Makaleler
Kur'anın Temel Kavramlarından Biri Olan El-Kur'an
Kavram kelimesi, Türkçedeki kavramaktan türetilmiş olup, Arapçadaki mefhum, mana,
mazmun ve tarif kelimelerini içerir. Çünkü bütün bu kelimelerin içerikleri, zihin tarafından kavranılırlar. Mefhum, insanın herhangi bir kelimeden anladığı mana demektir. Mazmun, kelimenin doğrudan veya dolaylı olarak içerdiği mana demektir. Tarif ise, adı konulan özneyi tanıtan cümle veya kelimeler demektir.
Istılahî manada yani mantık ilminde tarif küllîdir. Yani herhangi bir tarifin, tanıtılan özne kavramın içine giren öğeleri cami’ (kapsayıcı) ve girmeyen öğelere mani (engelleyici) olması gerekmektedir. İnsan için “O, düşünen bir canlıdır” ifadesi ve tarifi gibi...
İbrahimin Hakikati - 2
"Biz Yahudiler ve Müslümanlar İbrahim'de birleşiyoruz" (İsrail Cumhurbaşkanı İsaac Herzog)
Peki kimdir İbrahim?
Tevrata göre yüz yetmiş sene yaşayan bir şahsiyettir. (Yine Tevratta Tekvin Kitabına göre normal biyolojik bilinçli insan ömrü yüz yirmi senedir.) Tarih ve Biyoloji bize gösteriyor ki 170 sene yaşayan insan olmamıştır. Nuh'un 950 sene yaşanılan ömrü ise beşeri bireysel ömür değil, dönemsel
bir sürecin ifadesidir. Aşağıdaki kısa yazıya bakınız. Kur'an, İbrahimi Arapların ve Yahudilerin atası olarak gösteriyor. Evet Arap, Yahudi, Süryani ve Arami milletleri üç bin yıldır İslam denilen bu dengeli, barıştırıcı ve Mitolojik üslupla anlatılan inanç ile kendilerini korumuşlardır. Bir din ve medeniyet tecrübesi olan bu İbrahimî gelenek onları birleştirmiştir.. Kur'an bu İbrahim’in kollektif şahsiyetini İlk Müslüman olarak takdim ediyor. (En'am suresi)
Peki ilk Müslüman ne demek?
Şu demek: İnsanlık vahşetten kurtulup medenileşince ya tam fizikçi veya tam metafizikçi ya tam maddeci veya tam maneviyatçı oluyordu. Belli bir dönem sonra fizik ve metafiziği, madde ve manayi, dünya ve ahireti beraber yaşayan ve Sümer, Akad ve Mısır medeniyetini bir arada götüren bir dönem yaşadı. İşte İslam bu zıtlar arasında yapılan denge ve barış demektir. Birlik Sahibi ve Sonsuz bir Allah'a iman demektir: (Tevhid) Ve Putperestlikten Kurtuluş Çağına geçiş demektir.
İslam Dini, ahlak ve ibadetler olarak, Kur'anda anlatıldığı üzere Akad medeniyeti döneminde yaşanılan bu birlik inancının çağdaş versiyonudur. Yeni bir din değildir. (Rum, Hac, Al-i İmran sureleri.)
Evet, Sümer; Akad ve Mısır'da din, tarih, felsefe, bilim ve edebiyat mitolojik dil ile içiçe anlatılırdı. Yunandaki gibi Felsefe ve Tarih Mitolojiden ayrılmamıştı. Nitekim fen bilimleri ve belgeli tarih, ancak 1800’lü yıllarda Yunan ve Roma Felsefesinden ve Mitolojisinden ayrılabildi..
Akadların bir kolu olan Yahudiler, mitolojik üslupla anlatılan ve tamamen metafizik, arketip ve vahiy olan bu literatürü ezberliyorlardı. Onlar Milattan önce yedi yüz yıllarda Babil'e sürgün edilince o literatür kayboldu. Nihayet Üzeyir (Ezra) (AS) sürgün sonrası hepsini vahiy ile yeniden yazdı; Yahudi milleti bir daha dirilmiş oldu. (Bakara suresi ve Tevrat Ezra kitabı)
Demek Yahudilerde ilk peygamber Üzeyir (AS)’dır. Ve onun için Yahudiler O’na Allah'ın Oğlu dediler. (Tevbe Suresi)
Demek geçen haftalarda size gelen Adem ile ilgili üç yazıda gösterildiği üzere; Adem, şahs-ı manevi ve arketip olduğu gibi NUH da İbrahim de ve Musa da arketip, şahs-ı manevi ve metafizik kişiliklerdir. Tarihi düşünce ve dönemlerin ifadesidirler, tarihi şahsiyetler değiller. Mesela Nuh vahyin ifadesidir, İbrahim tevhid ifadesidir, Musa şeriat ve Yasa demektir. Harun velayet ve maneviyat demektir.
