Makaleler
Dücane Cündioğlu’na Cevap-2 veya Allah’ı Tam Tanımak
Medyadaki pozuyla ve 200 küsur videosuyla, en alim, en büyük mütefekkir benim diyen Dücane Beyefendi, Haziran yedide ve on birde en ciddi iki canlı videosunu üçer saat olarak yayınladı. Birincisinin özeti şu idi: “Yunan kültürü ve bilimi, Kur’an’dan, yedi yüz ve beş yüz yıl önce olduğu halde Kur’an’dan daha ilmidir, Kur’an o ilim ve felsefe yanında bedevi ve ilkel kalır. Mesela, Kur’an akıl ve beyin kelimelerini hiç kullanmamıştır.” Ben aynı hafta içinde Dücane Cündioğlu ve Akıl diye sekiz sayfalık bir cevap yazınca, ikinci videosunda Kur’an’ın ilkelliğini bu sefer Kur’an’ın Allah algısıyla anlatmaya çalıştı. Evet Dücane bu gibi videolarla iki şeyi amaçlıyor: 1) Benden daha alimi ve mütefekkiri yok. 2) Beni dışlayan, Yeni Şafak Gazetesinden kovan ve benden milletvekilliği gibi bir siyasi görevi esirgeyen siyasal İslamcılar işte böyle ilkel bir kitaba uyuyorlar. Bilimden ve akıldan rahatsızdırlar. Evet Dücane Cündioğlu açık güreşmiyor. Üç şeyden dolayı psikolojisi bozuktur. Hayatta ciddi bir üretim yapmamaktan, Müslüman camiada bir makama gelememekten ve inanç olarak sağlıklı bir bilgi ve irfanı elde edememekten. Nitekim inanmakla küfür arasında gidip gelen Mustafa Öztürk, Talha Alp ve Sevan Nişanyan ile yaptığı videolar bunun bariz bir kanıtıdır.
Yanlış anlaşılmasın ona karşı ben siyasal İslamcıları tutmuyorum, onları savunmuyorum. Çünkü din, varlığı ve hayatı tanımak ve gereğini yapmak demek olan irfan, ebediyeti kazanma ve adalet iken; siyasal İslamcılar, dini siyasetten, iktidara gelmekten ve ganimet ismi altında yolsuzluktan ibaret biliyorlar. Ahlak ve adalet nedir hiç bilmiyorlar. Ben burada Dücane’ye karşı onları savunmayacağım. Yalnızca insanlık için irfan, ebediyeti kazanma, ahlak ve adalet olan Kur’an’ın Allah algısını anlatacağım Çünkü Dücane Haziran 11 videosunda ağırlıklı olarak bu noktaya fokuslandı. Dedi ki: Kim, Kur’an’ın Allah algısı, Allah gökte tahtında oturuyor, eli, elleri, gözleri, avucu var diyen muhaddislerin Allah algısından çok farklıdır dese, kim Emeviler İslam’ı bozdular diye iddia etse o yalan söylüyor”.
İşte sadece bu ikinci videoya cevap olarak beş maddelik izahatı burada kayda geçiriyorum. Konuyu kısa keseceğim, ama Allah’ı tanımak kolay bir konu değildir. Tam bir cilt kitap ister. Bununla beraber biz 22 sayfada özetleyeceğiz. İzahatın uzamasından sizlerden özür diliyorum.
İnsanlığın Şerefini Kurtarmak İçin
Evvela: Önce beş Antropolojik yanlışını teşhis edip düzelteceğiz; sonra onun beş ilmi mucizesini maddeler halinde kaleme alacağız. İşte varlık bir tanedir. Sonsuza yükselmek için diyalektik sürece girer, yazılım tarzında gül goncaları gibi iç içe dosyalar olarak açılıp sonsuz mana ve hikmetleri yaşar. Bizim evren olarak bu süreç 13,8 milyar yıl sürmüştür. Son 3,5 milyar yıldır biyolojik oluşumlar da bu süreci geçip yine iç içe dosyalar olarak varlık alemine geliyor. Ve son 150 bin yıldır, kültürlü insan denilen Homosapiens artık var. Bu süreçlerin hepsinde bilinç, matematik, yazılım, lezzet gibi argümanlar hep var olmuştur. Homosapiens yaklaşık yüz yirmi bin yıl, adeta diğer kardeş biyolojik türler gibi yavaşça gelişip yaşamıştır. Son 30-40 bin yılda dil, giyinme ve avcılık becerilerini geliştirmiştir. Farklı milletlere bölünmüştür. Ama komplike bir soyutlama tarzı olan evliliği, yaratan inancını ve dirilmeye inanmayı galiba son 12 bin yıldır beceriyor. Bu konuda elimizde Göbeklitepe’den daha eski bir veri yok. Bu dönemde Totem tarzında inanç var. Sonra sekiz bin yıl önce Sümerlerde artık gökte bir büyük Tanrı inancını görüyoruz. Bu evrensel inanç sayesinde matematik, mimari, şehircilik, mabet, ahlaki ilkeler ve yazılı dili ve kültürü görüyoruz. Bu dönemde artık din, felsefe, bilim, edebiyat ve halk hikayeleri tabletlere yazılıyordu. Ama hepsinin üslubu ve karakteri Mitolojik dil idi.
