top of page
  • Siyah YouTube Simgesi
  • Siyah SoundCloud'a Simge
  • Siyah LinkedIn Simge
  • Black Twitter Icon
  • Black Facebook Icon

Makaleler

Prof. Dr. Celal Şengör’den Beş Tespit
(Bir doğru, üç yanlış, bir çelişki)

Doğru olan: Biz sonsuzdan geldik yine sonsuza varacağız. Yanlışlar: A) Biz tesadüfler çocuğuyuz. B) Kâinatın ısısı 10 üzeri 28 sıfır olacak. Dolayısıyla yok olacağız. C) Yaratılış asla söz konusu olamaz. Çelişki: Hem sonsuza gideceğiz hem yok olacağız. (Kafa TV)


Celal Bey keşke iyi bir filozof olduktan sonra bu yargılarda bulunsaydı. Çünkü varlığı ve varlığın bilgisi olan Ontolojiyi ancak felsefeciler bilir. Ama maalesef Celal Bey sade bir mühendistir. Hendese ise el ölçüsü demektir. Evet mühendisler sadece ölçülebilir şeyleri yani niceliği bilirler. Onlar varlığın künhünü ve varlığın sonsuzluğunu ve niteliklerini bilmezler. Celal Hoca kendisi galiba sonsuzluk fikrini de felsefeden değil de fizik biliminin zorunlu gereği olarak öğrenmiştir.


Evet varlığı tanımak için şu beş çağdaş bilimsel veriyi bilmek lazımdır:


A) Kâinatta ve hatta her varlıkta diyalektik yapı esastır. Diyalektik olmazsa varlık var olamaz. Demek kâinat bir taraftan ısınırken diğer taraftan soğuyor. Kâinatta bir taraftan enerji entropiyle sıfırlanırken diğer taraftan Biyoloji ile enerji topluyor. Kâinatta artılar kadar eksiler de var. Celal Hocam varlığın olmazsa olmazı olan bu ikili diyalektik yapıyı hiç düşünmemiştir.


B) Kâinatta sıcak ve soğuk iki aşırı uç olmakla berber, daima ortada nötr denilen bir bahar da var. Çok soğuk ve çok sıcak cehennemlerle beraber dünyamız gibi cennetler de var. Yani varlık sadece diyalektik değildir, üçlü sisteme tabidir. Nitekim sosyal hayatta dahi bu yasa geçerlidir. Zengin-fakir ve orta sınıf. Ana-baba ve çocuk.


C) Varlık rastgele bir yığılma bir tıkanma ve açılma değildir. Sonsuzluktan ta en basit varlık olan atomlara kadar her şeyde yazılım (0-1 sistemleri ve planları) olmazsa olmazıdır. Demek galaksiler, özellikle güneş sistemi, özellikle dünyamız, özellikle Biyosfer, özellikle insanlık alemi tesadüfler ürünü değiller. Her şey sonsuz bilgi-işlemle yönetiliyor ve neticelendiriliyor.

Yunan Mitolojisinden İki Önemli Örnek

Bu dokuz sayfalık kısa analiz, dört bin sene önceden ezber olarak ve iki bin yedi yüz seneden yazılı olarak bize gelen çok değerli, çok anlamlı bir kitabın değerlendirilmesidir.

Zaten Tevrat çok katmanlı manaları olan kitap demektir.


Dört bin sene önce Akad medeniyetinde din, edebiyat,

tarih ve felsefe bir arada ve mitoloji üslubuyla yazılıyordu.

Akadların önemli bir kolu olan Yahudiler, dini ve vahiy literatürünü nesilden nesile ezbere aktarırlardı.

Bu ezber geleneği meşhur sürgünde kaybolunca, Üzeyir Peygamber tarafından Vahiy ile yazıya geçirildi.

Bu metinler arketip, metafizik, keşif ve rüya dili ve üslubu iken maalesef tarih sanılmış.


Onun üzerine müsteşrikler bunlar insan tarafından kaleme alınmış metinlerdir, demişler.

İslam alimleri de aslı vahiy olmakla beraber muharref olmuşlar, diye iddia etmişler.

Evet tarih kabul edilse onlarda çelişkiler görünür. Ama ilimler tarih olmadığını bize gösteriyor.

O metafizik dil ve üslupdan iki örnek kadim Yunan edebiyatından da siz değerli dostlarıma gönderiyorum.

Onların da ancak vahiy ile bilinebilecek hakikatler olduğunu göreceksiniz.


Ve bu metinler geçmişten daha çok geleceğe bakıyorlar.

Metafizik dil olarak, değil ayet bazında belki birçok bab bazında dahi

Hz. İsa'ya ve Hz. Muhammed'e işaret ediyorlar. Metin tahlillerinde göreceğiniz gibi.


Ben İstanbul Yahudi Cemaatinin bir ileri gelenine: İsrail nüfusu yüzde yetmiş ateisttir.

