top of page
  • Siyah YouTube Simgesi
  • Siyah SoundCloud'a Simge
  • Siyah LinkedIn Simge
  • Black Twitter Icon
  • Black Facebook Icon

Makaleler

Türk Kardeşlerimle Bir Hasbihal (Durum Değerlendirmesi)

Yirmi beş yıllık yazarlık hayatımda 3000 sayfalık yazı yazdım, fakat siyasetle ilgili hiç yazmadım. Çünkü hiçbir zaman siyasi bir kimliğim olmadı.

İkinci olarak, herkesin temel ihtiyacı olan yani insanı hayvandan ayıran, ona Âdemiyet şerefini veren ilim, dil ve dini metinlerin mucizevî tahlilleri üzere çalıştım.

Üçüncü olarak, başta devletler olmak üzere bütün cemaatler, dinî kuruluşlar, siyasî partiler, yüz milyar dolar bütçeleriyle daima siyaset üzere çalışıyorlar ve yazıyorlar.

İşte, buna rağmen ortalık öyle siyasî bir sis ile kaplanmış ki, ak ile kara birbirinden ayırt edilmiyor. Ve bu konuda çokça sorular bana geliyor. Ben de bu konudaki fikirlerimi ve notlarımı bu memleketin insanlarıyla paylaşmak istiyorum. Herkesin bana katılması gerekmez. Amacım; ak ile karanın, iyi ile kötünün birbirinden ayırt edilmesidir. Bu notlar bir miktar dağınık kalıyor, çünkü siyaset yamalı bir bohça gibidir. Evrensellik ile lokal düşünmenin, bencillik ile fedakarlığın içinde cirit attığı bir alandır. Yeryüzü kitabının satırlarını yazan en parlak bir mürekkeptir.

Bediüzzaman'ın Hürriyete Hitap Nutku

Ey din ve hukukun üstünlüğünü esas alan Hürriyet! Öyle müthiş ama güzel ve müjdeli bir sada ile çağırıyorsun ki; benim gibi bir Kürdü; uyuşukluk ve cehalet katmanları altında yatmış iken uyandırıyorsun. Sen olmasaydın, ben ve bütün millet, esaret hapishanesinde kalacaktık. Sen, ebedî olarak yaşayacaksın, diye seni müjdeliyorum!


Eğer, hayatımıza ebediyet suyunu içiren dinin kutsal ilke ve hukukunu kendine hayat kaynağı yapsan ve o cennet içinde gelişsen bu mazlum millet, eski zamana oranla bin derece kalkınacak, diye müjde veriyorum.. Eğer bu millet, senin ilkelerini gerçek bir şekilde kendine rehber yapsa; kişisel amaçlar ve istibdad döneminden intikam almak için seni araç yapmakla lekelemezse…

Varlık ve Ruh Hakkında

1. Gerçek varlık soyut ve sonsuzdur. Hakk ve bir tanedir. Ortağı olmadığı gibi; Varlığın zıddı olan yokluk da gerçekten yoktur. Bizim eşya ve nesneler dediğimiz şeyler ise, o sonsuz varlığın nokta görüntüleridir. Kur’anın tabiri ile onun şuün ve nitelikleridir.


2. Yani gerçek varlık öz olarak soyut olmakla beraber, sonsuz biçimlerde sayısız eşya ve
olaylar olarak somutlaşır.


3. Bu somut varlıkların her birisi bir datadır.

 

4. Ve bu dataların her biri, diğerleriyle değişik araç ve yöntemlerle mesajlaşır.


5. Demek somut varlık ve kütle, çekim gücüne sahip olduğu gibi; bilgi ve mesaj üretme
özelliğine de sahiptir.


6. Bilgi ve mesaj asıl olarak soyuttur. Fakat araç olarak, değişik enerji çeşitlerinden birini
kendine elbise yapar.


7. Yani somut dataların ağırlıklı varlığı enerjidir.

 

8. Soyut bilginin ağırlıklı varlığı ise, soyuttur.

 

9. Mesela 2×2=4 formülü soyuttur. Ölümsüz ve adeta sonsuzdur. Fakat mesela 4
kalemde somutlaşır.


10. İşte beden ve bedenin başından geçen süreçler küsuratlı ve çok denklemli de olsa; ve adeta sonsuz bilgi-işlem içerse de, somut misal olarak 4 kalem gibidir. Yani mesela insan varlığı, 100 trilyon atom × 100 trilyon hücre ve bunların oluşturduğu binlerce organ ve dosyacıktır.

