top of page
  • Siyah YouTube Simgesi
  • Spotify
  • Siyah SoundCloud'a Simge
  • Siyah LinkedIn Simge
  • Black Twitter Icon
  • Black Facebook Icon

Makaleler

Psikolojik Açıdan Ene Bahsinin Anahtar Kavramları

Daha önce Süleyman Hayri Bolay’ın “Bediüzzaman’ın Felsefeye Bakış Açısına Eleştiriler” adlı tebliğine verdiğim cevapta bu 30. Söz’ün Birinci Maksadını uzunca açıklamıştım. Fakat o çalışma cevap niteliğinde kaldığından ene ve benliğe ait olan bu maksat, temel kavramlar olarak bir derece kapalı kalmıştı. Şimdi inşaallah bu birinci maksadı bu boyutuyla ele alacağız. Ve çok önemli olan bu ene (benlik) bahsini daha çok Psikoloji bilimi açısından irdelemeye çalışacağız. Çünkü bu maksadın yazılışının birinci amacı, Müslümanlar için sağlam bir Psikoloji epistemolojisini oluşturmaktır. İşte bu 30. Söz’ü anlatan ilk cümlede beş anahtar kelime var; şöyle ki:


“Tılsım-ı kâinatı keşfeden Kur’an-ı Hakîmin mühim bir tılsımını halleden…”


Evet, eski insanlar kâinatı ve varlığı bir büyü yani tılsım olarak biliyorlardı. Büyü ve tılsımın ise iki temel özelliği var:


Bilinmezlik ve korku vermek.. Bu iki nokta ise insan benliğini ve psikolojisini öldüren ve zehirleyen iki ejderhadır. Buna karşı, Kur’an ise kâinatı ve varlığı keşfediyor; açıyor. Yani son derece bilinçli yasa ve kurallar çerçevesinde çalıştığını anlatıyor. Ve bu açılımını iki şeyle gerçekleştiriyor: a) Okuma- yazma (kıraat) ile.. b) Hikmet, bilim ve anlayış ile.. (Bir daha bu canlı cümlenin kelimelerine bakın..)

Varlık ve Allah'a Dair

Nasıl ki, bütün gelişmişliğine rağmen yapay ürünler, doğal olanlarının yerini tutamıyor; çünkü yapay şeyler sınırlı ve belli bir zihin ve sürecin ürünüdürler. Doğal olanlar ise, milyarlarca yılı aşan ve kâinat kadar bilinç içeren bir sürecin meyvesidirler. Aynen bunun gibi, vahiy dediğimiz kâinatın logosu ve mantığı da, bütün geçmiş ve geleceğin, fizik ve metafiziğin dili ve ifadesidir. Buna mukabil günlük çarşı dilimiz ise, en fazla yüz yıllık bir birikime ve derinliğe sahiptir. Ana konumuza geçmeden önce, bir-iki örnek verirsek bu çetrefilli ve derin yapıyı biraz aydınlatmış oluruz. İşte:


Âdem (insanoğlu) daha soyut kavramları bilmeden, çıplaklığın utanç verici olduğunu bilmiyordu. Sonra üst kortex ve süper ego sayesinde soyut değerleri öğrenince o çıplak kişiliğini meşeliğin içinde (bir orman gibi olan bilinçaltında) gizlemeye çalıştı. (Tekvin, 2–5)

İslam Hukukunda Miras ile İlgili Birkaç Nükte

Çok değerli ve inançlı mühendis bir dostum, bir ay önce bu konu ile alakalı bir soruyu bana yönlendirdi. Sorunun özeti şudur: “Nisa Suresi ayet 11 ve 12’de anlatılan bütün varislerin hakları aynen verilirse, bu %100’ün üstünde toplam 1.125 çıkıyor. Bu da zahiren matematiksel bir hata gibi görünüyor. Ayrıca dinsizliği tarz-ı siyaset olarak benimseyen bir kısım adamlar, bu gibi zahirî soruları çokça su-i istimal ederek, insanlarımızı maddî-manevî değerlerinden koparmaya çalışıyorlar.” Ben o zaman kısaca:


Mirasta iki önemli nitelik var: 1) Gelen neslin geçimini sağlamak; 2) Bütün akrabaları sırası ile faydalandırarak, onlara sevgi ve şefkat göstermektir. Bu iki temel özelliğe göre, miras kalan mal dağıtılır. Oranların ise bu temel iki özellikte %100 önemi yoktur,” diye cevap vermiştim.