Bu manevi şahsiyetlerin tarihte bireysel kişi olarak yaşadıklarına dair hiçbir arkeolojik veriye ve belgeye rastlanılmamıştır.
Halbuki Üzeyirden sonraki Yahudi peygamberleri tarihte varlar. İslam Dini diyalektiği esas alıp bizi akla ve bilime yönlendiriyor. İslam Dünyası Gazaliden beri bu emri ihmal ettiği için geri kalmıştır ve dinsizliğe tam cevap verememiştir.
Evet maalesef iki bin yedi yüz yıldan fazla süredir insanlığı aydınlatan Tevrat ve iki bin üç yüz yıldan beri insanlığı gerçeğe yönlendiren Aristo felsefesi önemli iki yanılgıya da sebep oldular. Tevrat tarih sanıldı, Yahudi milleti kıblesini şaşırdı. Ve Ortaçağda Kilise dört yüz yıl boyunca bilim ehli ile savaştı.
Ve bu bilim asrında bile İslam Dünyası Aristo'yu bilim ve Kur'an ile Tevrat'ı tarih sandığından bir türlü aydınlanamıyor.
Eğer bu iki yanılgı kalksa ve fen bilimleri ile belgeli tarih esas alınsa dinin de bilimin de gerçekliği ve anlamı ortaya çıkar. Antisemitizm ve din-bilim kavgası sona erer . Varlığın ve hayatın anlamı ortaya çıkar.
Siz dostlarıma bu hafta İbrahim'in kollektif arketip şahsiyetiyle ilgili iki yazı gönderiyorum.
Haftaya da Tevrat Metinlerinin Günümüze Gelişleri diye uzun bir yazı size gelecek.
Adem; evrim ve Ademiyet ile ilgili yazıları unutmayın. Herkese sonsuz selam ve saygılar.
Önemli Bir Not: Yirmi yıl önce yani Türkiye’de Dinler Arası Diyaloğun yasak olmadığı yıllarda, Yahudi, Hristiyan ve Müslüman kırk elli Tarihçi ve Bilim adamı İbrahim ile ilgili bir sempozyum düzenlediler. Ve hepsi bil-ittifak İbrahim diye tarihte bir şahsiyete rast gelmiş değiliz, hiçbir bilgi ve belge bu konuda bulunmuş değil, diye söylediler.
Adem ve Havva Hakikati
Bundan 14 yıl önce bir kısım sosyal mühendisler, Doğu Perinçek üzerinden M. İlmiye Çığ’ın kalemiyle topluma yönelerek; Din diye bir gerçeklik yokmuş; çünkü İslamiyet, Yahudiliğin kopyasıdır; Yahudilik de Sümer efsanelerinin kopyasıdır, şeklinde propagandaya başladılar.
Ben o zaman kırk gün içinde Tevratın mucizevî bir metin olduğunu, başka kaynakların kop-yası olmadığını ispat eden bir kitap yazdım ve yayınladım. Kur’anın da mucizevî bir metin olduğunu, saf vahiy olarak elimizde bulunduğunu gerek bu tarihten önce ve gerek sonraki yıllar içinde altı cilt kitabımla göstermiş oldum. Fakat bu bakış açısını görmek için, elimizdeki bu numune makalede de gösterildiği gibi, Kutsal Kitaplardaki bu tür anlatımların asla tarihî bireysel bilgiler olmadığını, tam aksine evrensel, sosyolojik ve ontolojik bilgiler olduğunu bilmek gerekir.
Kur'anın Mucizeliği
Birincisi: Bir zat internet üzerinden; piramitlerin henüz anlaşılmayan matematiksel yönü vardır. Bu durum piramitlerin insan icadı olmadığı manasına gelmediği gibi; Kur’anın da bazı matematiksel sırlarının bilinmemesi, onun insan sözü olmadığına delil olamaz, diye Kur’anın mucize oluşuna ve Allah’ın kelamı olduğuna itiraz etmiştir.
Bunun cevabı gayet kolaydır. Çünkü bu itirazda bulunan kişi, her iki zamanın tarihsel olarak birbirinden farkını ve her iki bilinmezin bilinmezlik yönlerinin birbirinden farklılığını bilmediği gibi; galiba bütüncül değerlendirme yeteneği de yoktur. Onun için buna benzer soruları olanlara bir katkı olarak şu beş maddeyi yazıyor ve sizlere gönderiyorum..
