini de ele alıyoruz, çünkü bu kavramın kökeni 4000 yıl öncesine, Hz. İbrahim’e kadar gidiyor. Bazılarının sandığı gibi bunun ilk kökeni Yunan değildir. Ontoloji için sözlüklerde Felsefenin bir alt dalı deniyorsa da bu söylem, antik Yunan dönemi için geçerlidir. Çünkü antik Yunanda bilim ile felsefe iç içe idi. Fakat çağımızda varlığı dört boyutuyla; Fizik, Kimya, Biyoloji ve Yazılım bilgileri merceğiyle gördüğümüz ve değerlendirdiğimiz için artık bugün Ontoloji Varlıkbilimi demektir, denilebilir. Zaten insanlık bugün logi kelimesini artık felsefeden ziyade bilim dalları manasında kullanıyor.


Şimdi ilk olarak antik Yunanda Ontoloji bilimine bakacağız, Sonra Sami (İbrahimî) dinlerdeki oluş (varlık) bilgisine bakacağız. Sonra konu ile ilgili beş-on temel kavramanın bilimsel izahına geçeceğiz. İşte:


İnsanlık 40-50 bin senedir, nedenselliği ve etrafımızı kuşatan varlığı merak ediyor. Gücü nispetinde ona isimler de takıyor. Son 12 bin yıldır, ona kutsallık ve başka manalar da kattı. Çünkü varlığı tanımak, yanlış bir şekilde de olsa insana huzur verir. O tanımakla insandaki yabanilik ve vahşet diner. Bu tanıma işlemi, Tasavvuf dilinde irfan diye isimlendirilmiştir. İrfan kelimesi tanımak demektir. İnsanoğlunun olmazsa olmazıdır. Çünkü insan kelimesinin de asıl manası tanıyan demektir.


Bu son 12 bin yıllık geçmişte özellikle Sümer, Akad, Mısır ve Yunanda Mitolojik ifadelerle varlık tanınmış ve dillendirilmiştir. Yani eski dönemde bu milletlerde üst korteks ve akıl fazla çalışmadığı için, derin bilinçdışıları, varlığı, ondaki saklı olan yazılım sonucu oluşan arketip veya melek ve ruh (ne derseniz deyin) olarak görüyordu, her şey onlarda canlı idi. Gerçi ilkel yapılarından dolayı maddi nedensellikleri bazen absürtçe ifade etmişlerse de onlarda farklı bir varlık algısı ile hayat ve ölüm algısı vardı. Mesela onlarda kişisel ömür yoktu, devlet veya millet ömrü vardı, bin ve 950 senelik gibi ömürleri o dönemde görüyoruz.

Tek Tanrı İnancı Hakkında

İnsanoğlu, Homo Sapiens olduğu günden yani yaklaşık yüz bin seneden beri, bir şeyler
düşünmüş ve bu düşüncesini değişik figürler ile kayıt altına almıştır. Homo Sapiens, kültür ve değerleri öğrenebilen insan demektir. Bu realite ile beraber bu geçen yüz bin yılın çoğu çocukluk dönemleri olarak geçmiştir. En eski tapınak, Göbeklitepe’de ortaya çıkan yapıdır. Bu da 12 bin sene öncesine dayanır. İlk dönemlerde çok tanrılı algı yaygın olmakla beraber gerek tapınakları olan ve gerek tapınakları olmayan birçok kabilede ise, tek tanrı inancı ve bunu ifade eden şarkılar gözlemlenmiştir.


