top of page
  • Siyah YouTube Simgesi
  • Spotify
  • Siyah SoundCloud'a Simge
  • Siyah LinkedIn Simge
  • Black Twitter Icon
  • Black Facebook Icon

Makaleler

Kuran’da Dağlar Deprem Konusu

Bu konudan, Bahaeddin Sağlam Bey’in geçen hafta Academia’da yayınlamış olduğu ‘Bilim ve Din Çelişmezler’ adlı makalesini okurken haberdar oldum.


Makale Linki: https://www.academia.edu/37866524/Bilim_ve_Din_Çelişmezler

 

Prof. Celal Şengör’ün dağlar ve deprem konusunda Kur’an’da geçen bazı ayetlerde bilimsel çelişki olduğu iddiasına cevaben yazılmış olan bir bölüm vardı. (Bkz. Syf. 3-4, iddia 10). Mevzuyu daha iyi anlayabilmek ve kafamda mutmain bir cevap oluşturabilmek adına konu hakkındaki iddiaları ve cevapları daha detaylı taradım ve araştırdım. Bu yazıda da genel bir çerçeve çizip konu hakkında oluşturmaya gayret ettiğim anlayışımı ortaya koymaya çalışacağım…

Ruh ve Maneviyat İspatı

Yaklaşık 20 yıldır, Risalelerin bölüm numaralarının tesadüfen seçilmediğini, hemen hemen hepsi de sayısal sembolizm bilgilerine mutabık olduğunu görmüştüm. Mesela 10. Söz haşir bahsini, 10. Mektup haşir meydanını, 10. Lem’a haşir meydanındaki manevi cezaları anlatır.


19. Söz, Hz. Muhammed’in (a.s.m.) risaletini, 19. Mektup Onun velayetini, 19. Lem’a Onun beşeriyetindeki istikametini anlatır.


Ve mesela 27. Söz içtimaiyatı, 27. Mektup Lahikaları, (yani sosyal hayattaki icraatı) işler. 27. Lem’a o gün için siyasi olan, bugün için içtimai olan mahkemedeki müdafaaları anlatır.


Diğer Risaleleri bunlara kıyas edebilirsiniz. Özellikle 8, 18, 28 numaralı Risalelerin metafizik ve manevi kerametlere tahsis edildiğinin farkına varmıştım.
İşte bu cetvele göre, 28. Söz, Cennet ve Cennetteki dağı taşı dahi canlı yapacak olan bilinçten ve oradaki ruhani ve hurilerden söz ederken, 28. Lem’a, kerametlerden, ruhani seyr u sülükten, kâinatın hayvanlar, canlılar ve cinler gibi yüksek bilinç taşıyan değerlerinden söz ediyor.


Konumuz olan bu 28. Mektubun sekiz meselesi dahi konuları ile, cümleleri ile, hatta kelimeleri ile, maneviyatı, ruhani ve latif icraat ve duyguları anlatır; özellikle özel ve ruhani bir müdahale şekli olan inayetlerden söz ediyor.


Biz burada sadece cümle ve kelimelerin bu minvaldeki manalarını açacağız. Konunun bütünlüğünün anlaşılmasını ve kâinat çapında ne kadar harika bir düzenin olduğunun anlaşılmasını sizlere bırakıyoruz.

Dil Çalıştayı İçin

Davet mektubunu sizler hazırlarsınız. Çünkü cemaati sizler tanıyorsunuz. Ben sadece bir gözlemci olarak, Cemaatin dil eksikliğinden dolayı nerelerde kayıplar yaşadığını, kısa notlar ile yazacağım. Siz ağabeylerim, işin sosyolojik çerçevesini çizersiniz.


1) Malumunuz Risalelerin dili Osmanlıcadır. Osmanlıca ise, ciddi bir şekilde Arapça ve Farsçaya dayanır. Dolayısıyla iptidai seviyede dahi olsa bu iki dili ve Osmanlıca dil mantığını bilmeyen, Risale hususunda söz sahibi olamaz. Evet, istifade eder, hidayete erer; normal bir Müslüman olur. Fakat ahir zamanın fitnesine karşı cihatta her zaman mağlup olabilir.


