top of page
  • Siyah YouTube Simgesi
  • Siyah SoundCloud'a Simge
  • Siyah LinkedIn Simge
  • Black Twitter Icon
  • Black Facebook Icon

Makaleler

Allah, Ruh ve Bilinçdışı

Bu başlığın altındaki derin ve çok katmanlı manaları kökten anlamak için, önce şu beş maddelik bilgileri dağarcığımıza koymamız lazımdır.


1) İnsanda iki temel algı organı var. Biri üst korteks, başka bir tabir ile akıl; diğeri bilinçdışı, diğer bir söylemle kalp. İşte Tarihi dahi bilinçdışı yönüyle ele alan Arnold Toynbee’nin Tarihçi Açısından Din kitabındaki tespitiyle, üst korteks organının bilinçdışı algımıza oranı, ucu bucağı olmayan bir dikenli çölün içinde tek gül ağacı gibidir. Evet Toynbee bilinçdışına dikenli çöl diyor. Çünkü varlıkta ne varsa insanın bilinçdışında arketip olarak vardır. Onda Tanrının arketipinden tutun ta bütün canavar hayvanların arketipine kadar her şey vardır. Arınma denilen gerçeklik, insanın nefs-i emmare (kötülüğü emreden kişilik) denilen bu canavar yönleri ve bu incitici dikenleri temizleyip, o bilinçdışında Tanrıya, ruha, meleklere ve başka sayısız pozitif duyguların arketipine yer açmasıdır. Hemen hatırlatalım; kalp deyince göğsümüzdeki kan pompasını anlamayın. Onun bilinçdışı içindeki yeri çok küçüktür. Belki bağırsaklar kadar bile etkileşimi yoktur.


2) Amerika Beyin Cemiyeti ile Avrupa Beyin Cemiyetine üye olan, beyin cerrahı Prof. Dr. Türker Kılıç din konusunda agnostik olduğu halde, varlık sisteminde gerçek varlık datalar değil de datalar arası oluşan network tarzındaki bilgi olduğunu keşfetti. Zaten eşyayı eşya kılan bu yazılım ve bilgidir. Biz Allah veya Ruh deyince mahiyet olarak bu bilgiyi anlıyoruz. Bilindiği gibi bilgi ölümsüzdür. Hele insan gibi sonsuz bilgi-işlem hacmine sahip ise. Nitekim bu varlık dosyaları, dünyadan ilişkileri kesilince yok olmuyorlar, dördüncü boyuta yani berzah alemine geçiyorlar. Ve ikinci dirilişe kadar dünyaya asla dönemiyorlar. (Müminun Suresi, 100)


Bir Not: Bu sonsuz bilgi-işlem, kaos matematiği ile düzenini aldığı için, onda her şey sonsuz ihtimallerden bir ihtimal de olsa hep o ihtimal oluyor. Kur’an bu kaos matematiğine emir yani buyruk diyor. Ruh, kıyamet (diriliş) ve atmosfer bu emirle yönetilir, diyor. Allah’ın böyle sonsuz bilgisi ve gücü olduğu için O, hiçbir şeye muhtaç değildir, bütün insanlarla tek tek ilgilenir. Bu ilginin eski ismi inayettir.

Başta Açlık Olmak Üzere Bütün Sorunlar Din-Bilim Barışından Geçer

İnsanlık, yedi-sekiz bin senedir, varlığı ve hayatı anlamlandıran semavi dinler ile varoluşu ve hayatı kutsal görürse (ki bu kutsal görüş dinlerin birinci ilkesidir.) dolayısıyla çevreyi ve tabiatı kirletmezse ve bilimler kuralları ile

Yeryüzünü ekip biçerse hayatın iki önemli açığını kapatmış olur. Çevre kirlenmesi ve açlık...


Ve bu beraberliğin sonucu din-bilim barışırsa birçok ideolojik savaşlar da biter. Dinler arası barış için ise Kur'an yeterli malzemeyi içeriyor. Bu konuda bu ay yayınladığım Kur'an ve Ehl-i Kitap eserim bu barışı garantiliyor.


Bu üç adımla dünyaya genel barış (Osmanlıca deyimiyle sulh-u umumi) gelir, dünya anlam, tokluk ve esenlik olarak bir nevi cennet olur. Evet, İnsan geçmişini bilirse geleceğini daha iyi kurar; şöyle ki:


İnsanlık yaklaşık 9 milyon yıl önce hayvanlardan ayrıldı, Homosapiens, Neandertal, Homoerektus gibi yedi nesil (her nesil yaklaşık bir milyon sene) yaşadı. Yaklaşık 150-200 bin sene önce Homosapiens ki son insan neslidir, yaşıyor.


