top of page
  • Siyah YouTube Simgesi
  • Siyah SoundCloud'a Simge
  • Siyah LinkedIn Simge
  • Black Twitter Icon
  • Black Facebook Icon

Makaleler

İbrahimin Hakikati - 1

"Biz Yahudiler ve Müslümanlar İbrahim'de birleşiyoruz" (İsrail Cumhurbaşkanı İsaac Herzog)


Peki kimdir İbrahim?


Tevrata göre yüz yetmiş sene yaşayan bir şahsiyettir. (Yine Tevratta Tekvin Kitabına göre normal biyolojik bilinçli insan ömrü yüz yirmi senedir.) Tarih ve Biyoloji bize gösteriyor ki 170 sene yaşayan insan olmamıştır. Nuh'un 950 sene yaşanılan ömrü ise beşeri bireysel ömür değil, dönemsel

bir sürecin ifadesidir. Aşağıdaki kısa yazıya bakınız. Kur'an, İbrahimi Arapların ve Yahudilerin atası olarak gösteriyor. Evet Arap, Yahudi, Süryani ve Arami milletleri üç bin yıldır İslam denilen bu dengeli, barıştırıcı ve  Mitolojik üslupla anlatılan inanç ile kendilerini korumuşlardır. Bir din ve medeniyet tecrübesi olan bu İbrahimî gelenek onları birleştirmiştir..  Kur'an bu İbrahim’in kollektif şahsiyetini İlk Müslüman olarak takdim ediyor. (En'am suresi)


Peki ilk Müslüman ne demek?


Şu demek: İnsanlık vahşetten kurtulup medenileşince ya tam fizikçi veya tam metafizikçi ya tam maddeci veya tam maneviyatçı oluyordu. Belli bir dönem sonra fizik ve metafiziği, madde ve manayi, dünya ve ahireti beraber yaşayan ve  Sümer, Akad ve Mısır medeniyetini bir arada götüren bir dönem yaşadı. İşte İslam bu zıtlar arasında yapılan denge ve barış demektir. Birlik Sahibi ve Sonsuz bir Allah'a iman demektir: (Tevhid) Ve Putperestlikten Kurtuluş Çağına geçiş demektir.


İslam Dini, ahlak ve ibadetler olarak, Kur'anda anlatıldığı üzere  Akad medeniyeti döneminde yaşanılan bu birlik inancının çağdaş versiyonudur. Yeni bir din değildir. (Rum, Hac, Al-i İmran sureleri.)


Evet, Sümer; Akad ve Mısır'da din, tarih, felsefe, bilim ve edebiyat mitolojik dil ile içiçe anlatılırdı. Yunandaki gibi Felsefe ve Tarih Mitolojiden ayrılmamıştı. Nitekim fen bilimleri ve belgeli tarih, ancak 1800’lü yıllarda Yunan ve Roma Felsefesinden ve Mitolojisinden ayrılabildi..


Akadların bir kolu olan Yahudiler, mitolojik üslupla anlatılan ve tamamen metafizik, arketip ve vahiy olan bu literatürü ezberliyorlardı. Onlar Milattan önce yedi yüz yıllarda Babil'e sürgün edilince o literatür kayboldu. Nihayet Üzeyir (Ezra) (AS) sürgün sonrası hepsini vahiy ile yeniden yazdı; Yahudi milleti  bir daha dirilmiş oldu. (Bakara suresi ve Tevrat Ezra kitabı)


Demek Yahudilerde ilk peygamber Üzeyir (AS)’dır. Ve onun için Yahudiler O’na Allah'ın Oğlu dediler. (Tevbe Suresi)


Demek geçen haftalarda size gelen Adem ile ilgili üç yazıda gösterildiği üzere; Adem, şahs-ı manevi ve arketip olduğu gibi NUH da İbrahim de ve Musa da arketip, şahs-ı manevi ve metafizik kişiliklerdir. Tarihi düşünce ve dönemlerin ifadesidirler, tarihi şahsiyetler değiller. Mesela Nuh vahyin ifadesidir, İbrahim tevhid ifadesidir, Musa şeriat ve Yasa demektir. Harun velayet ve maneviyat demektir.


Bu manevi şahsiyetlerin tarihte bireysel kişi olarak yaşadıklarına dair hiçbir arkeolojik veriye ve belgeye rastlanılmamıştır.