2) Risalede kullanılan ibarelerin metin ile ilişkilerini bilmek… Risalelerin paragraf ve nükte ve noktalarının birbiriyle ilişkisini bilmek, bu nüktelerin ve noktaların birbirinden farkını anlamak gibi nazm-ı maani denilen sisteme alışmak gerek. Bu nazm-ı maani meselesi, Kur’anın da, onun bir tefsiri olan Risalelerin de özel ve derin bir yöntem ve dil yapısıdır.


Dolayısıyla her okuyan bakmalı; seviyesine göre düşünmeli: Acaba bu mana bağlantılarını bilmiş miyim, bilememiş miyim?


3) Dört beş yayınevi lügatçeli külliyat çıkardı. Bu beş çalışmadan anlaşılıyor ki; işin başında olan hocalar –veya hoca geçinenler- dahi Risale-i Nurun kelimelerini (özellikle anahtar kavramlarını) bilmiyorlar. Bu konuda Küçük Sözler bazında iki rapor gönderiyorum. Latincenin felaketinden dolayı Arapçadaki üç (S) veya üç (Ha)’nın farkının çoğunlukla bilinmediğini göreceksiniz.


Ayrıca kelimeler, sarf kalıplarına girince mana değişiyor. Demek en azından, kelimelerin kök harfleri ve kalıplarının farkı bilinmeli.

İttihad Terakki ve Kemalistler

İttihad Terakki ismi, bugünkü manasıyla birlik ve kalkınma demektir. Bu Cemiyet, 1400 yıllık İslamî birikim yanında 1000 yıllık Türk birikimine sahip, bilgili edip ve siyasilerden oluşuyordu. Ayrıca modern asrı ve Avrupa’da olan-biten her şeyi çok iyi biliyorlardı. Cemiyetin tek bir aşkı vardı: Modern bir Osmanlı veya İslam Birliğini kurmak ve korumak; Türklerin himayesinde modern bir medeniyeti insanlığa yaşatmaktı. Onların Türklerden başka diğer etnik gruplara karşı siyasetleri ise şöyle idi: Her millet dil ve geleneklerinde, yerel özelliklerinde hür olacak. Fakat Osmanlı merkezi idaresine bağlı kalmalı..

Allah, Ruh ve Bilinçdışı

Bu başlığın altındaki derin ve çok katmanlı manaları kökten anlamak için, önce şu beş maddelik bilgileri dağarcığımıza koymamız lazımdır.


1) İnsanda iki temel algı organı var. Biri üst korteks, başka bir tabir ile akıl; diğeri bilinçdışı, diğer bir söylemle kalp. İşte Tarihi dahi bilinçdışı yönüyle ele alan Arnold Toynbee’nin Tarihçi Açısından Din kitabındaki tespitiyle, üst korteks organının bilinçdışı algımıza oranı, ucu bucağı olmayan bir dikenli çölün içinde tek gül ağacı gibidir. Evet Toynbee bilinçdışına dikenli çöl diyor. Çünkü varlıkta ne varsa insanın bilinçdışında arketip olarak vardır. Onda Tanrının arketipinden tutun ta bütün canavar hayvanların arketipine kadar her şey vardır. Arınma denilen gerçeklik, insanın nefs-i emmare (kötülüğü emreden kişilik) denilen bu canavar yönleri ve bu incitici dikenleri temizleyip, o bilinçdışında Tanrıya, ruha, meleklere ve başka sayısız pozitif duyguların arketipine yer açmasıdır. Hemen hatırlatalım; kalp deyince göğsümüzdeki kan pompasını anlamayın. Onun bilinçdışı içindeki yeri çok küçüktür. Belki bağırsaklar kadar bile etkileşimi yoktur.


