Makaleler
Kibir ve Gurur
Kibir, soyut ve sonsuz büyüklük demektir. Yine büyüklük manasına gelen azamet ise somut büyüklük demektir. Kemikler manasına gelen izam da bu köktendir. İnsanlık ve din olarak kibir yasaklanmış iken azamet yasaklanmamıştır. Çünkü insan için azamet söz konusu olmuyor. Sadece şişmanlık söz konusu olur; o da tıbben yasaktır. Gurur ise onur diye bugünkü dile çevriliyorsa da kelimenin tam manası aldanmak demektir. Ve her aldanma negatif ve şeytani bir işlem olduğundan, Şeytana Kur’an’da iki yerde Garur: Çok aldatıcı denmiştir.
İnsanın soyut duygu ve yetenekleri, sonsuza dek gelişmeye müsait de olsa, hayat genellikle onlara o izni vermiyor. Fakat insan, başta bilgisi olmak üzere kendi soyut yeteneklerini sonsuz hissediyor. Ve dolayısıyla eğer hariçteki hakikatin önünde kendi haddini bilmezse her zaman aldanır. Onun için bu iki kelime genellikle beraber kullanılır. Çoğunlukla negatif ve şeytani duygular olarak ele alınır. Kur’an dahi her yerde bu iki kavramı böyle kullanmıştır. Aşağıda bu konuda 9 ayetin açılımına döneceğiz.
Evet insan sonsuz değildir, ama sonsuzu anlayabilecek ölçeklere sahiptir. Fakat yanılıp kendini sonsuz hissederse, başta Psikolojik olarak hastalığa yakalanır. Sonra varlıktan, hayattan ve hakikatin sonsuz bilgisinden mahrum kalır.
Kibri tetikleten ve daha sonra aldatıp insanın ayağını kaydıran şu beş sebebi sayabiliriz:
A) İnsanda benlik var. İnsanın benlik sahibi olması demek, onun soyut ve sonsuz algıya sahip olması demektir. Bunun görevi, varlıktaki ve hayattaki sonsuz gerçeklere ölçü olup onları anlamaktır. Bu, insandan başka hiçbir hayvan türünde yoktur. Fakat o benlik arınmazsa döner kendini sonsuz sanır. Bu aşamada kendi namına yasalar yapar. Monarşilerde gördüğümüz gibi.
B) Sonra milletini en büyük ırk kabul ederek, milletin bütün yaptıklarını kendi yaptığı imiş gibi hisseder, ırkçı olur. Burada mesela millet namına yasalar yapar.
C) Sonra bütün insanlığın birikimini hırsızlayarak kendine mal eder. Firavunlaşır. Tamamen, yasama, yargılama ve yürütme yetkisini kendinde görür.
D) Sonra bütün evrene sahip çıkmaya çalışır. Tanrılık iddia eder. Yargı ve yasama işlerini az görüp yaratmaya çalışır. Ama bir atomu bile yaratamaz.
E) Bağlı olduğu dinin, mürşit ve üstadının büyüklüğünü de kendi benliğine dördüncü bir katman yaparak, artık kulağını hakka ve yeni bilgilere tamamen kapatır.
29. Söz'ün Anahtar Kelimeleri (Ruh ve Melek Gerçekleri)
1) “Besmele”
Allah’ın ismi, onun sonsuz ve soyut varlığının, somut nokta yansıması demektir. O da Rahman demektir.
Yani Allah kelimesi, O’nun sonsuz ve soyut varlığını gösterirken, Rahman kelimesi, O’nun somut ve sayı olarak yine bir derece sonsuz varlığı demektir. Ki, bu somut varlık, tabiatın yasaları ve varlıkları olarak görünür.
Rahim ise, Allah ile Rahman arasındaki, yani sonsuz soyut ve somutların ara türü varlıklar demektir. Ki, olağanüstü ve özel bütün yansımaları içerir.