Halbuki Üzeyirden sonraki Yahudi peygamberleri tarihte varlar. İslam Dini diyalektiği esas alıp bizi akla ve bilime yönlendiriyor. İslam Dünyası Gazaliden beri bu emri ihmal ettiği için geri kalmıştır ve dinsizliğe tam cevap verememiştir.


Evet maalesef iki bin yedi yüz yıldan fazla süredir insanlığı aydınlatan Tevrat ve iki bin üç yüz yıldan beri insanlığı gerçeğe yönlendiren Aristo felsefesi önemli iki yanılgıya da sebep oldular. Tevrat tarih sanıldı, Yahudi milleti kıblesini şaşırdı. Ve Ortaçağda Kilise dört yüz yıl boyunca bilim ehli ile savaştı.


Ve bu bilim asrında bile İslam Dünyası  Aristo'yu bilim ve Kur'an ile Tevrat'ı tarih sandığından bir türlü aydınlanamıyor.


Eğer bu iki yanılgı kalksa ve fen bilimleri ile belgeli tarih esas alınsa dinin de bilimin de gerçekliği ve anlamı ortaya çıkar. Antisemitizm ve din-bilim kavgası sona erer . Varlığın ve hayatın anlamı ortaya çıkar.


Siz dostlarıma bu hafta İbrahim'in kollektif arketip şahsiyetiyle ilgili iki yazı gönderiyorum.

Haftaya da Tevrat Metinlerinin Günümüze Gelişleri diye uzun bir yazı size gelecek.

Adem; evrim ve Ademiyet ile ilgili yazıları unutmayın. Herkese sonsuz selam ve saygılar.


Önemli Bir Not: Yirmi yıl önce yani Türkiye’de Dinler Arası Diyaloğun yasak olmadığı yıllarda, Yahudi, Hristiyan ve Müslüman kırk elli Tarihçi ve Bilim adamı İbrahim ile ilgili bir sempozyum düzenlediler. Ve hepsi bil-ittifak İbrahim diye tarihte bir şahsiyete rast gelmiş değiliz, hiçbir bilgi ve belge bu konuda bulunmuş değil, diye söylediler.

Allah’a Yakınlık Kavramı: Velayet-1

Allah soyut ve somut varlığı itibariyle Sonsuzdur, her şeyden her şeye daha yakındır.

Eşya O'nun enerjisi, yazılımı  ve isteğiyle (kudret, ilim ve iradesiyle) birer dosyadırlar.

O ise Ana Dosyadır. Dolayısıyla herşeyden herşeye daha yakındır.

Ne kadar varlık dosyaları varsa O'nun bir ismidir. Yani belirtisidir. Öyle ise O'na yakın olmak ne demektir?

Halkın diliyle evliya denilen zatların ne özelliği var. Ve ne yaptılar da O'na yakın oldular?


İşte Cevabı: Varlık, öz itibarı ile ilimdir, yazılımdır. Somut İlahi boyut olan Evren de ağırlıklı olarak  enerji (kudret) olmakla beraber, onda aktif  olan ve yöneten ilim ve iradedir, yani yazılım ve evrim (gelişme meyli.) Bu ikisi ruhun da özüdürler.

Yani kainat ruhlu ve canlıdır. Her yerinde hayat vardır, her yazlım bir melektir yani manevi bir dosyadır. (29. Söz)


Evet kainat sonsuz bilgi işlem ve hafızaya sahip kuantum bilgisayarı gibi çalışıyor. Bu bilgisayarın başka bir ismi de Âlemdir, âlem ilim kökünden gelir, anlam ve gerçeklik gösteren sistem demektir.

İnsan da bu sonsuz bilgisayarın küçük çaplı ama yine  de sonsuza yakın bilgi işlem hacmine sahip bir dosyasıdır bir âlemdir.

Namazda okuduğumuz El-Alemin (âlemler) kelimesinin birinci manası, insanlar denilen bu küçük dosyalardır. (26. Mektup)


Bu özerk dosyaların yaratılış amacı,  Yaratılış  Sistemine, sosyal hayatta sonsuz manalar, teknik gelişmeler, aktiviteler, fenler ortaya koymak ve psikolojik hayatta sonsuz ilim, düşünce ve maneviyat katmaktır...