Benim bilimlere uygun, iki kitap ve bir çok makaleden oluşan bu çalışmalarıma sahip çıkın, dedim.

Fakat cevabında: Bizim için önemli olan İsrail Devletidir, Tevrat değil, dedi.


Evet vahiy dili ve metafizik hakikatler olunca Yahudilerle ilişkisi az kalıyor. Ve bütün insanlığın mirası oluyor.

Ve hiç kimse bu metinlere dayanarak ırkçılık yapamaz. Üstün ırk davasında bulunamaz.


Bütün dostlarıma sonsuz selam ve saygı ile geçen haftanın dokümanlarının devamı olarak bu kısa iki yazıyı gönderiyorum. Varlığı ve gerçekliği maddeden ibaret bilenlere ithaf edilir.

İbrahimin Hakikati

Yerinde kullanılmayan veya gerçek değeri bilinmeyen mal, insanı yanlış noktalara vardırdığı gibi; dil ve literatür farklılığından dolayı yanlış anlaşılan ve dolayısıyla yanlış kullanılan dinî kıssalar da insanlık için sonsuz bir hazine gibi iken maalesef bazı insanların dinsizleşmesine ve dolayısıyla bütün kutsal değerlerden mahrumiyetlerine sebep olduğu gibi; dindar kesimin de hurafelere batmasına ve çocukluk seviyesinde kalmasına sebep oluyor.


Bu kıssaların en önemlilerinden ve konunun belkemiğini oluşturan bir tanesi, İbrahim
kavramıdır. Bu kardeşiniz, 20 yıla yakın bir zamandır, tarihî kişiler olarak algılanan bu
kavramların bireysel şahsiyetler olmadığını; birer evrensel yasayı ve uzun bir dönemin antropolojik özelliklerini anlatan somut simgeler olduğunu yazıyor. Bu konuda müteferrik de olsa 5-6 kitap ve elliye yakın makale ortaya çıktı. Özellikle Âdem, Nuh, Yunus, Habil, Kabil kavramları gayet net olarak izah edilmiştir. İsteyen kitaplarıma ve makalelerime ulaşabilir.

Lokman Suresi

[Mekke’de (dinî düzenin olmadığı zaman) nazil olmuştur. 34 ayettir.]


Sadece Tıp Açısından Tefsiri
(Psikiyatrist Dr. Zekeriya, Dr. Ali, Dr. Kâzım için…)


(Ayet 1) “Elif, Lam, Mim”


Muteber kadim tefsirlerde ve Kur’an’ın Evrenselliği adlı tefsirimde bu kutsal, kesik harfler için dil, belağat ve gaybî sırlar yönünden onlarca mana yazılmıştır. Biz işi onlara havale edip sadece 3–4 özelliğine işaret edeceğiz:


a) Soyut değerlerin ifadesidir.
b) Kültür ve eğitim araçlarıdırlar.
c) İnanç ve kutsal kavramların adıdırlar.

 

Ayrıca Elif Allah, sonsuzluk, başlangıç, varlığın kendisi gibi gerçeklerin sembolüdür. Lam gaye, içinlik, fayda ve hikmetin baş aktörüdür. Lehu ve Lillah gibi ifadelerin, manen öznel harfidir. Mim somut, maddi ve önemli varlık kategorilerinin şifresidir. Sayısal ve şifresel değerleri kısa olarak 71’dir. Açılım olarak 282 eder. İslam ümmetinin maneviyat ehli olan Âl-i Beytçe bu harflerin bu tarihe kadar bilindiğine işarettir. Ve ayrıca elif, ilim ve bilinci; mim, kudret ve maddeyi; lam, ortada ve hedefte irade ve gelişmeyi gösterir.

Hutbe-i Şamiye'nin Arapçasının Tercümesi

“Devaül- Ye’s: Umutsuzluğun İlacı”


Bismillahirrahmanirrahim


Bütün canlıların takdim ettikleri tebrikler ve senalar “Allah’ın rahmetinden umudunuzu
kesmeyin!”
diyen Allah’a aittir.


Salât, “Mekarim-i ahlakı (güzel ahlakı) tamamlamak için geldim.” diyen Muhammed’in üzerine olsun.


Hamd ve salâvattan sonra: Ey Arab Kardeşlerim! Sizi irşad etmek için bu hutbe makamına çıkmadım. Çünkü bu haddimin üstünde bir şeydir. Tam aksine benim sizinle olan misalim, okula giden sonra akşamleyin babasına dönen ve dersini babasına arz eden bir çocuk misali gibidir. Evet, biz Kürtler, size nisbeten çocuklarız; siz ise bizim üstadlarımızsınız.


