top of page
  • Siyah YouTube Simgesi
  • Spotify
  • Siyah SoundCloud'a Simge
  • Siyah LinkedIn Simge
  • Black Twitter Icon
  • Black Facebook Icon

Makaleler

Vahhabiler Risalesinin Anahtar Kavramları

Varlığın en zirve boyutu olan insanlık, on iki bin yıllık medeniyet tarihinde, varlığın iki
direği olan madde ve mana arasında sarkaç gibi gidip gelmiştir. Bazen materyalizmin
hummasını çekmiş, bazen maneviyatın ılık esintilerini çokça teneffüs etmiştir. Bazen de
baharın dengeli ve çok yönlü hayatını yaşamıştır. Bu uzun serüvende insanlığın gerilememesi için, din ve vahiy dediğimiz yağmurlar, her dönemde, her yerde, bol bereketlerle insanlık atmosferine nefes aldırmıştır.


Fakat her şeyin, zıddına meyletmesi denilen kevn u fesad kanunu icabı, bildiğimiz ilk genel din olan Yahudilik, şekillerde, şeriatın zâhirinde (Ferisilikte) ve materyalizmde (Sadûkilikte) gemiyi karaya vurunca; Allah, saf şefkat, sevgi, maneviyat (mucizelikler) ve fedakârlık demek olan İseviliği gönderdi. Lakin yine o evrensel kanun gereği, Hıristiyanlık, Roma’nın ve Yunan’ın materyalizmine karşı bir derece maneviyatını kaybetti. Din, kiliselerin duvarlarından ve maddî, şeklî seremonilerden ibaret sanıldı.
 

Bu sefer, madde ile mananın barıştırılması demek olan İslam geldi. İnsanlığın, bilimin,
maneviyatın ömrünü 1300 sene uzatmış oldu. Yani dinler, biri diğerini iptal ve imha etmek için gelmemişlerdir. Tam aksine biri diğerini tasdik ve korumak için gelmişlerdir. Kur’an’ın tabiri ile musaddık ve müheymindirler. Evet, İsa olmasaydı, Yahudilik tamamıyla Roma’ya yenilecekti. Ve İslam olmasaydı, Hıristiyanlık materyalizm akımlarına, özellikle son iki yüz yılın materyalizmine yenilecekti. Demek Yahudiler, Hıristiyanlara; Hıristiyanlar, Müslümanlara kızmak değil, bilakis teşekkür etmeleri gerekir.

29. Söz’ün Kelimeleri ile İlgili Üç Önemli Soru

1) Ben bu kelimelerle ilgili notları yazdıktan sonra, bir hoca kardeşimiz, Üstad, “Beden ruhun evidir, elbisesi değildir. Ruh bedenden çıkınca, yeni ve latif bir elbise giyer.” dedi. “Bu sözü aç” söyledi. Cevaben dedim ki;


Evet, ruh’un bedenden ayrı, nurani, sinir sistemi içinde bir bedeni var. Ölümde ruh bu bedenden çıkar, yeni astral (necmi, nurani) bir elbise giyer… Teşbihte hata olmasın: Bilgisayar, yazılımın bedeni değildir, evidir. Yazılımın bedeni bir disk veya silikondan yarı şeffaf bir maddedir.


Ayrıca Üstad bu ifade ile gayet evrensel, ilmî bir meseleye ışık tutar. Şöyle ki:


“İnsanın ruh’u, onun barındığı ev ile bölge ile coğrafya ile hatta kâinat ile bir ilişki ve bilgi alışverişi içindedir…” İnsan rüyalarında, evini özellikle çocukluk dönemindeki barınağını, köyünü çağını özellikle görür. Bu durum, ruh’un aslının ilim ve yazılım olduğunu, zamanla zenginleştiğini, kâinatta saf maddenin olmadığını bize bildirir.


2) Yaklaşık yedi bin yıldır insan hayatın mahiyetini merak edip araştırıyor. Fakat İslam maneviyatçılarından başka hiç kimse sağlıklı bir cevap verebilmiş değildir. İşte bu büyük beyinlerden birisi de Bediüzzaman Said Nursi’dir. O demiş ki:


“Hayat bir cilve-i vahdettir.” Yani kâinatta bilgi ve birlik esastır. O bilginin ve birliğin sonsuz yansımalarından biri de trilyon atomları birleştirip hücre yapıyor. Trilyon hücreler, yine bir birlik ve plan içinde birleşiyor, beden oluyor; ve yine trilyon canlılar birleşir, ekolojik canlılık meydana gelir, ve yine trilyon yıldız birleşir, kâinat serapa canlı olur.


Zaten bu büyük ve canlı beyinler, canlı ile cansızın arasında ayrım yapmazlar, hayat umumidir, derler.


Ve Bediüzzaman Said Nursi, Sünühat kitabında “Küremiz canlıdır, yumurta kadar küçülse âsâr-ı hayat görülür.” demiştir.