Allah yaratılışta istediği şeyi artırıyor. (Ayet meali) Ve en çok artırdığı da insan eliyledir.

Dünya kainat karşısında çok küçük de olsa, insanın bu yaptıklarıyla kainattan milyon kere milyon daha büyüktür. Çünkü asıl olan yazılım ve manadır. Materyalistlerin kulakları çınlasın.


Başa dönersek, peki Allah'a yakınlık ne demektir? İşte velayet ve Allah'a yakınlık şudur: Aciz, fakir, bir mikroba yenilen  fakat manen çok zengin olan ve  insan denilen bu  ölümlü dosyanın  sonsuz olan ve sonsuz  kudret, ilim ve iradeye sahip olan, ölüm ve yıkım onun için düşünülmeyen Allah'a (Ana Dosyaya) entegre olmasıdır.. İnsanın küçük benden vazgeçip, sonsuz iradeye sığınmasıdır;  adeta kainat kadar varlığa sahip olmasıdır. "Ben insanları ve cinleri sırf beni tanısınlar ve bana entegre olsunlar diye özerk yarattım." (Zariyat Suresi.)


Peki bu entegrasyon ve birlik nasıl sağlanır?

Evvela, varlığı iyi bilmek ve Allah'ı iyi tanımak ile. (iman, düşünce ve ilim ile).

Küçük beninden vazgeçip sonsuzluğa yelken açmak, varlığa katılıp ona uyum göstermek.

Yasal yaşamak ve bu yasal yaşamanın şahsi dünyada küçük numuneleri olan ahlakı da yaşamak. Ve bunlarda süreklilik kazanmak için zikir ve ibadet etmek.


Ayrıca: İnsan evrim sürecinin son meyvesi olduğu için beyin katmanlarında onlarca hayvani dürtüler var. Din bu dürtülere nefs-i emmare diyor.

Bu hayvani dürtüleri arındırıp soyut değerlere yükselmek, velayetin birinci adımıdır.  Bu adıma din arınma manasında tezkiye diyor.


Bu yakınlığı sağlamak üzere bir çok yol, tarikat, meslek ve meşreb ortaya çıkmıştır. Acaba hangisi en idealdir, diye sorarsanız; Kur'an beş ayette cevap veriyor. Allah'a yakın olan kişi, ne korkar ne de üzülür diyor. Eğer korkuyorsanız ve üzülüyorsanız bilin ki henüz yolcusunuz, hedefe varmış değilsiniz.

Veya yolunuz yanlıştır veya eksiktir. Evet varlığı ve işletim sistemini tanımak, korku ve üzüntüyü giderir. Çünkü varlık ve sonsuzluğu idrak etmek başlı başına bir cennettir, ve varlığın işletimi tamamen iyiye ve hayradır.


Kur'an, bu hedefe varmak için üç adım attırır. 1) Sonsuz bir Allah'a inanmak.. 2) Ebedi sonsuz bir hayata inanmak.. 3) Yararlı işler yapmak. (Topluma ve kainata entegre olmak.) Bu konuda bütün dinler eşittir. (Bakınız Bakara suresi 62. ayet) Ve bu ayetten anlaşılan: Dinlerin de tarikatlerın de testi, o yola girmiş insanda ne gelecek korkusu ne de geçmişin üzüntüsü olmamasıdır.


Bu izahatın özeti şudur: Sonsuzluğu anlamak, Allah'ı soyut ve somut boyutlarıyla sonsuz bilmek. Ve varlığın ruhu olan o sonsuz yazılıma entegre olmak, ilk adımdır.

Evet: Sonsuzluk olmadan hiçbir adım atılmaz. Çünkü sonlu bir şeye entegre olup ona tapmak kutsal da olsa bir putperestliktir.


Son Bir Not: Bütün bu şartları yerine getiren bazı zatlarda ruhani inkişaflar olur. Ama bu ruhani inkişaflar amaç değil. Yasal ve ahlaklı yaşamak ve soyutuyla somutuyla  sonsuz varlığı ve ebedi hayatı bilmek (Kur'an'ın üç şartı)  yani bilge olmak velayet için yeterlidir ve asıl olan budur. Onun için alimler istikametli yaşamak, kerametten üstündür, demişler. İstikametin içine ilmi donanım ve yasal yaşamak da girer.