Peygamber Efendimiz (A.S.M.) buyurmuş ki, “Kâinat, Rahman’ın nefesidir.”Yani üfürmesidir. Evet kâinat, bir ceviz tanesi kadar bir enerji idi. İçine Allah’ın somut yönünü gösteren Rahman’ın yazılımı, yasaları (üfürüğü) girince bu günkü galaksiler, güneşler ve dünyalar var oldu. Fakat tez-antitez ve sentez gibi, soyut sonsuz varlığın ve somut sonsuz varlığın ortasında ara–geçiş olarak, Rahim ismi giriyor. Gerçek canlılığın ve başarının ve en güzel varlığın odak ve dengeli noktasını gösteriyor.
2) “Melekler ve ruhlar âlem-i şehadete (görünen âleme) zorla inerler. Onların bu inişi Rablerinin izniyledir. ”[1]
Evet melekler ve ruhanîler, geçmiş ve geleceği içine alacak şekilde birer bilinç ve yazılım ve bir nevi süreç olduklarından bu âlem-i şehadetin üç boyutlu görüntüleri içine girerken zorlanıyorlar. Çünkü onlar geçmiş ve geleceği içine alan 4. boyutun varlıklarıdırlar.
Fakat âlem-i şehadetin anlık varlık skalasının gelişmesi ve yetişmesi için, zorlanarak da olsa, Rahimiyet gereği olarak, o melekler ve ruhanîler bu âleme inerler.
“Ruh, Allah’ın Rubûbiyet’inin (geliştirmesinin) bir yönetimidir.” [2]
Evet kozmosta, tabiatta, yasalar olduğu gibi; yasalar üstü, olağan üstü gerçekler de var. Hatta, o mevcud yasaların, düzenli ve verimli olmaları için yine o yasalar, ekstra bir emir ve yönetime muhtaçtırlar. Mesela, beynimiz vücudumuza göre bir derece olağan üstü kalıyor. Onun her davranışı kurala bağlanamıyor. Ve atmosfer, toprağa göre yine bir derece olağan üstü kalıyor.
Teşbihte hata olmasın, fizik dünya ve bedenimiz, parçaları sabit olan bir makine gibi farz edilse; beyin ve atmosfer ve çağlar üstü süreçler, onların yazılımı ve ruhu veya kollektif manevi bilinçleri (melekler) sayılırlar.
[1] Kadir Suresi
[2] İsra Suresi
Nuhun 950 Sene Yaşamasının Manası
"Biz Yahudiler ve Müslümanlar İbrahim'de birleşiyoruz" (İsrail Cumhurbaşkanı İsaac Herzog)
Peki kimdir İbrahim?
Tevrata göre yüz yetmiş sene yaşayan bir şahsiyettir. (Yine Tevratta Tekvin Kitabına göre normal biyolojik bilinçli insan ömrü yüz yirmi senedir.) Tarih ve Biyoloji bize gösteriyor ki 170 sene yaşayan insan olmamıştır. Nuh'un 950 sene yaşanılan ömrü ise beşeri bireysel ömür değil, dönemsel
bir sürecin ifadesidir. Aşağıdaki kısa yazıya bakınız. Kur'an, İbrahimi Arapların ve Yahudilerin atası olarak gösteriyor. Evet Arap, Yahudi, Süryani ve Arami milletleri üç bin yıldır İslam denilen bu dengeli, barıştırıcı ve Mitolojik üslupla anlatılan inanç ile kendilerini korumuşlardır. Bir din ve medeniyet tecrübesi olan bu İbrahimî gelenek onları birleştirmiştir.. Kur'an bu İbrahim’in kollektif şahsiyetini İlk Müslüman olarak takdim ediyor. (En'am suresi)
Peki ilk Müslüman ne demek?
Şu demek: İnsanlık vahşetten kurtulup medenileşince ya tam fizikçi veya tam metafizikçi ya tam maddeci veya tam maneviyatçı oluyordu. Belli bir dönem sonra fizik ve metafiziği, madde ve manayi, dünya ve ahireti beraber yaşayan ve Sümer, Akad ve Mısır medeniyetini bir arada götüren bir dönem yaşadı. İşte İslam bu zıtlar arasında yapılan denge ve barış demektir. Birlik Sahibi ve Sonsuz bir Allah'a iman demektir: (Tevhid) Ve Putperestlikten Kurtuluş Çağına geçiş demektir.
