top of page
  • Siyah YouTube Simgesi
  • Spotify
  • Siyah SoundCloud'a Simge
  • Siyah LinkedIn Simge
  • Black Twitter Icon
  • Black Facebook Icon

Sure Tefsirleri

Arapça Bir Tefsir Çalışması

بِسْمِ للهِ اﺍلرَّحَمٰنِ اﺍلرَّحِﯿﻴمِ


1 - ﴿اﺍلۤمۤ﴾ أﺃيﻱ قسم،٬ مشﯿﻴر إﺇلى اﺍلقﯿﻴم اﺍلمذكورﺭةﺓ في اﺍلسورﺭةﺓ،٬ أﺃوﻭ إﺇفادﺩةﺓ حقائق مجرّدﺩةﺓ أﺃكثر من أﺃنﻥ نحصﯿﻴﮭﻬا ھﮪﮬﻫنا،٬ أﺃوﻭ رﺭموزﺯ إﺇلى معاني مستترةﺓ اﺍختصّ بﮭﻬ ا اﺍلنبي وﻭخواﺍصﺹ أﺃمتﮫﻪ علﯿﻴﮫﻪ اﺍلسلامﻡ.


2 - ﴿لَلهُ﴾ أﺃيﻱ اﺍلوجودﺩ اﺍلحق اﺍلمطلق اﺍلغﯿﻴر اﺍلمتناھﮪﮬﻫي،٬ وﻭمن ھﮪﮬﻫذاﺍ ھﮪﮬﻫو اﺍلمعبودﺩ اﺍلحق،٬ وﻭمن عدمﻡ تحدﯾﻳد ذﺫلك اﺍلوجودﺩ،٬ لا  ﻳعرفﻑ إﺇلا بالوحدةﺓ وﻭاﺍلحﯿﻴاةﺓ اﺍلتي ھﮪﮬﻫي مشخص اﺍلعدلﻝ اﺍلذيﻱ نتﯿﻴجتﮫﻪ قﯿﻴامﻡ اﺍلكونﻥ وﻭنظامﮫﻪ،٬ أﺃيﻱ من لا ﯾﻳكونﻥ ذﺫاﺍ اﺍنفراﺍدﺩ في اﺍلكونﻥ وﻭذﺫاﺍ حﯿﻴاةﺓ وﻭمن لا ﯾﻳكونﻥ عدلﻝُ اﺍلكونﻥ وﻭقﯿﻴامُﮫﻪ بﮫﻪ لا ﯾﻳمكن أﺃنﻥ ﯾﻳكونﻥ معبودﺩاﺍً بالحقّ،٬ فما عبدوﻭاﺍ من دﺩوﻭنﮫﻪ فﮭﻬم تدوﻭﯾﻳن لا غﯿﻴر. ﴿لله﴾ مبتد أﺃ معرفﻑ بالألوھﮪﮬﻫﯿﻴة اﺍلمستفادﺩةﺓ من اﺍلحصر وﻭاﺍلألف وﻭاﺍللامﻡ. ﴿لاَ اﺍِلَﮫﻪَ اﺍِلاَّ ھﮪﮬﻫُوَ﴾ خبر معرفﻑ بالحصر  ﻭبالألوھﮪﮬﻫﯿﻴة اﺍلمفادﺩةﺓ. ﴿اﺍَلْحَيُّ﴾ خبر ثانﻥ،٬ فالحﯿﻴاةﺓ مجعولة من أﺃثنﯿﻴنﯿﻴة اﺍلكونﻥ مع اﺍلوحدةﺓ اﺍلمستفادﺩةﺓ من اﺍلألوھﮪﮬﻫﯿﻴة. ﴿اﺍَلْقَﯿﻴُّومﻡُ﴾ خبر ثالث،٬ نتﯿﻴجة اﺍلحقﯿﻴقﯿﻴتﯿﻴن اﺍلمذكورﺭتﯿﻴن اﺍلمشابﮭﻬتﯿﻴن بالمقدّمﻡ وﻭاﺍلتالي اﺍلمنطقﯿﻴﯿﻴن. فالكونﻥ وﻭاﺍلدﯾﻳن وﻭاﺍللسانﻥ ھﮪﮬﻫي منطق اﺍلوجودﺩ اﺍلحقّ اﺍلمطلق.

Kaf Suresi (Diriliş Yasası)

Bilinç ve Diriliş Yasası
Kur'an'ın 50. Suresi


Uzun bir fikir maratonundan sonra bedenen ve zihnen epey yorgun düşmüştüm. Bunu
fırsat bilen nihilist (hiççi) birçok evham ve vesveseye maruz kaldım. Allah’a ve dirilişe
imanımdan destek almak istedim. Fakat o vesveseler çamuru içinde sürüklenirken,
duygularım imanın soyut realiteleriyle yetinmeyip her iki sahada da somut dayanaklar
aradılar.