Bunlar da başta vahşi, çıplak, konuşma bilmez durumda idi. Sürü gibi yaşıyordu. Beyin Tamamdı, ama işletilmemişti. (Başta 28. Mektup, 6. Mesele olmak üzere bu konuda binlerce Antropolojik ilmi çalışma var.)

Çocuk Yaşta Evliliğe Kökünden Çözüm (Veya Hz. Aişe Sendromu)

[Bu yazı (Ekteki Yazı: Hz. Aişe Sendromu) 1991’de Turan Dursun’a cevaben yazıldı. İki sene önce hadislerle ilgili yazdığım birkaç notu ilave ettim. Son ikinci ilave de Mürselat suresi tefsiri münasebetiyle bu ay yazdığım üç ayetin tefsiridir. Münasebetten dolayı buna ilave ettim. Burada Temiz Bilginin önemini göreceksiniz. Özellikle dinî konularda temiz bilgi, bir dindar için en birinci görevdir, inanacaksınız. Evet İslam dini, yanlış bilgi karıştırdığı için kâhinden bilgi almayı dinden çıkmakla eşit tutuyor. Ve İslam kültürü içinde usul ve metod kitapları içinde en muteber kitap olan Cemu’l- Cevami’ kitabı, sağlıklı bilgi almayı bir Müslüman için en birinci görev olarak gösteriyor. Fakat maalesef yine göreceksiniz ki hadisler sağlıklı ve temiz bilgi kaynağı değillerdir.]

Hz. Muhammed’in Yüksek Ahlakı:

Bunların (ahlakın) içindeki nokta-ı i’câz (mucizelik noktası) şudur ki: Ahlâk-ı hasene (güzel huylar) çendan (gerçi) birbirine mübayin (çelişkili) değil; fakat derece-i kemâlde (zirve oluşlarında) birbirine müzahamet eder (birbiriyle sıkışır).  Biri galebe çalsa (üstün gelse) öteki zayıflaşır.

Meselâ: Kemâl-i hilm (son derece yumuşak huy) ile kemâl-i şecaat (son derece cesaret) hem kemâl-i tevazu’le (son derce alçak gönüllülükle) kemâl-i şehamet (tam bir kahramanlık) hem kemâl-i adalet ile  (zirve bir şekilde adil davranmakla) kemâl-i merhamet ve mürüvvet (son derece acımak ve insancıl davranmak) hem tam iktisat ve itidal (denge) ile tamam-i kerem ve sehavet (tam bir iyilikseverlik ve cömertlik) hem gayet (son derece) vakar (ağırbaşlılık) ile nihayet haya (son derece utangaçlık) hem gayet (son derece) şefkat ile nihayet (son derece) Allah için kızmak: ﺍﻟْﺒُﻐْﺾُ ﻓِﻰ ﺍﻟﻠَّﻪِ.

Hem gayet (son derece) afv ile nihayet (son derece) izzet-i nefis (onur) hem gayet (son derece) tevekkül (işi Allah’a bırakma) ile nihayet (son derece) içtihad (çalışma) gibi mecâmi-ı ahlâk-ı mütezahime (birbiriyle sıkışan bütün ahlakların) birden derece-i âliyede (en yüksek seviyede) bir zâtta (bir kişide) içtimaı (toplanması), müzayakasız (birbirini sıkıştırmadan) inkişafları (gelişmeleri) mu’cizelerin mu’cizesidir.

(Peygamber Bilgisi Kitabından)

Önemli Bir Hatırlatma: Maalesef hadislere baktığımızda başta açlık, cinsellik ve savaşlarda şiddet olmak üzere Hz. Muhammed sürekli dengesiz yaşamıştır, diye görünüyor. Özellikle hadislerin en çok satan Terğib ve Terhib kitaplarına bakabilirsiniz. Evet, denge zor olduğu için insanlar böyle kitaplara çok rağbet ediyor.

Yine anlıyoruz ki, İsmailağa Cemaati gibi dinde samimi ve müteaasip Müslümanları yanıltan hatta bu çocuk evliliği meselesinde, Kur’an’ı ve asıl meslekleri olan kıyası değil de bu gibi hadisleri esas alan Dört Mezhep İmamlarını dahi şaşırtan bu gibi rivayetlerdir. Evet Dört Mezhep ne zaman Kur’an ve kıyas yerine rivayetleri esas almışsa yanılmışlardır. Recm (zina edeni taşlayarak öldürme meselesi) ve bu çocuk evliliği meselesi gibi.