İslam Dini, ahlak ve ibadetler olarak, Kur'anda anlatıldığı üzere Akad medeniyeti döneminde yaşanılan bu birlik inancının çağdaş versiyonudur. Yeni bir din değildir. (Rum, Hac, Al-i İmran sureleri.)
Evet, Sümer; Akad ve Mısır'da din, tarih, felsefe, bilim ve edebiyat mitolojik dil ile içiçe anlatılırdı. Yunandaki gibi Felsefe ve Tarih Mitolojiden ayrılmamıştı. Nitekim fen bilimleri ve belgeli tarih, ancak 1800’lü yıllarda Yunan ve Roma Felsefesinden ve Mitolojisinden ayrılabildi..
Akadların bir kolu olan Yahudiler, mitolojik üslupla anlatılan ve tamamen metafizik, arketip ve vahiy olan bu literatürü ezberliyorlardı. Onlar Milattan önce yedi yüz yıllarda Babil'e sürgün edilince o literatür kayboldu. Nihayet Üzeyir (Ezra) (AS) sürgün sonrası hepsini vahiy ile yeniden yazdı; Yahudi milleti bir daha dirilmiş oldu. (Bakara suresi ve Tevrat Ezra kitabı)
Demek Yahudilerde ilk peygamber Üzeyir (AS)’dır. Ve onun için Yahudiler O’na Allah'ın Oğlu dediler. (Tevbe Suresi)
Demek geçen haftalarda size gelen Adem ile ilgili üç yazıda gösterildiği üzere; Adem, şahs-ı manevi ve arketip olduğu gibi NUH da İbrahim de ve Musa da arketip, şahs-ı manevi ve metafizik kişiliklerdir. Tarihi düşünce ve dönemlerin ifadesidirler, tarihi şahsiyetler değiller. Mesela Nuh vahyin ifadesidir, İbrahim tevhid ifadesidir, Musa şeriat ve Yasa demektir. Harun velayet ve maneviyat demektir.
Bu manevi şahsiyetlerin tarihte bireysel kişi olarak yaşadıklarına dair hiçbir arkeolojik veriye ve belgeye rastlanılmamıştır.
Halbuki Üzeyirden sonraki Yahudi peygamberleri tarihte varlar. İslam Dini diyalektiği esas alıp bizi akla ve bilime yönlendiriyor. İslam Dünyası Gazaliden beri bu emri ihmal ettiği için geri kalmıştır ve dinsizliğe tam cevap verememiştir.
Evet maalesef iki bin yedi yüz yıldan fazla süredir insanlığı aydınlatan Tevrat ve iki bin üç yüz yıldan beri insanlığı gerçeğe yönlendiren Aristo felsefesi önemli iki yanılgıya da sebep oldular. Tevrat tarih sanıldı, Yahudi milleti kıblesini şaşırdı. Ve Ortaçağda Kilise dört yüz yıl boyunca bilim ehli ile savaştı.
Ve bu bilim asrında bile İslam Dünyası Aristo'yu bilim ve Kur'an ile Tevrat'ı tarih sandığından bir türlü aydınlanamıyor.
Eğer bu iki yanılgı kalksa ve fen bilimleri ile belgeli tarih esas alınsa dinin de bilimin de gerçekliği ve anlamı ortaya çıkar. Antisemitizm ve din-bilim kavgası sona erer . Varlığın ve hayatın anlamı ortaya çıkar.
Siz dostlarıma bu hafta İbrahim'in kollektif arketip şahsiyetiyle ilgili iki yazı gönderiyorum.
Haftaya da Tevrat Metinlerinin Günümüze Gelişleri diye uzun bir yazı size gelecek.
Adem; evrim ve Ademiyet ile ilgili yazıları unutmayın. Herkese sonsuz selam ve saygılar.