Bir hafta süren bu serüvenden sonra, Allah’ın varlığının bin bir yansıması ve hakikati
olan sonsuz bilincin her yeri, her zamanı kuşattığını adeta hissettim. Zamanın, Varlığın,
Hayatın gerçek özlerinin bilinç olduğunu adeta gördüm. Adeta diyorum, çünkü soyut şeyler gözle görünmez. Fakat beynin sonsuz bilgi-işlem mekanizmalarının soyutlama yeteneğiyle görünebilirler.


Bu ferahlığın ardından beynim ve duygularım toparlandılar. Kanepede uzanıp, Hz.
İsa’nın ve Hz. Mevlâna’nın Cehennem hakkındaki mucizevî tespitlerini düşünürken
Cehennemin kişiliğinden söz eden Kaf suresine baktım. Bunun akabinde Surenin âhiret
dirilişinin ilmî mekanizmasını ve ontolojik yapısını izah ettiğini gördüm. Benim için
anlaşılması en zor surelerden biri idi. Fakat surenin izah mekanizmasını ve surenin konusunu görünce işin çok kolay olduğunu gördüm. Bilinç ile ilgili epey malûmatım ve tefsir çalışmalarım olduğu halde, bu surenin anlaşılmasının önündeki engel, avâmî ve zahirî geleneğe göre onu okumamız imiş, diye anladım.


İşte ayetleri gayet îcazlı olan bu surenin tefsirine başlıyoruz. Sağlığım geniş izahata
müsait değil. Sadece ondaki bilince bakan öz cevherlerine bakacağız.


Kur’anın 50. suresi, 45 ayettir. (50 + 45 = 95/19 = 5)


Kur’an saf vahiy olduğundan, vahiy de kâinatın derin katmanlarından ve dosyalarından deşifre edilen evrensel ve gaybî bilgiler olduğu için, Kur’an binler, belki de milyonlar matematiksel tevafukları içeriyor. Bu konuda Müslümanlar reddedilmez onlarca çalışmayı ortaya koydular.


Evet, Varlık, Bilinç ve eşyanın özü, yazılım ve sayılar ile oluşum olduğundan, Varlığın
en gerçek boyutu olan vahiy ve diriliş gibi gerçekler elbette birçok matematiksel tevafukları içerecektir. Saf akıl ise, bu derinliklere inemediğinden, bilincin gaybî mağaralarında ve dehlizlerinde dolaşamadığından bunları peşinen inkâr eder, bir kaç aceminin yanlış hesaplarını bahane ederek bütün matematik ilmini ve elektronik teknolojiyi inkâr etmeye çalışır. Zaten Batı dillerinde saf akıl manasında kullanılan Rasyo ve Rast kökleri, dümdüz, pürüzsüz iş ve eylem ve saha demektir. Evet, insanın aklı böyledir, ama onun kalb ve ruhunun derinlikleri o kadar kıvraktırlar ki, bütün kâinattan daha zengindirler, denilebilir.

Kafirun Suresi'nin 14 Nüktesi

93’ten beri tanıdığım ve birçok sorusuyla, Kur’anın önemli mucizelik nüktelerinin açılmasına sebep olan Halil Etiler kardeşim, yaklaşık bir ay önce Kâfirûn Suresi'nin özet manasını ve üslubuyla ile ilgili bir iki meselesinin izahını benden istedi. Ben ona “Bu konuda ben de bir şey bilmiyorum; eğer mucizelik, dil ve belagat açısından bir çerçeve bulup, içinde sûrenin maksut manasını yakalayabilirsem, beraber paylaşırız” dedim.


İşte şu maksut mana çevresinde, 14 kısa notlarla bir çerçeve çizmeye çalışacağız:


1) Bu sure, Resm-i Osmaniye göre, 95 (19×5) harftir. Besmele ile beraber 114 harf eder.
Kur’anın 114 (19×6) suresine baktırıp manen diyor ki; bu surenin konusu, Hz. Muhammed’in birkaç kâfire karşı söylediği bir ayrışma bildirisi değildir. Kur’anın 114 suresiyle tesis ettiği sonsuz tevhid, ibadet ve hayat anlayışı ile müşriklerin maddi, katı, sınırlı ibadet ve hayat anlayışlarının muvazenesi ve mukayesesidir.


2) Kur’anın bu ibadet ve hayat çerçevesi, Besmelede gayet mucizeli bir şekilde veriliyor. Bu sure ise altı ayetiyle Besmeledeki o sonsuz mananın bir nevi deklarasyonudur. Bu notların sonuna Besmelenin tefsirini ayrıca koyacağız.