Sonra ben bu zamanımızdan öğrendim ki: Ecnebilerin istikbale doğru kalkınmada uçmaları ile beraber bizi Ortaçağlarda durduran altı hastalıktır. Bunlar, umutsuzluğun hayat bulması, doğruluğun ölmesi, adavete muhabbet, nuranî rabıtayı (bağları) bilmemek, her tabakaya sirayet eden çeşit çeşit istibdat, himmet ve alakadarlığın şahsî menfaate hasredilmesidir..


İşte ben, tedavi için esas olan altı kelimeyi (prensibi) size söylüyorum.

Varlık ve Hayat Hakikattir

Aslında böyle bir başlık ve böyle bir cümleye ihtiyaç olmamalı. Çünkü insanlık düşünce tarihi içindeki büyük ve bilge düşünürlerin büyük çoğunluğu, Varlık ve varoluş saf iyiliktir, mealindeki cümleyi kendileri için temel bir ilke olarak kabul etmişlerdir. Fakat hayatın içinde göreceli de olsa var olan kötülük, antik tarihten beri bazı düşünürleri yormuştur. Bunlar çağına göre de değişik isimler almışlardır: Sofestaîler, abesiyyun, absürtçüler ve nihilistler gibi.. 

Bu eski sorun ile beraber çağımızda materyalist düşünce tarzı ve argümanları egemen olduğundan ve 80’li yıllardan sonra iletişim ağının israfı yüzünden bilgi kirliliği had safhaya ulaş-tığından, nerede ise insanların çoğu artık hayatı anlamsız ve acı olarak hissediyor. Tarih boyunca realitenin, anlamın, iyilik ve güzelliğin iki önemli şahidi olan din ve sanat, artık fonksiyonlarını icra edemiyor. 

Dinler, fen ilimlerinin etkin olduğu son 300 yıldır, bilim ve hakikat algısı alanındaki etkinliğini kaybetmiştir. Çünkü dinin temel kutsal kitapları, hermenötik (yorum isteyen) literatür olduğundan ve başta Kilise olmak üzere dinî kurumlar, yoruma karşı geldiğinden dinî metinler birçok konuda bilimsel verilerle çatışıyor durumdadır. Dolayısıyla hakikat algısı alanındaki egemenliğini kaybediyorlar. 

Süleyman’ın İlim ve Medeniyetinin Üstünlüğü

Kur’anda; Davud Din Devleti, Süleyman İslam Saltanatı demektir. Bunların bütün güç ve üstünlükleri ilme dayanır. Yani bunlar maddeye ve kaba güce dayanmıyorlar. Yahudilikte de bu iki kavram gerçek olarak böyledir. Fakat Yahudi geleneğinde bunlar peygamber değil de, kral olduklarından, ikisi de sonunda büyük günah işlerler. İşte size Kur’anın Süleyman ve Davudu:


“Biz gerçek bir şekilde Davud ve Süleymana ilim verdik. Onlar: Bizi ilimle birçok mümin kullarından ayrıcalıklı kıldı, diye Allah’a hamd ediyoruz, dediler: Bütün yönleriyle O’nun kemalatını gösterdiler.” (27/15)


“Süleyman Davuda varis oldu. Ve “Ey insanlar bize uçuş mantığı öğretildi. Birçok imkân bize verildi. Bu çok açık bir üstünlüktür.” (27/16)


“Süleyman için, cinlerden, (gizli güçler veya deniz güçleri) insanlardan, (kara güçleri) ve kuşlardan (hava güçleri) oluşan ordusu, hazır olup hep beraber çıktılar.” (27/17)


“Karınca gibi sosyalistçe çalışan bir topluma rast geldiklerinde kraliçe karınca: Ey
karıncalar, yerlerinize giriniz, Süleyman ve askerleri bilmeden sizi ezmesin! dedi.”(27/18)


“Süleyman o kraliçe karıncanın sözünden dolayı tebessüm etti.” (Bu işçi milleti gücümüzün ilimden geldiğini bilmiyorlar. Bizi yıkıcı zorba bir sultan sanıyorlar, dedi.)


“Ve ya Rabbi bana ve ebeveynime verdiğin bu ilmî nimetten dolayı bana şükretme imkânını ver. Senin razı olacağın yararlı işleri bana nasip et. Beni rahmet ve başarınla salih (yararlı) kullarından kıl.” (27/19)


“Ve Süleyman kuşları (hava kuvvetlerini) yitirdi. Neden Hüdhüdü (yıkıcı bombardıman
gücünü) göremiyorum. Yoksa kayıp olanlardan mı oldu.” (27/20)

bahaeddin sağlam

Konuşma daveti ve medya başvuruları için, lütfen iletişime geçiniz

+90 533 163 09 12

İstanbul | Türkiye

© 2024  Tüm hakları saklıdır.

  • Bahaeddin Saglam YouTube
  • Bahaeddin Saglam SoundCloud
  • Bahaeddin Saglam LinkedIn
  • Bahaeddin Saglam Twitter
  • Bahaeddin Saglam Facebook
bottom of page