Fakat sonra kadınlarla ilgili olan bu surenin miras ile ilgili ayetlerini (7–14) dikkatlice okuyunca şu 9 meselenin mucizeliğini gördüm. Bunları siz değerli dostlarımla paylaşmak için, nükteler tarzında yazıyorum.

Kürt Açılımı Üzerine Siyasî Düşünce Notları

[Önemli Bir İlave:

Bu yazı yeni değildir. 15 sene önce birçok dergide ve sitede yayınlanmış, iktidar ve muhalefetten birçok zevata gönderilmiştir. Sakın bölücülük gibi bir su-i zanna sizi kaptırmasın. Nitekim zamanında birçok Kürt yazar beni Türkçülükle itham etti, bu yazıdan dolayı. Bunu bugünlerde yeniden yayınlamak istiyorum. Ama şu güncel ilaveyi de zorunlu gördüm. Şöyle ki:

Türkiye siyasal sorunlarını siyasetle ve yeni oyun kurmakla çözmek yerine; onlarla savaşmayı seçiyor. Hem trilyon dolarları boşa gidiyor. Hem o sorunlar çözülmüyor; gittikçe daha çok büyüyor. Bu yöntem için üç gün önce şu analizi yayınladım. Çokları beğendiler:

Sorunların Çözümü İçin Birinci Teknik Çare:
Sorunlarla asla savaşmayın; onları yönetmeye ve idare etmeye bakın. Evet tarihte vahşetin çeşitleri çok yaygın olduğundan, çaresizlikten bazen dinler savaşmıştır. Fakat İsa, medeni ve bilimi esas alan Roma’ya gelince artık bu savaşı kaldırdı, sağına vurana solunu da çevir dedi. Demek çağımız medeni ve ilim çağı olduğundan asla ve asla sorunlarla savaşılmaz. Çünkü savaş sadece vahşi hayvanlara ve vahşi insanlara karşı meşru kılınmıştır. Ölçüsü de şudur: İnancını ve dinini özgürce yaşadıktan sonra her şey tamam demektir. Kur’an’dan, zorla inancından caydırılma demek olan fitne kavramına bakın. (Bu konuda Bediüzzaman, Nutuk ve Makaleler kitabı iyi bir rehberdir.)

Filistin İçin Üç Reçete

Birinci Hadis: İlim öğrenen, çarşı pazarda ve tarlada çalışandan yüz kat daha üstündür.


İkinci Hadis: Bir saat ilim öğrenmek, bir senenin ibadetinden: Sene boyunca her gün kılınan beş vakit namazdan, Ramazan orucundan, senenin hac ve zekatından daha yararlıdır.


Maalesef İslam’da buna benzer on bin mucizevi bilgi varken, hepsi de rayından çıkartılmış veya yanlış anlaşılıyor. Onun için seküler kesimler ve bilim ehli süratle İslam dininden kaçıp, sapır sapır ya agnostik oluyorlar veya ateist oluyorlar. Nitekim bu iki hadisin birincisi, “Gerçek ilim kabul edilen ama aklı, bilimi ve hukuktaki kıyası reddeden hadisleri bilen kişi, Ebu Hanife gibi bir müçtehitten yüz kat üstündür.” Şekline girdi. Akla ve ilme dayanan tüm Kur’an’ı devre dışı bıraktı. Daha sonra bu değişimin analizi ikinci sayfada yapılacaktır.


İkinci hadis de “Bir saat ilim, hiç yatmadan, yemeden, tuvalete gitmeden bir sene nafile namaz kılmaktan daha hayırlıdır.” şekline büründü.


Burada yıllık ibadetleri hafife almak diye bir şey yok. Onlar, insan için temel görevler ve zorunlu farzlardır. Fakat bazen bir saat ilimle bütün varlığı ve hayatı öğrenince, imanını kurtarıyorsun, ebediyeti kazanıyorsun. Milyarlara faydalı oluyorsun.