2) Amerika Beyin Cemiyeti ile Avrupa Beyin Cemiyetine üye olan, beyin cerrahı Prof. Dr. Türker Kılıç din konusunda agnostik olduğu halde, varlık sisteminde gerçek varlık datalar değil de datalar arası oluşan network tarzındaki bilgi olduğunu keşfetti. Zaten eşyayı eşya kılan bu yazılım ve bilgidir. Biz Allah veya Ruh deyince mahiyet olarak bu bilgiyi anlıyoruz. Bilindiği gibi bilgi ölümsüzdür. Hele insan gibi sonsuz bilgi-işlem hacmine sahip ise. Nitekim bu varlık dosyaları, dünyadan ilişkileri kesilince yok olmuyorlar, dördüncü boyuta yani berzah alemine geçiyorlar. Ve ikinci dirilişe kadar dünyaya asla dönemiyorlar. (Müminun Suresi, 100)


Bir Not: Bu sonsuz bilgi-işlem, kaos matematiği ile düzenini aldığı için, onda her şey sonsuz ihtimallerden bir ihtimal de olsa hep o ihtimal oluyor. Kur’an bu kaos matematiğine emir yani buyruk diyor. Ruh, kıyamet (diriliş) ve atmosfer bu emirle yönetilir, diyor. Allah’ın böyle sonsuz bilgisi ve gücü olduğu için O, hiçbir şeye muhtaç değildir, bütün insanlarla tek tek ilgilenir. Bu ilginin eski ismi inayettir.

Başta Açlık Olmak Üzere Bütün Sorunlar Din-Bilim Barışından Geçer

İnsanlık, yedi-sekiz bin senedir, varlığı ve hayatı anlamlandıran semavi dinler ile varoluşu ve hayatı kutsal görürse (ki bu kutsal görüş dinlerin birinci ilkesidir.) dolayısıyla çevreyi ve tabiatı kirletmezse ve bilimler kuralları ile

Yeryüzünü ekip biçerse hayatın iki önemli açığını kapatmış olur. Çevre kirlenmesi ve açlık...


Ve bu beraberliğin sonucu din-bilim barışırsa birçok ideolojik savaşlar da biter. Dinler arası barış için ise Kur'an yeterli malzemeyi içeriyor. Bu konuda bu ay yayınladığım Kur'an ve Ehl-i Kitap eserim bu barışı garantiliyor.


Bu üç adımla dünyaya genel barış (Osmanlıca deyimiyle sulh-u umumi) gelir, dünya anlam, tokluk ve esenlik olarak bir nevi cennet olur. Evet, İnsan geçmişini bilirse geleceğini daha iyi kurar; şöyle ki:


İnsanlık yaklaşık 9 milyon yıl önce hayvanlardan ayrıldı, Homosapiens, Neandertal, Homoerektus gibi yedi nesil (her nesil yaklaşık bir milyon sene) yaşadı. Yaklaşık 150-200 bin sene önce Homosapiens ki son insan neslidir, yaşıyor.


Bunlar da başta vahşi, çıplak, konuşma bilmez durumda idi. Sürü gibi yaşıyordu. Beyin Tamamdı, ama işletilmemişti. (Başta 28. Mektup, 6. Mesele olmak üzere bu konuda binlerce Antropolojik ilmi çalışma var.)

Çocuk Yaşta Evliliğe Kökünden Çözüm (Veya Hz. Aişe Sendromu)

[Bu yazı (Ekteki Yazı: Hz. Aişe Sendromu) 1991’de Turan Dursun’a cevaben yazıldı. İki sene önce hadislerle ilgili yazdığım birkaç notu ilave ettim. Son ikinci ilave de Mürselat suresi tefsiri münasebetiyle bu ay yazdığım üç ayetin tefsiridir. Münasebetten dolayı buna ilave ettim. Burada Temiz Bilginin önemini göreceksiniz. Özellikle dinî konularda temiz bilgi, bir dindar için en birinci görevdir, inanacaksınız. Evet İslam dini, yanlış bilgi karıştırdığı için kâhinden bilgi almayı dinden çıkmakla eşit tutuyor. Ve İslam kültürü içinde usul ve metod kitapları içinde en muteber kitap olan Cemu’l- Cevami’ kitabı, sağlıklı bilgi almayı bir Müslüman için en birinci görev olarak gösteriyor. Fakat maalesef yine göreceksiniz ki hadisler sağlıklı ve temiz bilgi kaynağı değillerdir.]