İkinci Olarak: Bu gelişme sürecini tarih ve argüman olarak yaklaşık her millette eşit olarak görüyoruz. Bu süreç insan doğasının bir çiçeğidir. Etkileşim olmakla beraber hiçbir millet diğerinden o argümanları almış değildir. Fakat insanların çoğu ve akademisyenlerin bir kısmı burada beş yanlış yapıyor:
A) Bu süreç, önce Sümerlerde başladı, sonra Mısır, Yunan ve Roma’ya geçti diye söylüyorlar.
B) Din, felsefe, bilim, edebiyat ve halk hikayelerinden oluşan bu Mitolojik verileri sadece halk hikayeleri olarak okuyorlar. Az sonra bunların bazı numunelerini özellikle dini ve bilimsel olanlarını vereceğim.
C) Bu tabletlerden oluşan literatür arketipal dil iken, maalesef onları sokak diliyle okuyorlar. Dolayısıyla insanlığın büyük bir mucizesi olan bu dil, beş paralık hikayeler seviyesine iniyor.
D) Dinin melek ve ruh dediği o bilinçdışı model ve tipleri, dil yetersizliğinden Tanrılar diye çeviriyorlar. Çünkü gerek Tanrı ve gerek Ruh ve Melek, ortak noktaları soyutu bilme ve ölümsüz olmaktır.
E) İnsanın iki algı mekanizması var. Üst korteks ve bilinçdışı. Diğer bir deyimle akıl ve kalp. Aklın kalbe oranı en iyi tahminle yüzde doksana yüzde ondur. İlk insanlar soyut algıda beyinleri (üst korteksleri) çok açılmadığı için algı mekanizmaları olan bilinçdışıları tam çalışıyordu. Herkes adeta bilimsel rüyalar görüyordu.
Biyolojik, Sosyal, Psikolojik ve Dini Literatür Olarak Ademiyet Gerçeği
Ekoloji gerek süreç olarak ve gerek DNA kayıtları olarak Allah'ın avucudur.
Hayatı netice vermek için en az beş bin engeli aşmıştır.
Onda bir hücreden beş milyon türün sayısız bireyleri, yaratılıyor, yaşıyor, besleniyor ve kayıt altına alınıyor.
Ve hiç bir hata vermiyor.
Bu Ekolojik sistemde Allah bir şeyden herşeyi yapıyor ve her şeyden bir canlı yapıyor (besliyor.) (8. Söz)
Biyolojide ve kadim gelenek literatüründe bu hakikate Hayat Ağacı deniliyor. (8. Söz) (Madde-i Hayat ve Müddet-i Ömür.)
Bir tek Ağaç; her dalında bir tür. (8. Söz)
Yani beş milyon dallı ve üç milyar yaşında bir ağaç.
İnsanoğlu bu ağaca dadanmasın, ve soyut ruhani gelişmesini unutmasın, diye sürekli uyarılmıştır.
Bir atlı Hayat Ağacı gölgesinde yüzbin sene de gitse onun gölgesini bitiremez. (Hadis-i Şerif.)
İnsanoğlu bu beş milyar meyvenin bir hülasasıdır.. (Tekrarla Risale-i Nur)
Ve yaklaşık 150-200 bin yıl önce soyut kavramları bilebilecek bir beyne sahip oldu. Kültürlü İnsan (Homosapiens) oldu. Vahye ve ilhama muhatap oldu. (20. Mektup)
Binler yıl süren uzun bir psikolojik ve sosyolojik eğitimden geçip yaklaşık 40 bin yıl önce dili ve konuşmayı becerdi.
Ve 12 bin yıl önce vahşetten kurtulup medeniyet temellerini attı, diller öğrendi, devlet kurdu, inanca geçti. (28. Mektup)
Din bu sürece Ademiyet diyor. İnsanoğlu bu süreçte: Her şeye bir isim takıyor, soyut ve kutsal değerleri biliyor.
Bütün evren onun emrine amade oluyor. Yani ona secde ediyor. (20. Söz)
Bütün fen bilimleri son yüzyılda insanlığın bu gelişmesini adım adım izledi, ve kaydetti.