Önemli Bir Not: Yirmi yıl önce yani Türkiye’de Dinler Arası Diyaloğun yasak olmadığı yıllarda, Yahudi, Hristiyan ve Müslüman kırk elli Tarihçi ve Bilim adamı İbrahim ile ilgili bir sempozyum düzenlediler. Ve hepsi bil-ittifak İbrahim diye tarihte bir şahsiyete rast gelmiş değiliz, hiçbir bilgi ve belge bu konuda bulunmuş değil, diye söylediler.
İslam Birliği
(Münazarat kitabından.. Tarih: 1911 / Kış Mevsimi..)
Sual: Daima İslam Birliğinden söz edersin. Bunu bize tarif eder misin!?
Cevap: “İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi” olan eserimde tarif etmişim. Şimdi yalnız; ileride kurulup gerçekleşecek o yüce sarayın bir taşını, bir desenini göstereceğim. İşte kâbe-i saadetimiz (başarı ve mutluluğumuzun kutsal temel merkezi) olan ittihad-ı münevver-i İslam’ın (İslam’ın bilime dayanan aydınlık birliğinin) hacerül-esvedi (iman ve ebediliği kazanma köşesi) yüce Kabedir.
[Demek İslam Birliği, dünya için bir tehdit değildir. Çünkü hedefi iman, ahiret ve ilim elde edip Müslümanları dağınıklıktan kurtarmaktır.]
O birliğin dürretül-beyzası (hacerül-esvedin içindeki ak incisi) ravza-i mutahharadır. (Yani İslam’daki iman ile ve Hz. Muhammed’in ilmiyle ve dengeyi esas alması ile yeryüzü, aydınlık ve parlak bir bahçeye döner. Müslümanların imanı kuru bir taassup şeklinde olmaz.)
İbrahimin Hakikati - 1
"Biz Yahudiler ve Müslümanlar İbrahim'de birleşiyoruz" (İsrail Cumhurbaşkanı İsaac Herzog)
Peki kimdir İbrahim?
Tevrata göre yüz yetmiş sene yaşayan bir şahsiyettir. (Yine Tevratta Tekvin Kitabına göre normal biyolojik bilinçli insan ömrü yüz yirmi senedir.) Tarih ve Biyoloji bize gösteriyor ki 170 sene yaşayan insan olmamıştır. Nuh'un 950 sene yaşanılan ömrü ise beşeri bireysel ömür değil, dönemsel
bir sürecin ifadesidir. Aşağıdaki kısa yazıya bakınız. Kur'an, İbrahimi Arapların ve Yahudilerin atası olarak gösteriyor. Evet Arap, Yahudi, Süryani ve Arami milletleri üç bin yıldır İslam denilen bu dengeli, barıştırıcı ve Mitolojik üslupla anlatılan inanç ile kendilerini korumuşlardır. Bir din ve medeniyet tecrübesi olan bu İbrahimî gelenek onları birleştirmiştir.. Kur'an bu İbrahim’in kollektif şahsiyetini İlk Müslüman olarak takdim ediyor. (En'am suresi)
Peki ilk Müslüman ne demek?
Şu demek: İnsanlık vahşetten kurtulup medenileşince ya tam fizikçi veya tam metafizikçi ya tam maddeci veya tam maneviyatçı oluyordu. Belli bir dönem sonra fizik ve metafiziği, madde ve manayi, dünya ve ahireti beraber yaşayan ve Sümer, Akad ve Mısır medeniyetini bir arada götüren bir dönem yaşadı. İşte İslam bu zıtlar arasında yapılan denge ve barış demektir. Birlik Sahibi ve Sonsuz bir Allah'a iman demektir: (Tevhid) Ve Putperestlikten Kurtuluş Çağına geçiş demektir.
İslam Dini, ahlak ve ibadetler olarak, Kur'anda anlatıldığı üzere Akad medeniyeti döneminde yaşanılan bu birlik inancının çağdaş versiyonudur. Yeni bir din değildir. (Rum, Hac, Al-i İmran sureleri.)
Evet, Sümer; Akad ve Mısır'da din, tarih, felsefe, bilim ve edebiyat mitolojik dil ile içiçe anlatılırdı. Yunandaki gibi Felsefe ve Tarih Mitolojiden ayrılmamıştı. Nitekim fen bilimleri ve belgeli tarih, ancak 1800’lü yıllarda Yunan ve Roma Felsefesinden ve Mitolojisinden ayrılabildi..