Evet dünyamız nispeten, iletişim ve ulaşım olarak bir köy kadar küçüldü. Ve nispeten özellikle ekolojik olarak canlı olduğu ortaya çıktı.

Eğitim Hakkında

Eğitim, insan nev’inin dili öğrenip konuşmaya başladığı, avcılık dışındaki diğer meslekleri öğrendiği günden beri vardır. Kurumsal eğitim olarak Eflatun’un Akademiya’sını saymazsak, yaygın olarak Hıristiyanlar tarafından başlatılan okullar 1700 yıldır var.


Kurumlaşmadan önceki eğitim, çoğunlukla uygulamalı ve teorilerden ziyade pratik olarak verilirdi. Bu uygulamalar, başta ekonomik meslekler olarak icra ediliyordu. Daha sonra din, tarikat ve mezhep olarak icra edildi. Ayrıca Hıristiyanlardan önce teorik bazda Yunanlılarda tabii ilimler ve göreceli de olsa bazı deneyler ve felsefe okulları vardı.. Hıristiyanlar, Yunan kültürüyle tanışınca ve sistemlerinin içine din ve dinî uygulamalar girince ilk, orta ve yüksek şekilde okullar kuruldu. Müslümanlar da buna benzer fakat daha bilimsel bir şekilde eğitim kurumlarını düzenlediler. Her iki medeniyet de 1200 yıllarından sonra üniversiteler açmaya başladılar.


İşte kısaca anlattığımız bu 5000 yıllık tarihte bilgi edinme ve ders verme şu 5 şekil üzere
yürürdü:


a) Öğrenci, yarın alacağı dersi biliyor ve hocadan ders almadan önce, o dersi mütalaa
ediyordu.


b) Hoca, bireysel ve toplu olarak dersi belli bir sorumlulukla öğrenciye takrir ediyordu.


c) Öğrenci bu safhadan sonra, ya bizzat veya arkadaşları ile o dersi müzakere ediyordu.


d) Dersin konusundan direkt veya dolaylı sorular çıkartılır, o sorular hoca ile ve öğrenci arkadaşlarla müzakere edilip gündeme getirilirdi.


e) Öğrenci aldığı dersin özet metnini ezberlerdi.. Ve yaklaşık üç sene boyunca bu
ezberleri tekrar ederdi.


Burada çok önemli bir mukadder soru hatıra geliyor, cevabı da şudur: Bu kadar köklü bir
eğitime rağmen Ortaçağ kültürünün iflas etmesinin sebebi, inanç ve pozitif bilimi birbirinden ayırmasıdır. Çünkü insandaki akıl ve kalbi, madde ve manayı temsil eden bu iki taraf zihinde büyük bir diyalektik meydana getirir; beyin aldığı eğitimin üzerine binlerce mesele daha bina eder, keşifler yapardı.

Dücane Cündioğlu ve Akıl

Piyasaların Kara Çarşamba dediği 7 Haziran gecesi Dücane Beyefendi, kendi YouTube kanalında, canlı yayında tam üç saat bu akıl kavramını ve ilgili şeyleri anlattı. İlk bir saati her zaman olduğu gibi kendi ilmi üstünlükleriyle geçirdi. Dikkat ettim her bir dakikada konudan konuya geçiyordu. Yani sizin bileceğiniz tam 180 farklı noktaya değindi. Bunları beş başlıkta ve onun ana maksatlarını özetlemek mümkündür. Ayrıca bunların hepsini değerlendirmek bizi ilgilendirmez. Çünkü çoğu kendi kendini medih idi. Fakat ilme ve mukaddesata yönelik, ilmi ve mukaddesatı çiğneyen beş konu oldu ki onlar çok önemlidir. Maalesef bu beş başlıkta Dücane büyük yanıltmalarla konferansını kapattı. Yetmezmiş gibi hafta sonu pazar günü üç saat daha abonelerine bu konuyu belgeleriyle anlatmaya söz verdi.


İşte bizi ilgilendiren beş konu aşağıdaki gibi şunlardır:


(Beşincisi onun kullandığı argümanlardır. Ona dikkat et!)


Birincisi: Diyor ki: Tarih boyunca insanın merkezî duyu organı akıl mı, kalp mi; başka bir deyimle beyin mi yürek mi? Diye tartışmalar süregelmiştir. Aristo, eşyada aklın varlığını kabul ettiği halde o da Kur’an da kalbi duyu merkezi kabul ediyorlar. Ama yanılıyorlar. Çünkü Galen (Calinos) Anatomi bilimi ile insanın duyu merkezinin beyin olduğunu ispat etmiştir. Hem de Kur’an’dan yedi yüz yıl önce… Ama maalesef İlahiyatçılarımız ve Doktorlarımız Galen’i tanımıyorlar. Ben yeniden dünyaya gelseydim, ömrümü Galen’i keşfetmeye adardım.