Evet, Allah ve Peygamberi kelime sıkıntısını yaşamıyorlardı. Onlar asla, insanları şaşırtmak rolünde değillerdi. Nafile namaz maksut olsaydı öyle denirdi. Ayrıca azıcık da olsa Arapça vurguyu ve belagati bilenler, hadisin asıl maksadı bizim burada tercümesini verdiğimiz şekilde olduğunu anlarlar.


Maalesef derdimiz bir değil; bindir. Sorunlu bölge sadece Filistin değil; her tarafta şiddet ve yanıltmalar hâkim. Mesela Filistinliler, aklı ve bilimleri esas alsaydı, birleşseydi, Kur’an’ın barış ve ehl-i kitap (dindar gayrı müslimler) hakkındaki ayetlerini esas alsaydı, bugün bu üzücü ve vahşi durumlar olmazdı.  Ayrıca yaptıkları da asla cihat değildir. Cihatta, güç dengesi, strateji ve hedef olmalıdır. Hemen hatırlatalım ki: Ganimet asla birinci hedef değildir. Ehl-i kitap saldırmadıkça onlara saldırmak Kur’an’da yasaktır. Kur’an’da, cihadın iki temel amacı vardır. Biri, fitneyi durdurmak yani inanç özgürlüğü. (Tevbe suresi). Diğeri, zulmü özellikle çoluk-çocuğa, özellikle sürgün edilmiş olanlara yapılan zulmü önlemek. (Nisa Suresi)

Kitab-ı Mukaddeste Hikmet kavramı - 1

Bizim bu önemli kavramı bilmemiz için, önce Arap-İslam tarihi içindeki kullanımını; ikinci olarak bilimsel kavramların teşekkül beşiği olan Yunan kültüründeki kullanımını; üçüncü olarak içinde yaklaşık 390 sefer bu kelimenin türevlerinin geçtiği Kitab-ı Mukaddesin bu kavramı direkt ve endirekt izah eden ayetlerinin yorumunu bilmemiz gerekir. Bu kavramın Sümer, Mısır ve Babil medeniyetlerindeki kullanımını ayrıca öğrenmemize gerek yoktur. Çünkü bugün itibarı ile altı bin yıl önceki o dillerin etimolojisini çözemiyoruz. Ayrıca o dillerdeki kavramlar, zaten tamamen Kitab-ı Mukaddes okyanusuna dökülmüştür.

Ab-ı Hayat

Ab-ı hayat veya ayn’ül-hayat deyimi, edebiyatımızda çok önemli bir manaya sahip bir
kavramdır. Bu kavramı bugünkü Türkçeye çevirirsek, ebedî hayat suyu veya ebediyet çeşmesi manasına gelir. Modern Türkçede deyim olarak bunun ismi “bengisu” kelimesidir. Ben, organizma ve canlı nokta manasına geliyor; gi edatı katmerli olma manasını veriyor. Su da bildiğimiz malum kelimedir. Evet, canlılık çok yüksek derecede organize olmayı gerektiren bir olgudur. Hayat kelimesi etimolojik manasıyla hareketli ve kıvrak olgu demektir.

 

Demek yaşamak ve canlılık, şu iki ayak üzere duruyor: Organize olmak ve hareket etmek. Organize olmak ilim ve birliğin tecellisidir; hareket ise, kudretin tecellisidir. Canlı ve hareketli organizmaların kendini yenilemesi ise, iradenin bir tecellisi olan ruh ile oluyor. Bu üç nitelik, Kur’anın en başta gelen temel kavramlarıdır. Modern tabir ile bu üç gerçeği enerji, yazılım ve gelişme süreci ile ifade edebiliriz.

bahaeddin sağlam

Konuşma daveti ve medya başvuruları için, lütfen iletişime geçiniz

+90 545 362 18 88

İstanbul | Türkiye

© 2026  Tüm hakları saklıdır.

  • Bahaeddin Saglam YouTube
  • Spotify
  • Bahaeddin Saglam SoundCloud
  • Bahaeddin Saglam LinkedIn
  • Bahaeddin Saglam Twitter
  • Bahaeddin Saglam Facebook
bottom of page