3) Bu sureden önceki sure, Kevser suresidir. Kevser de Hz. Muhammed’e verilen ilmî ve
manevi sonsuz soyut bereketler ve manalar demektir. Bundan sonra gelen Nasr suresi ise, İslam’ın geniş dairedeki fütuhatını anlatır. Demek manevi ve soyut bereketler de, maddi-dünyevi zaferler de ancak Besmelede anlatılan o sonsuz varlık, ibadet ve hayat anlayışı ile gerçekleşir.


4) Bu sure altı ayet olmakla beraber, üç temel önermesi var. a) Kâfir kâfir kaldıkça hiçbir
zaman mümin sayılamaz. b) Mümin gerçek mümin ise, asla kâfir olamaz. c) İki zıt şey bir araya gelemez. Yani ak ak iken, kara olamaz. İşte bu üç önerme 1., 2. ve 6. ayet ile
vurgulanmışlardır. Ki, bu üç ayetin her birisi, 14 harftir. Evet, 14 asırdır, bu önermeler geçerli olmuştur.


5) “Kul” (söyle)… Bu emir, bütün Kur’anda vahiy namına söyle manasındadır. Demek eğer görev verilmişse, insan başkasına ültimatom verebilir. Yoksa kimsenin başkasına karışma hakkı yoktur.

Zülkarneyn ve Nişanyan

Sevan Nişanyan sürekli olarak İslam Dininin temel kaynağı olan Kur’ana saldırıyor. Bunu aydınlanmak için yaptığını söylüyorsa da; yazılarında her zaman ve açıkça bütün inananlara, özellikle Müslümanlara hakaret ederek Kur’anın hurafe ve çalıntı olduğunu iddia ediyor. En son saldırısını da Zülkarneyn kıssası üzerinden yapıyor. İşte iddiaları:


1) Kehf suresinde geçen Zülkarneyn kıssası, bir Süryani menkıbeden uyarlanmadır. Bu sure, bütün tefsirlerde bildirildiği gibi 622’den önce Mekke’de değil de, Medine döneminde yazılmıştır. Çünkü bu kıssa, 629’da bir Süryani tarafından yazılmıştır.


2) Bu Süryani metin, o günün siyasi olaylarına atfen yazılmış uydurma bir efsanedir. Bu
efsane yazıldıktan sonra iki ay içinde Medine’ye ulaştırılmıştır.


3) Muhammed, bu kıssadaki Hıristiyan unsurları atmıştır; kendi anlayışına mal etmiştir.


4) Nöldeke, Reinink ve K. Van Blad gibi oryantalistler, bu Süryani İskender kıssasının
Kur’andaki anlatımın kaynağı olduğuna işaret etmişlerdir, diyor.


5) Zülkarneyn, zikr, yecüc-mecüc ve sed gibi Kur’anda geçen kavramlar, aslında tarihî
rivayetlerin tekrarıdır; Kur’an vahiy değildir; Allah yoktur.. Dinler ve dindarlar bunları
uydurmuşlardır, diyor.


İşte bu iddiaların cevabı şu gelen beş temel ve evrensel bilgidir:


Evvela: Sevan Bey, dil ve tarihi bütün yönleriyle bildiğini söylüyor. Fakat bu ve benzeri
kıssaların evrensel manalarını bilmediği görülüyor. Çünkü bu metinleri ucuz, siyasi hurafeler olarak görüyor.


Hâlbuki Tevratta ve Kur’anda geçen kıssaların hiçbiri tarihî bilgiler olmadığı gibi; siyasi
propaganda malzemeleri de değiller. Bu kıssalar, insanlığın antropolojik, sosyolojik, dinî ve medeni evrensel yasalarını dile getiren; insanlığı düzene, inanca ve medeniyete sokan kutsal bilgilerdir. Bu bilgiler, her yörenin her çağın ihtiyacına göre dillendirilen ve sonsuz İlahî prensipleri ve insanlığın doğal sosyolojik bilincini içeren arketipal gerçeklerdir. Fakat Sevan Bey ve onun gibi düşünen oryantalistler, bunları efsane ve siyasi hurafe olarak görüyorlar. Sosyolojik ve psikolojik tahliller içeren romanları gerçek ve tarihî malzeme sanan çocuklar gibi olduklarını gösteriyorlar.