Ki bu maddi asırda asıl olan odur. (Kastamonu Lahikası)

Evet asıl olan tahkiki iman ve  istikamet ise de Halkın velayetten anladığı birinci ruhani manadır.


Bugün siz dostlarıma Ana Dosyanın sonsuzluğunu ve  O'na yakınlaşmanın, O'na entegre olmanın yol ve yönteminden 12 adımı gösterecek iki yazıyı gönderiyorum.

Arınma meselesi ise çok uzun sürer. Hem şekle önem vermeyen ve ilmi esas alan  ve  sonsuzluğu dile getiren muhakkik  mürşidler, fazlasıyla kitaplarında izahat vermişler ve bil-fiil olarak milyonlarca insanı o hayvani dürtülerden kurtarmışlar, onları arındırmışlar.

Bu iki yazıdan kısa olanını geçen hafta WhatsApp'ta yayınlamıştım. Arkadaşlar bir daha okuyabilirler. Çünkü tefekkür idman ister.

Değişim ve Gerçek İslam Söylemi
(D. Cündioğluna Cevap-4)

23.11.2023’te Dücane Cündioğlu, Gerçek İslam Söylemi ismiyle 2,5 saatlik bir video yayınladı. Her zamanki gibi ilk saatini kendini övmekle geçirdi. Fakat bu sefer daha kurnazca davrandı. Kendini yaptıklarıyla övmek yerine, bu videonun asıl konusu olan değişim kavramının önemine değinerek, bunu kendisinin keşfettiğini sezdirerek, övgüsünü, Sokrat, Dekart, Kant ve Freud ile kıyas yaparak işledi. Dedi ki, bunlar ve bunlar gibiler çok büyük filozof olmakla beraber hem kendi mesleklerinde kısır kalmışlar hem de zamanın getirdiği ve getireceği değişimin önemini kavramamışlardır. Hele semavi dinler, bunlara göre çok daha basit ve geridirler. Ne bir gelecek tasavvurları ne evren tasavvurları vardır. Sadece toplum tasavvurları olmuş. O da çoktan değişimin gerisinde kalıp mazi olmuşlardır. Bu dinlerde bilim ve felsefe ise hiç var olmamıştır.

Dil ve Ruh

Böyle bir sahayı keşfetmek, ondaki sonsuz kelimeleri ve yazılım dosyalarını deşifre etmek aslında 5–10 cilt kitap ister. Bu ise, hem zaman hem maddi imkân hem bedeni yetenek olarak beni aşıyor. Fakat insanlığın ruhunu, kültürünü, temel niteliğini yansıtan bu deryadan 12 harflik damıtma kabilinden bir kısım notlar yazacağız. Belki gelecek nesil bu konuyu tamamıyla aydınlatır; insanlık etrafındaki tartışmalar, bir anlam ve bir fayda sağlar; Sartre gibi nihilistlerin değersizliğine mukabil tarihe, varlığa, dile, dine bir açıklama olur. İşte:


1) Aslında insanlığın etrafında dolaşan antropolojik gerçeklerde insanlığın çokça ihtilafı yok. Fakat soyut realiteler, somut olarak algılanınca (dindarların yaptığı gibi) ve somut gerçekler, yorumlanamayınca insanlık bugünkü bunalımı yaşıyor. Onun için bu gerçeklerden birisiyle işe başlıyoruz.


Âdem, 46 kromozomlu, kadınıyla erkeğiyle, insanın manevi, kültürel ve hukuki şahsiyeti demektir. Ki kelime olarak da 46 eder. Başta mitolojik belgeler olmak üzere, kutsal kitaplarda bunun en belirgin özellikleri şudur: Başta Âdem çocuk gibidir. Kaygı, endişe ve korkusu yoktur. Her şeyi canlı ve bütün olarak görüyor. Sonra gelişiyor, başta sosyal hayat ile ilgili birçok soyut kavramı öğreniyor. Daha önce bir bütün olarak algıladığı varlığın değişik kategorilerini ve dosyalarını keşfediyor. Kendi beyin yeteneği ve duygusuyla tabiatın ders tahtasından o küçük varlıklara ve dosyalara birer isim takıyor.