Hz. Muhammed’in Yüksek Ahlakı:

Bunların (ahlakın) içindeki nokta-ı i’câz (mucizelik noktası) şudur ki: Ahlâk-ı hasene (güzel huylar) çendan (gerçi) birbirine mübayin (çelişkili) değil; fakat derece-i kemâlde (zirve oluşlarında) birbirine müzahamet eder (birbiriyle sıkışır).  Biri galebe çalsa (üstün gelse) öteki zayıflaşır.

Meselâ: Kemâl-i hilm (son derece yumuşak huy) ile kemâl-i şecaat (son derece cesaret) hem kemâl-i tevazu’le (son derce alçak gönüllülükle) kemâl-i şehamet (tam bir kahramanlık) hem kemâl-i adalet ile  (zirve bir şekilde adil davranmakla) kemâl-i merhamet ve mürüvvet (son derece acımak ve insancıl davranmak) hem tam iktisat ve itidal (denge) ile tamam-i kerem ve sehavet (tam bir iyilikseverlik ve cömertlik) hem gayet (son derece) vakar (ağırbaşlılık) ile nihayet haya (son derece utangaçlık) hem gayet (son derece) şefkat ile nihayet (son derece) Allah için kızmak: ﺍﻟْﺒُﻐْﺾُ ﻓِﻰ ﺍﻟﻠَّﻪِ.

Hem gayet (son derece) afv ile nihayet (son derece) izzet-i nefis (onur) hem gayet (son derece) tevekkül (işi Allah’a bırakma) ile nihayet (son derece) içtihad (çalışma) gibi mecâmi-ı ahlâk-ı mütezahime (birbiriyle sıkışan bütün ahlakların) birden derece-i âliyede (en yüksek seviyede) bir zâtta (bir kişide) içtimaı (toplanması), müzayakasız (birbirini sıkıştırmadan) inkişafları (gelişmeleri) mu’cizelerin mu’cizesidir.

(Peygamber Bilgisi Kitabından)

Önemli Bir Hatırlatma: Maalesef hadislere baktığımızda başta açlık, cinsellik ve savaşlarda şiddet olmak üzere Hz. Muhammed sürekli dengesiz yaşamıştır, diye görünüyor. Özellikle hadislerin en çok satan Terğib ve Terhib kitaplarına bakabilirsiniz. Evet, denge zor olduğu için insanlar böyle kitaplara çok rağbet ediyor.

Yine anlıyoruz ki, İsmailağa Cemaati gibi dinde samimi ve müteaasip Müslümanları yanıltan hatta bu çocuk evliliği meselesinde, Kur’an’ı ve asıl meslekleri olan kıyası değil de bu gibi hadisleri esas alan Dört Mezhep İmamlarını dahi şaşırtan bu gibi rivayetlerdir. Evet Dört Mezhep ne zaman Kur’an ve kıyas yerine rivayetleri esas almışsa yanılmışlardır. Recm (zina edeni taşlayarak öldürme meselesi) ve bu çocuk evliliği meselesi gibi.

bahaeddin sağlam

Konuşma daveti ve medya başvuruları için, lütfen iletişime geçiniz

+90 545 362 18 88

İstanbul | Türkiye

© 2026  Tüm hakları saklıdır.

  • Bahaeddin Saglam YouTube
  • Spotify
  • Bahaeddin Saglam SoundCloud
  • Bahaeddin Saglam LinkedIn
  • Bahaeddin Saglam Twitter
  • Bahaeddin Saglam Facebook
bottom of page