İslam Bilim Tarihinden İlginç Bir Anekdot
İslamiyet Arap yarımadasına geldiğinde hiç dinsiz yoktu. Allah’a şirk koşanların da kendine göre bir inancı ve dini pratikleri vardı. Kur’an’ın şu mucizeli ayeti, o günün insanlarının ihtiyacını ve ne durumda olduklarını çok güzel bir şekilde özetliyor:
“Sadece ve sadece o Allah’tır ki (yani son derece olağanüstü bir şekilde) hiç okur-yazar olmayanlar içinden ve onlar gibi okur-yazar olmayan bir peygamber diriltti. O Peygamber, o okur-yazar olmayanlara kendisini gönderen Allah’ın belgelerini okuyor ve uygulatıyor (Tilavet). Onları her nevi pislik ve yanlıştan arındırıyor (Tezkiye). Onlara hukuk ve kanunlar öğretiyor (Kitap). Ve onları belirli bir anlayış ve ahlak içinde eğitiyor (Hikmet). Her ne kadar o okur-yazar olmayanlar (ümmiler) bu işlemlerden önce apaçık bir sapıklık içinde idilerse de...” (Cuma Suresi, 2)
İlk nesil Sahabeler, bu dört işleme hepsi tabi idiler. Fakat insan mideden ibarettir; ilk basamak olarak. Dolayısıyla o Sahabelerin büyük bir çoğunluğu ziraat ve ticaretle de meşgul idi. Çok az bir grup ise kendilerini bu kutsal dört işleme adamıştı. Bunlar Hz. Muhammed’in Mescidinin avlusunda yatarlardı. Geçimlerini Hz. Muhammed sağlıyordu. Bunlara Ashab-ı Suffa denilirdi. Suffa avlu demektir. Ashab-ı Suffa sayıları azdı; ama görevleri çok önemli idi. Peygamber bunu bildirmek için, İlim Öğrenenlerin mertebesi, ziraat ve ticaret için çalışanların mertebesinden yüz kat daha yüksektir, diye buyurdu. (Darimi)
Sevan Nişanyan'a Cevap - 3
Sevan Nişanyan beyefendi, Anadolu topraklarını ve Türkçeyi çok sevdiğini; fakat İslamiyet, buraları kirletmiştir; onun için ben bütün gücümle bunu kaldırmaya çalışacağım, diye televizyonlarda beyanatlar veriyor. Bunun için de sürekli olarak, İslam dininin temel direği olan Kur’ana saldırıyor. Kendisi bir miktar dil ve tarih biliyor; fakat her şeyi bildiğini göstermeye çalışıyor; diyor ki:
“Kur’an, İsa’ya bir kitap ve İncil verildiğini söylüyor. (19/30 ve 57/27) Hâlbuki tarih,
İncillerin İsa’dan çok sonra yazıldığını kaydediyor. İsa’ya herhangi bir kitap verildiğini
göstermiyor. Demek Muhammed bu meselenin cahilidir…”
Putperestlik Üzerine
1) İnançlı veya agnostik bütün bilim adamları biliyorlar ki; evren dediğimiz bu varlık sistemi, sonsuz bir yazılım (bilgi ve bilinç), irade (istekli tercih) ve her şeye elverişli bir kudret ve kuvvetten (enerjiden) oluşuyor.
Bu temel üç özellik içinde en önemlisi, varlığın bilgi ve bilinç içeren bir yazılım, bir plan olma niteliğidir… Yazılımda zahiren her data öbürüne dayanıyor görünse de, gerçekte hiç biri ötekine dayanmıyor. Hepsi de yani bütün datalar ve dosyalar, ana yazılımdaki soyut koordinasyona ve zekâ düzenine dayanıyorlar. İşte aynen bunun gibi her biri irili–ufaklı bir dosya olan evrendeki bütün nesneler ve olaylar, zahiren sebepler zinciri olarak birbirine dayanıyor görünüyorlar. Fakat gerçekte hepsinin de varlığı, ancak sonsuz bir ilim, irade ve kudret ile olabilir. Demek bütün evrene ve bütün ekolojik sisteme egemen olamayan bir güç ve bilgi, bir elmayı yaratamaz. Onun için başka bir yazımda Ekolojik sistem, Allah’ın bir avucudur, diye evrim yazılımını + âdemiyet (insanlık) yazılımını anlatmıştım. Ve ispat etmiştim.