Akadların bir kolu olan Yahudiler, mitolojik üslupla anlatılan ve tamamen metafizik, arketip ve vahiy olan bu literatürü ezberliyorlardı. Onlar Milattan önce yedi yüz yıllarda Babil'e sürgün edilince o literatür kayboldu. Nihayet Üzeyir (Ezra) (AS) sürgün sonrası hepsini vahiy ile yeniden yazdı; Yahudi milleti bir daha dirilmiş oldu. (Bakara suresi ve Tevrat Ezra kitabı)
Demek Yahudilerde ilk peygamber Üzeyir (AS)’dır. Ve onun için Yahudiler O’na Allah'ın Oğlu dediler. (Tevbe Suresi)
Demek geçen haftalarda size gelen Adem ile ilgili üç yazıda gösterildiği üzere; Adem, şahs-ı manevi ve arketip olduğu gibi NUH da İbrahim de ve Musa da arketip, şahs-ı manevi ve metafizik kişiliklerdir. Tarihi düşünce ve dönemlerin ifadesidirler, tarihi şahsiyetler değiller. Mesela Nuh vahyin ifadesidir, İbrahim tevhid ifadesidir, Musa şeriat ve Yasa demektir. Harun velayet ve maneviyat demektir.
Bu manevi şahsiyetlerin tarihte bireysel kişi olarak yaşadıklarına dair hiçbir arkeolojik veriye ve belgeye rastlanılmamıştır.
Halbuki Üzeyirden sonraki Yahudi peygamberleri tarihte varlar. İslam Dini diyalektiği esas alıp bizi akla ve bilime yönlendiriyor. İslam Dünyası Gazaliden beri bu emri ihmal ettiği için geri kalmıştır ve dinsizliğe tam cevap verememiştir.
Evet maalesef iki bin yedi yüz yıldan fazla süredir insanlığı aydınlatan Tevrat ve iki bin üç yüz yıldan beri insanlığı gerçeğe yönlendiren Aristo felsefesi önemli iki yanılgıya da sebep oldular. Tevrat tarih sanıldı, Yahudi milleti kıblesini şaşırdı. Ve Ortaçağda Kilise dört yüz yıl boyunca bilim ehli ile savaştı.
Ve bu bilim asrında bile İslam Dünyası Aristo'yu bilim ve Kur'an ile Tevrat'ı tarih sandığından bir türlü aydınlanamıyor.
Eğer bu iki yanılgı kalksa ve fen bilimleri ile belgeli tarih esas alınsa dinin de bilimin de gerçekliği ve anlamı ortaya çıkar. Antisemitizm ve din-bilim kavgası sona erer . Varlığın ve hayatın anlamı ortaya çıkar.
Siz dostlarıma bu hafta İbrahim'in kollektif arketip şahsiyetiyle ilgili iki yazı gönderiyorum.
Haftaya da Tevrat Metinlerinin Günümüze Gelişleri diye uzun bir yazı size gelecek.
Adem; evrim ve Ademiyet ile ilgili yazıları unutmayın. Herkese sonsuz selam ve saygılar.
Önemli Bir Not: Yirmi yıl önce yani Türkiye’de Dinler Arası Diyaloğun yasak olmadığı yıllarda, Yahudi, Hristiyan ve Müslüman kırk elli Tarihçi ve Bilim adamı İbrahim ile ilgili bir sempozyum düzenlediler. Ve hepsi bil-ittifak İbrahim diye tarihte bir şahsiyete rast gelmiş değiliz, hiçbir bilgi ve belge bu konuda bulunmuş değil, diye söylediler.
Allah’a Yakınlık Kavramı: Velayet-1
Allah soyut ve somut varlığı itibariyle Sonsuzdur, her şeyden her şeye daha yakındır.
Eşya O'nun enerjisi, yazılımı ve isteğiyle (kudret, ilim ve iradesiyle) birer dosyadırlar.
O ise Ana Dosyadır. Dolayısıyla herşeyden herşeye daha yakındır.