İmtihanı Kazanma veya Kaybetme

Mütefekkir ve çalışkan, edebiyat öğretmeni manevi bir kardeşim vardı. Dindardı, ama namaz ona ağır geliyordu. Bazen de arayışa çıkıp Sartre’ı okuyordu. Yurt dışına çıkacağım; Fethullah Hoca Efendinin yüksek davasına hizmet edeceğim, diyordu. Sonra Erdoğan-Fethullah kavgası kızışınca ve milyonlar ya hapse veya açlığa mahkûm olunca, bana: "Hocam, bunda bir yanlışlık var. Eğer Allah olsaydı, mutlaka Fethullah’a yardım ederdi." dedi. Dünyanın bir imtihan için kurulduğunu tam anlamamıştı. Ve kendisini çok sevdiğim halde uzun bir dönem benden ilişkisini kesti. Bu Haziran-2023 ayında Dücane’ye verdiğim cevapları okuyunca, "Hocam, Dücane Cündioğlu haklı." dedi. Ben, galiba yazıları okumamışsın, yoksa öyle demezdin deyince; "Sen Allah’a inandığın için o bilgileri görüyorsun; ben inanmıyorum. Dolayısıyla Kur’an’dan çıkardığın o bilgileri göremiyorum." dedi. İşte bu münasebetle bu başlık altında bu kısa yazıyı kaleme almak ihtiyacını hissettim. Şöyle ki:

İmtihan kelimesi, altın, gümüş gibi madenleri ateşte kaynatıp, kül ve topraktan ayrıştırma demektir. Bu kökten gelen mihnet kelimesi ise, acı ve musibet ateşiyle insanların çok azap çekmesi manasına gelir. İmtihanın deyim manasının ise, iki aşaması var: 1) Kâinatın diyalektik yapısındaki zıtların birbiriyle savaşması ile uzun bir evrim sonucunda halis varlık madeninin ortaya çıkması.  Kur’an bu safhaya sıcak-soğuk, gören-kör, tuzlu-tatlı, cennet-cehennem, gece-gündüz, karanlık-ışık gibi karşılaştırmalarla bizi gerçek diyalektiğe ve ilme alıştırıyor. 2) Bu birinci aşamanın zirvesi olarak, insanlık aleminin binler test edici faktörle, adeta her insanın bir kâinat kadar gelişmesi veya kaybetmesi şeklinde imtihan icra oluyor. Bu her iki aşamada da Allah’ın yaratmasındaki amacı, sonsuz manaları, kemalatı (olgunlukları) ve güzellikleri elde etmesidir. Bu ikinci aşamadaki imtihanın Kur’an’daki ismi iptiladır. Yani insan bir çekirdektir, bir habbedir, muhabbetle ve belalarla ya filizlenip sonsuzluğu kazanıyor veya çürüyor. Kur’an’da imtihanı kazanmanın ismi fevzdir. Bu kelime, varlığın artırılması demektir. Kaybetmenin ise, ismi haybettir. Bu da hayal kırıklığını yaşamak demektir. Çünkü insan için hedeflenen sonsuzluk ancak hayal ile somutlaşır ve anlaşılır. (Haşir ve Şems sureleri).

Hristiyanlığı Eleştirmek Ve Savunmak

Hristiyanlık dini özünde, ruhanilik, uhrevilik, fedakârlık ve saf maneviyattır; dünyaya, siyasete ve nefsani duygulara bulaşmamaktır. Eğer bulaşılmışsa da onlardan arınmaktır. Fakat bugünkü Kilise katı ve şekilci bir dindarlığı, siyasi ve zahiri birtakım protokolleri esas aldığından; ve adeta dünyevi bir devlet gibi organize olduğundan; özü ve içi boşaltılmış küflü bir kabuk haline gelmiştir. Budizm, İslamiyet ve diğer dinler, bu kadar çürümemişlerse de; kurum olarak buna yakın manzaralar arz ediyorlar.


Mesela; İncile, iman ilkelerine, Hz. İsa’ya binlerce saldırı yapıldığında Vatikan’dan hiçbir ses ve tepki veya ikna edici bir cevap gelmiyor. Fakat Kilisenin sosyal siyasetinin ve ayinlerinin aleyhine basında bir haber çıktığında, günlerce medyayı meşgul ediyorlar. Patrikhane de dine, inanca ve İsa'ya yapılan dinsizce saldırılara karşı sessiz kalırken; Piskopos tayini veya emlak veya ekümeniklik gibi konularda yıllarca uğraş veriyor.
 