Evet, soyut (mücerret) manaları algılamayı beceren, nedensellik gibi ilişkileri çözmeye
çalışan insanoğlunun kutsal yüce bir varlığa inanması, Ona tapması, insanlığın en temel
ihtiyacıdır. Bu ihtiyaç, ekmek ve sudan önce gelir. İşte bu yapıdaki insanoğlu geliştikçe, zihni kapasitesi arttıkça bir yaratana olan inancı da daha genişlemiş; onun ihtiyaçlarına cevap olmuştur. Demek ilk insanlar, çocukluk döneminde oldukları için onlara çok tanrılı veya putperest bir inanç yeterli idi. Fakat bu iman ihtiyacı sonsuzluğu algılama seviyesine gelince Allah bu sefer peygamberler göndermiştir. Yaklaşık olarak 7000 sene, varlıktaki bu sonsuz ilahî bilinç bu şekilde kendini göstermiştir. Bu sosyolojik ve psikolojik derin gerçeklik, bütün bilim ve düşünce çevrelerince binlerce yıl böyle bilindi. Nihayet 19. ve 20. asırların materyalizmi her şeye bir tekme vurdu. Varlık bilinçsiz bir maddeden başka bir şey değildir. Din, özellikle tek tanrılı inanç bir yanılgıdır, diye maddeten ve bilişimce gelişmiş çağımızı, bilincini yitirmiş bir leş durumuna getirdi.

Tevrat Metinlerinin Günümüze Gelişleri

Bu dokuz sayfalık kısa analiz, dört bin sene önceden ezber olarak ve iki bin yedi yüz seneden yazılı olarak bize gelen çok değerli, çok anlamlı bir kitabın değerlendirilmesidir.

Zaten Tevrat çok katmanlı manaları olan kitap demektir.


Dört bin sene önce Akad medeniyetinde din, edebiyat,

tarih ve felsefe bir arada ve mitoloji üslubuyla yazılıyordu.

Akadların önemli bir kolu olan Yahudiler, dini ve vahiy literatürünü nesilden nesile ezbere aktarırlardı.

Bu ezber geleneği meşhur sürgünde kaybolunca, Üzeyir Peygamber tarafından Vahiy ile yazıya geçirildi.

Bu metinler arketip, metafizik, keşif ve rüya dili ve üslubu iken maalesef tarih sanılmış.


Onun üzerine müsteşrikler bunlar insan tarafından kaleme alınmış metinlerdir, demişler.

İslam alimleri de aslı vahiy olmakla beraber muharref olmuşlar, diye iddia etmişler.

Evet tarih kabul edilse onlarda çelişkiler görünür. Ama ilimler tarih olmadığını bize gösteriyor.

O metafizik dil ve üslupdan iki örnek kadim Yunan edebiyatından da siz değerli dostlarıma gönderiyorum.

Onların da ancak vahiy ile bilinebilecek hakikatler olduğunu göreceksiniz.


Ve bu metinler geçmişten daha çok geleceğe bakıyorlar.

Metafizik dil olarak, değil ayet bazında belki birçok bab bazında dahi

Hz. İsa'ya ve Hz. Muhammed'e işaret ediyorlar. Metin tahlillerinde göreceğiniz gibi.


Ben İstanbul Yahudi Cemaatinin bir ileri gelenine: İsrail nüfusu yüzde yetmiş ateisttir.

Benim bilimlere uygun, iki kitap ve bir çok makaleden oluşan bu çalışmalarıma sahip çıkın, dedim.

Fakat cevabında: Bizim için önemli olan İsrail Devletidir, Tevrat değil, dedi.


Evet vahiy dili ve metafizik hakikatler olunca Yahudilerle ilişkisi az kalıyor. Ve bütün insanlığın mirası oluyor.

Ve hiç kimse bu metinlere dayanarak ırkçılık yapamaz. Üstün ırk davasında bulunamaz.


Bütün dostlarıma sonsuz selam ve saygı ile geçen haftanın dokümanlarının devamı olarak bu kısa iki yazıyı gönderiyorum. Varlığı ve gerçekliği maddeden ibaret bilenlere ithaf edilir.

bahaeddin sağlam

Konuşma daveti ve medya başvuruları için, lütfen iletişime geçiniz

+90 545 362 18 88

İstanbul | Türkiye

© 2026  Tüm hakları saklıdır.

  • Bahaeddin Saglam YouTube
  • Spotify
  • Bahaeddin Saglam SoundCloud
  • Bahaeddin Saglam LinkedIn
  • Bahaeddin Saglam Twitter
  • Bahaeddin Saglam Facebook
bottom of page