Bu şekilde diğer bütün varlıklardan ve meleklerden üstün olduğu anlaşılıyor. Âdemin en büyük mucizesi ta’lim-i esmadır. Bu kelime Allah’ın ona isimleri öğretmesi demektir. Evet, insanoğlu (âdem) beyninin soyut yetenekleriyle, sosyal ve tabii desteklerle bu büyük görevi gerçekleştiriyor. Burada soyut yetenekler, çevre ve sonsuz doğanın yazılımı olarak isimleri öğrenmesi, dini kitaplarda Allah ona öğretti diye ifade edilmiştir. Yani semavi dinler sonsuzluğu ve soyut değerleri biliyorlar. Allah’ı uzaklarda kabul eden teistik bir bakış açısını kabul etmezler.

Ateist Kardeşlerime Bir Çağrı

Kardeşlerim diyorum; çünkü onlarla aynı evreni aynı gezegeni, aynı biyoloji ve genleri, aynı insani değerleri paylaşıyorum. Bir tek farkım var. Ben varlığı soyutuyla-somutuyla birlik içinde ve sonsuz olarak algılıyorum. Bazı soyut değerlere inanıyorum. İnanıyorum ki: Eğer o kardeşlerim de benim gibi varlığı tam ve dengeli olarak algılasalar, onlar da benim o evrensel soyut değerlerimi benimle paylaşacaklar, biz sadece kardeş değil de Tanrı-İnsan (insan-ı kâmil) olacağız. Kardeşlikten öte, ırk, din, meslek farkı olmadan sekiz milyar olarak kaynaşacağız. Hümanizm ilkeleri üzerine değil sadece bir dünyayı, sonsuz dünyalar inşa edeceğiz. Hemen ifade edeyim; azgın ateizm ve onun dayandığı koyu materyalizm, bu algıya ve bu değerlere saldırıdır, insanlığa iftiradır.


Bakın, 600 yıl önce henüz evrim ve fen ilimleri oluşmamışken benimle aynı varlık algısına sahip ve aynı soyut değerleri bilen Ahmed-i Ciziri, şu Tanrı-İnsan hakikatini Kürtçe olarak ne güzel ifade etmiş. Yemin ediyorum: Ben bu konuda beş kitap yazdım, bu netlikte bu evrensel hakikati o kadar net anlatamadım. Kürt Diline hakaret edenlerin kulakları çınlasın.

Bir Demet Şiir

KELEBEK


Çeşit çeşit, rengârenk
Her birisi kâinata birer denk
Aşk ateşiyle tutuşup kanatlandılar
Onların sevgilisi bazen bir çiçek bazen lambalar

 

Onlar, aşk uğruna kendilerini yakarlar
Tırtıl gibi kalmış insanlar
Yalnızca onlara bakarlar
Bilmezler ki; onlar
Serbest dolaşıp tesbih eden
Birer melektirler
Demek kelebek, serbest bir melek

Bir Şiir Tahlili (Pir Sultan Abdal)

Orta Anadolu’da, adı belli olmayan “ Pir Sultan Abdal ” diye meşhur bir zat varmış. Pir,
tarikat şeyhi, ustası, lideri demektir. Sultan da, maneviyatta otorite olan zat demektir. Makamı Kutb-u A’zam’dan sonra gelir. Bundan dolayı da ona bir de “ Abdal ” demişler. Yani kutbun yerine, bedeline geçen zat demektir.


İşte bu zat, hem Pir, hem Sultan hem de Abdal olunca, Osmanlı Hükümeti ondan korkmuş, Kadı ve Vali ile beraber bir bölük asker gönderip onu yargılayarak darağacına asmıştır.


O değerli zat ise; hayatın, ölümün, manevi gelişmenin mahiyetini bildiğinden, asılmayı hoş karşılamıştır. Zaten o, bu makamda olduğu için ona “Pir Sultan Abdal” demişlerdi.

bahaeddin sağlam

Konuşma daveti ve medya başvuruları için, lütfen iletişime geçiniz

+90 533 163 09 12

İstanbul | Türkiye

© 2024  Tüm hakları saklıdır.

  • Bahaeddin Saglam YouTube
  • Bahaeddin Saglam SoundCloud
  • Bahaeddin Saglam LinkedIn
  • Bahaeddin Saglam Twitter
  • Bahaeddin Saglam Facebook
bottom of page