Bugün bu gerçekliğin ve bu izlemenin dışında kalan hiçbir bilim dalı yok.
Fakat bu bilimler Hermenötik ve metafizik dili bilmediği için Tevratın biyolojik, sosyal ve psikolojik bu gelişmeyi anlatan detaylı dilini ve ifadelerini bilemediler.
Hurafedir dediler. İslam alimleri de tarih sanıp tahrif olmuş dediler.
Halbuki bütün semavi kitaplar evrensel arketip metafizik litaratürdürler, tarih değiller (Lisan-ı gayb).
Gerçek Ademiyet olan bu güne kadar geçen bütün insanlığın mucizevi anlatımıdırlar. (20. Söz)
Bu literatürden tipik bir tanesi şudur: Allah'ın oğlu olmak. Haliyle bu biyolojik bir tabir değil. Ve Tevratta tekrarla geçiyor. Bazı cahil Müslümanların sandığı gibi İncil'e has bir deyim değildir.
Evet: İnsanoğlu Soyut Kavramları ve Kutsal Değerleri öğrenince, Allah'ın oğlu oluyor. Çünkü Allah da soyuttur.
İslam literatüründe buna İnsan-ı Kamil deniliyor.
Meleklerin tabiriyle bizden (soyut kavramları bilen Allah, melek ve ruhlardan) biri oldu, deniliyor.
Tevrat Tekvin kitabında vurgulandığı gibi.
Siz dostlarıma bu hafta Tevratın Sekiz Babının metin analizi olan uzun bir makale gönderiyorum. Benim yorumlarımı metin ile tam karşılaştırsanız hepsinin Tevratın mucizevi bilgileri olduğunu göreceksiniz.
Ayrıca Tevratın muharref olmadığına dair önemli bir inceleme de göreceksiniz.
Bu konuda Tevratı kendine delil yapan ve onu tasdik eden Kur'an'ın haklı olduğunu anlayacaksınız, önemli bir iftiradan kurtulacaksınız.
Bu 40 sayfalık makalenin uzunluğundan bıkmayın, sekiz büyük kitap kadar literatür analizi ve keşfi içinde var.
Merak etmeyin bu gibi yazılarım, uzun testlerden geçti;
Müslümanların bilimi esas alanları ve Hristiyan ve Yahudiler bunlar ile imanlarını kurtarıyorlar. Dine karşı fen bilimlerinin aciz kaldığını görüyorlar.
AB’ye Üye Olmak veya Olmamak (Türk Kardeşlerime Bir Çağrı)
Bundan 17 sene önce 2007’de, Türk Kardeşlerimle bir Hasbihal (Durum Değerlendirmesi) ismiyle bir yazı yazdım ve İnternette yayınladım. Çok ırkçı bir azınlık dışında herkes beğendi.
Eğer Türk kardeşlerim, özellikle Türkiye Cumhuriyeti o yazıyı uygulasalar, 21. Yüzyıl Türk asrı olur; Türkiye Cumhuriyeti, devletiyle milletiyle muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkar. Yoksa bazı küresel güçlerin C Planında var olduğu gibi, fakir bırakılıp dini duygularını ajite ederek medeni dünyaya özellikle Hristiyan dinine karşı terörize edilecekler. Ve bunun sonucu Orta Asya’ya sürüleceklerdir. O yazıyı siz değerli dostlarımla, sekiz kelime değişiklikle bir daha paylaşıyorum. Şimdi edebi bir yazı yerine sadece beş notayı kaleme alacağım. Edebi yazamıyorum. Çünkü Türk mukadderatı için durum çok kritik. İnşaallah Türk Milliyetçileri bu notaları ciddiye alırlar.
Birinci Nota: Türklerin tarihi çok eski değildir. Türkler 2200 yıl öncesine kadar göçebe idiler. Un ile koyun, gerisi oyun, diyorlardı. 2200 yüz yıl önce, medeni ve refah içinde yaşayan Çin'e saldırıyorlardı. Çin onlara karşı ta o tarihten 1700 yıllara kadar tam 21.600 kilometre set yaptılar. Hunlar Çin ile baş edemeyince bu sefer Avrupa’ya saldırdılar. İcraat şöyle idi: Her şey yağmalanır ve bir kısım nüfus o yağmalanan bölgelerde kalıp yerleşirdi. Şimdiki Macaristan, o Hunların torunlarıdırlar. Nitekim ülkeleri Hungaria’dır. Bu saldırılar Orta Doğu’ya doğru da olurdu.