Ve bunun gibi Kur'an'a, İslamın esaslarına, Hz. Muhammed'e, başka bir ifade ile imanın temel rükünlerine karşı yüzlerce kitap ve yayın Türkiye'de ve dünyada çıkarken, başta Diyanet olmak üzere hiçbir sorumlu ve görevliden çıt bile çıkmaz. Veya çıkamaz. Ama bir imam bir gün camiye gitmezse veya ilmihal bilgilerine aykırı bir iş yaparsa veya “bu helaldir, şu haramdır,” diye bir fetva söz konusu olursa, aylar belki yıllarca gürültüler kopartılır; İslam dinine karşı kimsenin saldırma hakkı yoktur, denilir.

Ve mesela Tevrattan sorumlu büyük bir makama, onları yüzde yüz ilgilendiren bir teklif sunduk; teklif şu: “ Bütün dünyada, özellikle Batı’da dinsizliğin en birinci sebeplerinden biri, Tevratın doğru ve vahiy olmasına rağmen yanlış anlaşılan bin küsur meselesidir. Biz dil, ilim ve tarihi realitelere dayanarak bu meselelerin gerçek manalarını ve sağlıklı yorumlarını yazdık. Sizler sorumlu makam olarak bunları ya aynen veya geliştirerek veya ayıklayarak yayınlayın.” dedik. Ne yazık ki, hiçbir cevap alamadık. Buna mukabil dindar, efendi ve sanatkâr bir Rabbi (Yahudi din adamı), dul bir kadınla evlendi, diye onu Yahudilikten attılar.

Beyin İle İlgili Kavramlar

Bu çalışma, hem bilimsel alanda hem dinî konularda hem edebiyatta kullandığımız kavramların doğru ve ilmî bir şekilde kullanılması ve anlaşılması için yazılmış bir kısım
notlardır. Bu notlar aynı zamanda bilim tarihine de ışık tutar.


İnsanlık, soyut kavramları öğrendiği günden beri, zihinsel faaliyetin, algı ve idrakin vücudun belli bir organı tarafından sağlandığını izlemiştir. Carl Jung Kızılderililer içinde dolaşırken bir kabilenin, Ahmak Avrupalılar insan, kafası ile düşünüyor, diyorlar. Hâlbuki insan, karnıyla düşünür, dediklerini ve başka bir kabilenin, İnsan, mesanesiyle düşünür, diye iddia ettiklerini aktarıyor.


Mısırlıların, Babillilerin ve Yunanlıların bu konuda nasıl düşündüklerini ve ne dediklerini bilmiyorum. Fakat kültürümüze giren Arap ve İslamî Literatürün etimolojik ve ıstılahi (terim) manalarını verdikten sonra, 19. yüzyıldan beri var olan nörolojik ve psikiyatrik birkaç kavramı yazacağız ki, bilginin bizzat kaynağı olan ve bilginin temel literatürünü ilgilendiren, insanın düşünce ve algı merkezi bir miktar aydınlansın ki, bu ışık ile etrafımızı rahat anlayalım.

Aldatma ve Karmaşa Çağında Hakikatler

18 Ocak akşamı, arada seyrettiğim bir kaç kanaldan biri olan, dini programlar yapan bir
kanala denk geldim. Kur’an Müslümanlığı ekolü olarak tabir edilen gruptan bir ilahiyatçı beyefendi Kur'an’ın Açılımı adında bir programda sohbet yapıyordu. Ben bu tarz yayınları ve bu yayınlardaki hocalarının bilgilerini pek beğenmem fakat ekseriyetle dinî programlar yayınladıklarından ve dindarların da çoğu bu tarz kanalları ve yayınları izlediklerinden ben de bazen izliyorum.


İlahiyatçı beyefendi, bu programda Kur'an’ı tefsir etmeye çalışıyor; bugünkü tarikatların ve dinî cemaatlerin Kur'an’a karşı tutumları hakkında eleştirel bir üslupla kurduğu her üç-beş cümleden sonra, Kur'an’ın dinlerine gerçek manası ile inanmayan Yahudilere hitap eden ayetlerinden 3-4 ayeti okuyor; ardından bu ayetlerin bugünün cemaat ve tarikatlarını lanetlediğini söylüyordu…

bahaeddin sağlam

Konuşma daveti ve medya başvuruları için, lütfen iletişime geçiniz

+90 533 163 09 12

İstanbul | Türkiye

© 2024  Tüm hakları saklıdır.

  • Bahaeddin Saglam YouTube
  • Bahaeddin Saglam SoundCloud
  • Bahaeddin Saglam LinkedIn
  • Bahaeddin Saglam Twitter
  • Bahaeddin Saglam Facebook
bottom of page