Ne kadar varlık dosyaları varsa O'nun bir ismidir. Yani belirtisidir. Öyle ise O'na yakın olmak ne demektir?
Halkın diliyle evliya denilen zatların ne özelliği var. Ve ne yaptılar da O'na yakın oldular?
İşte Cevabı: Varlık, öz itibarı ile ilimdir, yazılımdır. Somut İlahi boyut olan Evren de ağırlıklı olarak enerji (kudret) olmakla beraber, onda aktif olan ve yöneten ilim ve iradedir, yani yazılım ve evrim (gelişme meyli.) Bu ikisi ruhun da özüdürler.
Yani kainat ruhlu ve canlıdır. Her yerinde hayat vardır, her yazlım bir melektir yani manevi bir dosyadır. (29. Söz)
Evet kainat sonsuz bilgi işlem ve hafızaya sahip kuantum bilgisayarı gibi çalışıyor. Bu bilgisayarın başka bir ismi de Âlemdir, âlem ilim kökünden gelir, anlam ve gerçeklik gösteren sistem demektir.
İnsan da bu sonsuz bilgisayarın küçük çaplı ama yine de sonsuza yakın bilgi işlem hacmine sahip bir dosyasıdır bir âlemdir.
Namazda okuduğumuz El-Alemin (âlemler) kelimesinin birinci manası, insanlar denilen bu küçük dosyalardır. (26. Mektup)
Bu özerk dosyaların yaratılış amacı, Yaratılış Sistemine, sosyal hayatta sonsuz manalar, teknik gelişmeler, aktiviteler, fenler ortaya koymak ve psikolojik hayatta sonsuz ilim, düşünce ve maneviyat katmaktır...
Allah yaratılışta istediği şeyi artırıyor. (Ayet meali) Ve en çok artırdığı da insan eliyledir.
Dünya kainat karşısında çok küçük de olsa, insanın bu yaptıklarıyla kainattan milyon kere milyon daha büyüktür. Çünkü asıl olan yazılım ve manadır. Materyalistlerin kulakları çınlasın.
Başa dönersek, peki Allah'a yakınlık ne demektir? İşte velayet ve Allah'a yakınlık şudur: Aciz, fakir, bir mikroba yenilen fakat manen çok zengin olan ve insan denilen bu ölümlü dosyanın sonsuz olan ve sonsuz kudret, ilim ve iradeye sahip olan, ölüm ve yıkım onun için düşünülmeyen Allah'a (Ana Dosyaya) entegre olmasıdır.. İnsanın küçük benden vazgeçip, sonsuz iradeye sığınmasıdır; adeta kainat kadar varlığa sahip olmasıdır. "Ben insanları ve cinleri sırf beni tanısınlar ve bana entegre olsunlar diye özerk yarattım." (Zariyat Suresi.)
Peki bu entegrasyon ve birlik nasıl sağlanır?
Evvela, varlığı iyi bilmek ve Allah'ı iyi tanımak ile. (iman, düşünce ve ilim ile).
Küçük beninden vazgeçip sonsuzluğa yelken açmak, varlığa katılıp ona uyum göstermek.
Yasal yaşamak ve bu yasal yaşamanın şahsi dünyada küçük numuneleri olan ahlakı da yaşamak. Ve bunlarda süreklilik kazanmak için zikir ve ibadet etmek.
Ayrıca: İnsan evrim sürecinin son meyvesi olduğu için beyin katmanlarında onlarca hayvani dürtüler var. Din bu dürtülere nefs-i emmare diyor.
Bu hayvani dürtüleri arındırıp soyut değerlere yükselmek, velayetin birinci adımıdır. Bu adıma din arınma manasında tezkiye diyor.
Bu yakınlığı sağlamak üzere bir çok yol, tarikat, meslek ve meşreb ortaya çıkmıştır. Acaba hangisi en idealdir, diye sorarsanız; Kur'an beş ayette cevap veriyor. Allah'a yakın olan kişi, ne korkar ne de üzülür diyor. Eğer korkuyorsanız ve üzülüyorsanız bilin ki henüz yolcusunuz, hedefe varmış değilsiniz.