Orta Doğu'ya en son saldırı, Cengiz ve Hülagu istilalarıdır. Kendilerine karşı gelen her şehrin tamamını kılıçtan geçiriyorlardı. Ve bütün İslam medeniyetinin mirasını yok ettiler, Dicle ve Fırat’a döktüler. Allah var, bunlardan yaklaşık üç yüz yıl önce gelen Selçuklu akınları İslamiyet sayesinde medenileşip, İslam’a hizmet bile ettiler. Fakat Cengiz ve torunu Hülagu onları da temizlemişti.
Türk Kardeşlerimle Bir Hasbihal (Durum Değerlendirmesi)
Yirmi beş yıllık yazarlık hayatımda 3000 sayfalık yazı yazdım, fakat siyasetle ilgili hiç yazmadım. Çünkü hiçbir zaman siyasi bir kimliğim olmadı.
İkinci olarak, herkesin temel ihtiyacı olan yani insanı hayvandan ayıran, ona Âdemiyet şerefini veren ilim, dil ve dini metinlerin mucizevî tahlilleri üzere çalıştım.
Üçüncü olarak, başta devletler olmak üzere bütün cemaatler, dinî kuruluşlar, siyasî partiler, yüz milyar dolar bütçeleriyle daima siyaset üzere çalışıyorlar ve yazıyorlar.
İşte, buna rağmen ortalık öyle siyasî bir sis ile kaplanmış ki, ak ile kara birbirinden ayırt edilmiyor. Ve bu konuda çokça sorular bana geliyor. Ben de bu konudaki fikirlerimi ve notlarımı bu memleketin insanlarıyla paylaşmak istiyorum. Herkesin bana katılması gerekmez. Amacım; ak ile karanın, iyi ile kötünün birbirinden ayırt edilmesidir. Bu notlar bir miktar dağınık kalıyor, çünkü siyaset yamalı bir bohça gibidir. Evrensellik ile lokal düşünmenin, bencillik ile fedakarlığın içinde cirit attığı bir alandır. Yeryüzü kitabının satırlarını yazan en parlak bir mürekkeptir.
Bediüzzaman'ın Hürriyete Hitap Nutku
Ey din ve hukukun üstünlüğünü esas alan Hürriyet! Öyle müthiş ama güzel ve müjdeli bir sada ile çağırıyorsun ki; benim gibi bir Kürdü; uyuşukluk ve cehalet katmanları altında yatmış iken uyandırıyorsun. Sen olmasaydın, ben ve bütün millet, esaret hapishanesinde kalacaktık. Sen, ebedî olarak yaşayacaksın, diye seni müjdeliyorum!
Eğer, hayatımıza ebediyet suyunu içiren dinin kutsal ilke ve hukukunu kendine hayat kaynağı yapsan ve o cennet içinde gelişsen bu mazlum millet, eski zamana oranla bin derece kalkınacak, diye müjde veriyorum.. Eğer bu millet, senin ilkelerini gerçek bir şekilde kendine rehber yapsa; kişisel amaçlar ve istibdad döneminden intikam almak için seni araç yapmakla lekelemezse…
Varlık ve Ruh Hakkında
1. Gerçek varlık soyut ve sonsuzdur. Hakk ve bir tanedir. Ortağı olmadığı gibi; Varlığın zıddı olan yokluk da gerçekten yoktur. Bizim eşya ve nesneler dediğimiz şeyler ise, o sonsuz varlığın nokta görüntüleridir. Kur’anın tabiri ile onun şuün ve nitelikleridir.
2. Yani gerçek varlık öz olarak soyut olmakla beraber, sonsuz biçimlerde sayısız eşya ve
olaylar olarak somutlaşır.
3. Bu somut varlıkların her birisi bir datadır.
4. Ve bu dataların her biri, diğerleriyle değişik araç ve yöntemlerle mesajlaşır.
5. Demek somut varlık ve kütle, çekim gücüne sahip olduğu gibi; bilgi ve mesaj üretme
özelliğine de sahiptir.
6. Bilgi ve mesaj asıl olarak soyuttur. Fakat araç olarak, değişik enerji çeşitlerinden birini
kendine elbise yapar.
7. Yani somut dataların ağırlıklı varlığı enerjidir.
8. Soyut bilginin ağırlıklı varlığı ise, soyuttur.
9. Mesela 2×2=4 formülü soyuttur. Ölümsüz ve adeta sonsuzdur. Fakat mesela 4
kalemde somutlaşır.
10. İşte beden ve bedenin başından geçen süreçler küsuratlı ve çok denklemli de olsa; ve adeta sonsuz bilgi-işlem içerse de, somut misal olarak 4 kalem gibidir. Yani mesela insan varlığı, 100 trilyon atom × 100 trilyon hücre ve bunların oluşturduğu binlerce organ ve dosyacıktır.