Kibir ve Gurur

Kibir, soyut ve sonsuz büyüklük demektir. Yine büyüklük manasına gelen azamet ise somut büyüklük demektir. Kemikler manasına gelen izam da bu köktendir. İnsanlık ve din olarak kibir yasaklanmış iken azamet yasaklanmamıştır. Çünkü insan için azamet söz konusu olmuyor. Sadece şişmanlık söz konusu olur; o da tıbben yasaktır. Gurur ise onur diye bugünkü dile çevriliyorsa da kelimenin tam manası aldanmak demektir. Ve her aldanma negatif ve şeytani bir işlem olduğundan, Şeytana Kur’an’da iki yerde Garur: Çok aldatıcı denmiştir.


İnsanın soyut duygu ve yetenekleri, sonsuza dek gelişmeye müsait de olsa, hayat genellikle onlara o izni vermiyor. Fakat insan, başta bilgisi olmak üzere kendi soyut yeteneklerini sonsuz hissediyor. Ve dolayısıyla eğer hariçteki hakikatin önünde kendi haddini bilmezse her zaman aldanır. Onun için bu iki kelime genellikle beraber kullanılır. Çoğunlukla negatif ve şeytani duygular olarak ele alınır. Kur’an dahi her yerde bu iki kavramı böyle kullanmıştır. Aşağıda bu konuda 9 ayetin açılımına döneceğiz.


Evet insan sonsuz değildir, ama sonsuzu anlayabilecek ölçeklere sahiptir. Fakat yanılıp kendini sonsuz hissederse, başta Psikolojik olarak hastalığa yakalanır. Sonra varlıktan, hayattan ve hakikatin sonsuz bilgisinden mahrum kalır.


Kibri tetikleten ve daha sonra aldatıp insanın ayağını kaydıran şu beş sebebi sayabiliriz:


A) İnsanda benlik var. İnsanın benlik sahibi olması demek, onun soyut ve sonsuz algıya sahip olması demektir. Bunun görevi, varlıktaki ve hayattaki sonsuz gerçeklere ölçü olup onları anlamaktır. Bu, insandan başka hiçbir hayvan türünde yoktur. Fakat o benlik arınmazsa döner kendini sonsuz sanır. Bu aşamada kendi namına yasalar yapar. Monarşilerde gördüğümüz gibi.


B) Sonra milletini en büyük ırk kabul ederek, milletin bütün yaptıklarını kendi yaptığı imiş gibi hisseder, ırkçı olur. Burada mesela millet namına yasalar yapar.


C) Sonra bütün insanlığın birikimini hırsızlayarak kendine mal eder. Firavunlaşır. Tamamen, yasama, yargılama ve yürütme yetkisini kendinde görür.


D) Sonra bütün evrene sahip çıkmaya çalışır. Tanrılık iddia eder. Yargı ve yasama işlerini az görüp yaratmaya çalışır. Ama bir atomu bile yaratamaz.


E) Bağlı olduğu dinin, mürşit ve üstadının büyüklüğünü de kendi benliğine dördüncü bir katman yaparak, artık kulağını hakka ve yeni bilgilere tamamen kapatır.

29. Söz'ün Anahtar Kelimeleri (Ruh ve Melek Gerçekleri)

1) “Besmele


Allah’ın ismi, onun sonsuz ve soyut varlığının, somut nokta yansıması demektir. O da Rahman demektir.


Yani Allah kelimesi, O’nun sonsuz ve soyut varlığını gösterirken, Rahman kelimesi, O’nun somut ve sayı olarak yine bir derece sonsuz varlığı demektir. Ki, bu somut varlık, tabiatın yasaları ve varlıkları olarak görünür.


Rahim ise, Allah ile Rahman arasındaki, yani sonsuz soyut ve somutların ara türü varlıklar demektir. Ki, olağanüstü ve özel bütün yansımaları içerir.


Peygamber Efendimiz (A.S.M.) buyurmuş ki, “Kâinat, Rahman’ın nefesidir.”Yani üfürmesidir. Evet kâinat, bir ceviz tanesi kadar bir enerji idi. İçine Allah’ın somut yönünü gösteren Rahman’ın yazılımı, yasaları (üfürüğü) girince bu günkü galaksiler, güneşler ve dünyalar var oldu. Fakat tez-antitez ve sentez gibi, soyut sonsuz varlığın ve somut sonsuz varlığın ortasında ara–geçiş olarak, Rahim ismi giriyor. Gerçek canlılığın ve başarının ve en güzel varlığın odak ve dengeli noktasını gösteriyor.


2)Melekler ve ruhlar âlem-i şehadete (görünen âleme) zorla inerler. Onların bu inişi Rablerinin izniyledir. [1]


Evet melekler ve ruhanîler, geçmiş ve geleceği içine alacak şekilde birer bilinç ve yazılım ve bir nevi süreç olduklarından bu âlem-i şehadetin üç boyutlu görüntüleri içine girerken zorlanıyorlar. Çünkü onlar geçmiş ve geleceği içine alan 4. boyutun varlıklarıdırlar.