Veya yolunuz yanlıştır veya eksiktir. Evet varlığı ve işletim sistemini tanımak, korku ve üzüntüyü giderir. Çünkü varlık ve sonsuzluğu idrak etmek başlı başına bir cennettir, ve varlığın işletimi tamamen iyiye ve hayradır.
Kur'an, bu hedefe varmak için üç adım attırır. 1) Sonsuz bir Allah'a inanmak.. 2) Ebedi sonsuz bir hayata inanmak.. 3) Yararlı işler yapmak. (Topluma ve kainata entegre olmak.) Bu konuda bütün dinler eşittir. (Bakınız Bakara suresi 62. ayet) Ve bu ayetten anlaşılan: Dinlerin de tarikatlerın de testi, o yola girmiş insanda ne gelecek korkusu ne de geçmişin üzüntüsü olmamasıdır.
Bu izahatın özeti şudur: Sonsuzluğu anlamak, Allah'ı soyut ve somut boyutlarıyla sonsuz bilmek. Ve varlığın ruhu olan o sonsuz yazılıma entegre olmak, ilk adımdır.
Evet: Sonsuzluk olmadan hiçbir adım atılmaz. Çünkü sonlu bir şeye entegre olup ona tapmak kutsal da olsa bir putperestliktir.
Son Bir Not: Bütün bu şartları yerine getiren bazı zatlarda ruhani inkişaflar olur. Ama bu ruhani inkişaflar amaç değil. Yasal ve ahlaklı yaşamak ve soyutuyla somutuyla sonsuz varlığı ve ebedi hayatı bilmek (Kur'an'ın üç şartı) yani bilge olmak velayet için yeterlidir ve asıl olan budur. Onun için alimler istikametli yaşamak, kerametten üstündür, demişler. İstikametin içine ilmi donanım ve yasal yaşamak da girer.
Ki bu maddi asırda asıl olan odur. (Kastamonu Lahikası)
Evet asıl olan tahkiki iman ve istikamet ise de Halkın velayetten anladığı birinci ruhani manadır.
Bugün siz dostlarıma Ana Dosyanın sonsuzluğunu ve O'na yakınlaşmanın, O'na entegre olmanın yol ve yönteminden 12 adımı gösterecek iki yazıyı gönderiyorum.
Arınma meselesi ise çok uzun sürer. Hem şekle önem vermeyen ve ilmi esas alan ve sonsuzluğu dile getiren muhakkik mürşidler, fazlasıyla kitaplarında izahat vermişler ve bil-fiil olarak milyonlarca insanı o hayvani dürtülerden kurtarmışlar, onları arındırmışlar.
Bu iki yazıdan kısa olanını geçen hafta WhatsApp'ta yayınlamıştım. Arkadaşlar bir daha okuyabilirler. Çünkü tefekkür idman ister.
Değişim ve Gerçek İslam Söylemi
(D. Cündioğluna Cevap-4)
23.11.2023’te Dücane Cündioğlu, Gerçek İslam Söylemi ismiyle 2,5 saatlik bir video yayınladı. Her zamanki gibi ilk saatini kendini övmekle geçirdi. Fakat bu sefer daha kurnazca davrandı. Kendini yaptıklarıyla övmek yerine, bu videonun asıl konusu olan değişim kavramının önemine değinerek, bunu kendisinin keşfettiğini sezdirerek, övgüsünü, Sokrat, Dekart, Kant ve Freud ile kıyas yaparak işledi. Dedi ki, bunlar ve bunlar gibiler çok büyük filozof olmakla beraber hem kendi mesleklerinde kısır kalmışlar hem de zamanın getirdiği ve getireceği değişimin önemini kavramamışlardır. Hele semavi dinler, bunlara göre çok daha basit ve geridirler. Ne bir gelecek tasavvurları ne evren tasavvurları vardır. Sadece toplum tasavvurları olmuş. O da çoktan değişimin gerisinde kalıp mazi olmuşlardır. Bu dinlerde bilim ve felsefe ise hiç var olmamıştır.