Salat (Namaz) Kavramı

Etimolojik olarak salât kavramı 

Ragib El-İsfehanî meşhur Müfredat kitabında salât kelimesinin aslı, ateşte yanma, ateş ile kızartma ve ateş ile ısınma manasından geliyor diyorsa da; Fuad Abdülbaki Mu’cemül-Müfehres’te ve İbn Manzur Lisanül Arab’da; ateşte yanma, kızartma ve ısınma manası, SLY kökünden gelir; salât ise SLW kökündendir; birincisi y iledir; ikincisi waw iledir, diye tesbit etmişler.. 

Lisanül-Arab SLW (wawlı şekliyle) sala(t) kelimesinin kök manası insan omurgası, at sırtının kuyruk kısmı veya kalça kısmı demektir diye veriyor. Yolda dizilen atların birincisine mücelli (önden görünen) ikincisine (başı öndekinin arkasına geldiği için) musalli denilir, diyor. 

Lisanül-Arab, SLY kökünün bir manası da gerekliliktir diye söylüyor. Ve eğer namaz mana-sındaki salât kelimesi SLY’den ise; ilişkinin sebebi suçluların cehenneme girmesinin gerektiğinden ve namazın (salâtın) gerekli (farz) oluşundandır, diye izahat veriyor.

 

Lisanül-Arab terim ve kavram olarak salâtın şu gelen manalarda kullanıldığını tesbit ediyor: a) Rükû’ ve secde yapmak b) Allah’ın salât etmesi, onun rahmet etmesi demektir. c) Meleklerin salât etmesi, rahmet ve başarı için dua etmeleri manasına gelir. d) Peygamberin ümmetine salât etmesi, onlar için dua ve istiğfar etmesi demektir. e) Normal insanların birbirine salât etmesi, dua etmek ve güzel bir karşılıkta bulunmak demektir, diye beş farklı mana tesbit etmiştir. 

Bütün bu etimolojik ve terim manalarının yanında başka bir ihtimal daha var. O da şudur: Bu salât kelimesi bildiğimiz ibadet ve ritüel manasıyla Arapça olmayıp İbraniceden Araplara geçmiş olmasıdır. İbranicesi salutadır. Bildiğimiz ritüel ve bu ritüelin icra edildiği havra demektir. 

Sahur ve İftar

Sahur kelimesi, kök olarak başta kırmızı renk olmak üzere birçok renk cümbüşlerinin
göründüğü zaman kesitinde yenilen yemek demektir. Sihir kelimesi de bu kökten gelir. Çünkü sihir yapan kişi renk cümbüşleri ile değişik görüntüleri arz ediyor. Aynı kökten gelen seher kelimesi ise, hem sahur vakti manasına hem de akciğer manasına gelir. Çünkü akciğerde renkler var. Onun için Muhammed Esed, Onlar seher vaktinde istiğfar ederler, 1 mealindeki ayeti, Onlar ta ciğerlerinden istiğfar ederler, şeklinde çevirmiştir.

Delil-i İnayet ile İsbat

İnayet, itina, mana aynı kökü paylaşan kelimelerdir. İşin sahibinin o iş ile özene bezene olarak ilgilenmesi demektir. Mucize ve kerametlere de inayet denilir; çünkü bunlar, onları kanun üstü olarak yaratan Allah’ın özel ilgi ve alakasının ayet ve belirtileridir. İnayet veya Delil-i inayet kelimeleri Kur’anda geçmiyor. Onun yerine Allah’ın özel inayet ve alakadarlığını gösteren san’at ve ayet kelimeleri geçiyor.


Eski kelamcılar ve felsefeciler, bu inayet delilinden maksat “kâinattaki düzen” demektir, diye söylemişlerdir. Yani: Madem kâinatta bir düzen vardır; elbette o düzeni tesis eden bir müessis vardır; o da Allah’tır. Üstad Bediüzzaman, bu inayet delilini düzen kavramından daha geniş bir şekilde ele alıyor. Kur’anın, eşyanın faydalarından, sanat ve nimet boyutlarından söz eden ve Allah’ın özel kasıt ve müdahalesini gösteren bütün Kur’an ayetleri bu delil-i inayeti dokuyorlar. Bu ayetler içine; kâfirlere verilen özel azapları anlatan ayetler de giriyor. Çünkü o azaplar da, Allah’ın ekstra müdahalesinin göstergesidirler.

bahaeddin sağlam

Konuşma daveti ve medya başvuruları için, lütfen iletişime geçiniz

+90 545 362 18 88

İstanbul | Türkiye

© 2026  Tüm hakları saklıdır.

  • Bahaeddin Saglam YouTube
  • Spotify
  • Bahaeddin Saglam SoundCloud
  • Bahaeddin Saglam LinkedIn
  • Bahaeddin Saglam Twitter
  • Bahaeddin Saglam Facebook
bottom of page