Fakat âlem-i şehadetin anlık varlık skalasının gelişmesi ve yetişmesi için, zorlanarak da olsa, Rahimiyet gereği olarak, o melekler ve ruhanîler bu âleme inerler.


Ruh, Allah’ın Rubûbiyet’inin (geliştirmesinin) bir yönetimidir.[2]


Evet kozmosta, tabiatta, yasalar olduğu gibi; yasalar üstü, olağan üstü gerçekler de var. Hatta, o mevcud yasaların, düzenli ve verimli olmaları için yine o yasalar, ekstra bir emir ve yönetime muhtaçtırlar. Mesela, beynimiz vücudumuza göre bir derece olağan üstü kalıyor. Onun her davranışı kurala bağlanamıyor. Ve atmosfer, toprağa göre yine bir derece olağan üstü kalıyor.


Teşbihte hata olmasın, fizik dünya ve bedenimiz, parçaları sabit olan bir makine gibi farz edilse; beyin ve atmosfer ve çağlar üstü süreçler, onların yazılımı ve ruhu veya kollektif manevi bilinçleri (melekler) sayılırlar.


[1] Kadir Suresi

[2] İsra Suresi

Nuhun 950 Sene Yaşamasının Manası

"Biz Yahudiler ve Müslümanlar İbrahim'de birleşiyoruz" (İsrail Cumhurbaşkanı İsaac Herzog)


Peki kimdir İbrahim?


Tevrata göre yüz yetmiş sene yaşayan bir şahsiyettir. (Yine Tevratta Tekvin Kitabına göre normal biyolojik bilinçli insan ömrü yüz yirmi senedir.) Tarih ve Biyoloji bize gösteriyor ki 170 sene yaşayan insan olmamıştır. Nuh'un 950 sene yaşanılan ömrü ise beşeri bireysel ömür değil, dönemsel

bir sürecin ifadesidir. Aşağıdaki kısa yazıya bakınız. Kur'an, İbrahimi Arapların ve Yahudilerin atası olarak gösteriyor. Evet Arap, Yahudi, Süryani ve Arami milletleri üç bin yıldır İslam denilen bu dengeli, barıştırıcı ve  Mitolojik üslupla anlatılan inanç ile kendilerini korumuşlardır. Bir din ve medeniyet tecrübesi olan bu İbrahimî gelenek onları birleştirmiştir..  Kur'an bu İbrahim’in kollektif şahsiyetini İlk Müslüman olarak takdim ediyor. (En'am suresi)


Peki ilk Müslüman ne demek?


Şu demek: İnsanlık vahşetten kurtulup medenileşince ya tam fizikçi veya tam metafizikçi ya tam maddeci veya tam maneviyatçı oluyordu. Belli bir dönem sonra fizik ve metafiziği, madde ve manayi, dünya ve ahireti beraber yaşayan ve  Sümer, Akad ve Mısır medeniyetini bir arada götüren bir dönem yaşadı. İşte İslam bu zıtlar arasında yapılan denge ve barış demektir. Birlik Sahibi ve Sonsuz bir Allah'a iman demektir: (Tevhid) Ve Putperestlikten Kurtuluş Çağına geçiş demektir.


İslam Dini, ahlak ve ibadetler olarak, Kur'anda anlatıldığı üzere  Akad medeniyeti döneminde yaşanılan bu birlik inancının çağdaş versiyonudur. Yeni bir din değildir. (Rum, Hac, Al-i İmran sureleri.)


Evet, Sümer; Akad ve Mısır'da din, tarih, felsefe, bilim ve edebiyat mitolojik dil ile içiçe anlatılırdı. Yunandaki gibi Felsefe ve Tarih Mitolojiden ayrılmamıştı. Nitekim fen bilimleri ve belgeli tarih, ancak 1800’lü yıllarda Yunan ve Roma Felsefesinden ve Mitolojisinden ayrılabildi..


Akadların bir kolu olan Yahudiler, mitolojik üslupla anlatılan ve tamamen metafizik, arketip ve vahiy olan bu literatürü ezberliyorlardı. Onlar Milattan önce yedi yüz yıllarda Babil'e sürgün edilince o literatür kayboldu. Nihayet Üzeyir (Ezra) (AS) sürgün sonrası hepsini vahiy ile yeniden yazdı; Yahudi milleti  bir daha dirilmiş oldu. (Bakara suresi ve Tevrat Ezra kitabı)


Demek Yahudilerde ilk peygamber Üzeyir (AS)’dır. Ve onun için Yahudiler O’na Allah'ın Oğlu dediler. (Tevbe Suresi)


Demek geçen haftalarda size gelen Adem ile ilgili üç yazıda gösterildiği üzere; Adem, şahs-ı manevi ve arketip olduğu gibi NUH da İbrahim de ve Musa da arketip, şahs-ı manevi ve metafizik kişiliklerdir. Tarihi düşünce ve dönemlerin ifadesidirler, tarihi şahsiyetler değiller. Mesela Nuh vahyin ifadesidir, İbrahim tevhid ifadesidir, Musa şeriat ve Yasa demektir. Harun velayet ve maneviyat demektir.


Bu manevi şahsiyetlerin tarihte bireysel kişi olarak yaşadıklarına dair hiçbir arkeolojik veriye ve belgeye rastlanılmamıştır.


Halbuki Üzeyirden sonraki Yahudi peygamberleri tarihte varlar. İslam Dini diyalektiği esas alıp bizi akla ve bilime yönlendiriyor. İslam Dünyası Gazaliden beri bu emri ihmal ettiği için geri kalmıştır ve dinsizliğe tam cevap verememiştir.


Evet maalesef iki bin yedi yüz yıldan fazla süredir insanlığı aydınlatan Tevrat ve iki bin üç yüz yıldan beri insanlığı gerçeğe yönlendiren Aristo felsefesi önemli iki yanılgıya da sebep oldular. Tevrat tarih sanıldı, Yahudi milleti kıblesini şaşırdı. Ve Ortaçağda Kilise dört yüz yıl boyunca bilim ehli ile savaştı.


Ve bu bilim asrında bile İslam Dünyası  Aristo'yu bilim ve Kur'an ile Tevrat'ı tarih sandığından bir türlü aydınlanamıyor.


Eğer bu iki yanılgı kalksa ve fen bilimleri ile belgeli tarih esas alınsa dinin de bilimin de gerçekliği ve anlamı ortaya çıkar. Antisemitizm ve din-bilim kavgası sona erer . Varlığın ve hayatın anlamı ortaya çıkar.


Siz dostlarıma bu hafta İbrahim'in kollektif arketip şahsiyetiyle ilgili iki yazı gönderiyorum.

Haftaya da Tevrat Metinlerinin Günümüze Gelişleri diye uzun bir yazı size gelecek.

Adem; evrim ve Ademiyet ile ilgili yazıları unutmayın. Herkese sonsuz selam ve saygılar.


Önemli Bir Not: Yirmi yıl önce yani Türkiye’de Dinler Arası Diyaloğun yasak olmadığı yıllarda, Yahudi, Hristiyan ve Müslüman kırk elli Tarihçi ve Bilim adamı İbrahim ile ilgili bir sempozyum düzenlediler. Ve hepsi bil-ittifak İbrahim diye tarihte bir şahsiyete rast gelmiş değiliz, hiçbir bilgi ve belge bu konuda bulunmuş değil, diye söylediler.

İslam Birliği

(Münazarat kitabından.. Tarih: 1911 / Kış Mevsimi..)


Sual: Daima İslam Birliğinden söz edersin. Bunu bize tarif eder misin!?


Cevap: “İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi” olan eserimde tarif etmişim. Şimdi yalnız; ileride kurulup gerçekleşecek o yüce sarayın bir taşını, bir desenini göstereceğim. İşte kâbe-i saadetimiz (başarı ve mutluluğumuzun kutsal temel merkezi) olan ittihad-ı münevver-i İslam’ın (İslam’ın bilime dayanan aydınlık birliğinin) hacerül-esvedi (iman ve ebediliği kazanma köşesi) yüce Kabedir.


[Demek İslam Birliği, dünya için bir tehdit değildir. Çünkü hedefi iman, ahiret ve ilim elde edip Müslümanları dağınıklıktan kurtarmaktır.]


O birliğin dürretül-beyzası (hacerül-esvedin içindeki ak incisi) ravza-i mutahharadır. (Yani İslam’daki iman ile ve Hz. Muhammed’in ilmiyle ve dengeyi esas alması ile yeryüzü, aydınlık ve parlak bir bahçeye döner. Müslümanların imanı kuru bir taassup şeklinde olmaz.)

bahaeddin sağlam

Konuşma daveti ve medya başvuruları için, lütfen iletişime geçiniz

+90 533 163 09 12

İstanbul | Türkiye

© 2024  Tüm hakları saklıdır.

  • Bahaeddin Saglam YouTube
  • Bahaeddin Saglam SoundCloud
  • Bahaeddin Saglam LinkedIn
  • Bahaeddin Saglam Twitter
  • Bahaeddin Saglam Facebook
bottom of page