Risale-i Nur'un Tefsir Boyutu

Risale-i Nur’un tefsir yönü ise, müellifinin ifadesiyle üç yönlü bir projedir:


a) Kur’anın makasıd-ı asliyesi dediği ana konularının ispatı ve bu konuların gerçek irfanı (bilgisi) şeklinde oluşan tefsir.. Makasıd-ı Kur’aniye dediği tevhid, nübüvvet, haşir ve adalet, diye dört olarak tesbit eder. İşaratül-İ’cazın ilk tercümesinde ibadetin ilave edilmesi, Abdülmecid ağabeyin bir tasarrufudur ve yanlıştır. Çünkü adalet sadece mahkeme demek değildir. Mukaddimede geçtiği üzere felsefe ve akıl, insanlığa dört soru yöneltiyor. Dolayısıyla cevap da dört oluyor. Adalet burada ne yapacaksınız, sorusunun cevabıdır. Sermayemizi adalet üzere kullanacağız, cevabının ifadesidir. Evet, insan nevi, Allah’a karşı ve varlıklara karşı denge ve düzen ile mükelleftir. Bunun da adı adalettir. Evet, insan ibadet görevini ihmal ettiğinde bütün dengeler altüst olur..


Kendisi Kastamonu Lahikasında bu nokta için; Risale-i Nur, seb’al-mesanî olan imanın altı rüknü ile hakikat-i İslamiyeti tamamen tefsir etmiştir, diyor. Hakikat-i İslamiyeden maksadı İslamın beş rüknüdür. Çünkü kendisi, orada 22. Mektubun zekât rüknünün mucizeliğini göstermesinden bahsediyor. Evet, bu minvalde haşir ile ilgili Risaleler, Kur’anın iki bin ayetini tefsir ediyor. Ve ulûhiyet, tevhid, iman ve marifet ile ilgili 30 küsur Risalesi Kur’anın belki üç bin ayetini tefsir ediyor.


b) Mektubat kitabında geçen Kur’an bir hazinedir. Risale-i Nur ise, bir anahtardır, ifadesi çerçevesinde, Kur’anın mucizelik nükteleri ve anahtarları olarak Risale-i Nur tam bir tefsirdir, diye tekrar ile söylüyor. Benim tesbitime göre, bu anahtar kavramların sayısı 7000’i buluyor. Mesela bu 7000 kaidelerden ve bilgilerden bir tanesi şudur: İnsanların halk kesimi, Kur’anın birinci derecede muhatabı olduklarından, Kur’an mücerred (soyut) ve küllî (evrensel) kanunları müşahhas misaller ile anlatır. Bu tenezzül boyutu ile beraber; Kur’an kıssaları birer kanun-u külli-i meşhuddurlar. O kıssaların hakikatleri, her zaman ve her yerde var oldukları gibi; gözle görülecek kadar yaygın müşahhas hakikatlerdir. Demek Kur’an, tarih kitabı değildir. (20. Söz)

Başta M. Esed olmak üzere Doğu ile Batı kültürlerini bilen bazı yazarlar, bu kıssaların tarih olmadığını fark etmişler. Fakat Muhammed, bu mitolojik literatürü sırf irşad için kullanmıştır, diyerek vahyin hakikatine, ulûhiyetin şanına, nübüvvetin asaletine ve tamamen doğru bilgi olan vahyin yapısına yüzde yüz zıt bir şey söylemiş oluyorlar.. Gayb âlemine, ulûhiyete ve ahirete inanmayan bu çağın aydınlarına prim vermiş oluyorlar. Hâlbuki Bediüzzaman Kur’an kıssaları birer kanun-u küllî-i meşhuddurlar, demekle en yüksek, kutsal, imanî, irfanî ve ontolojik bir ders vermiş oluyor; Ortaçağın algısına göre inanan ve dinî bilgileri bu asırda hurafeler olarak ele alan klasik tarzdaki dindar cemaatler ile profan ve materyalist asrımızın varlık ve din algısını ıslah ediyor; dünyanın en büyük tartışma ve mücadele alanı olan bu sahadaki yarayı sulh ve ilim ile tedavi ediyor.. Maalesef dindar çevreler, Kur’anın anlaşılmasında Antropoloji, Arkeoloji ve Biyoloji gibi ilmî disiplinler kullanmadıkları için bilim dünyasında özellikle üniversitelerde dinin önünü tamamen tıkıyorlar.


Bediüzzaman’ın, böyle tıkanıklıkları açmak ve yenilerinin ortaya çıkmasını önlemek için yazdığı 7000 ilmî tespitine, onlarca proje ve hizmetlerine; ve Risale-i Nur mesleğinde kaziyye-i makbule geçerli değildir, demesine rağmen, 3 şimdiye kadar bu gibi konularda yapılan bütün faaliyetler ve piyasaya sürülen yayınlar, kaziyye-i makbule seviyesini geçebilmiş değildir. Çünkü Bediüzzaman’ın söylemini ve fikriyatını tefsir ilmi bazında anlamak için; dil, fen ve özgür düşünceyi beraber kullanmak gerekir.


c) İşârâtü’l-İ’caz örneğinde görüldüğü gibi, Kur’anın belagat yönünü özellikle, âyetin diğer âyetlerle, cümlenin diğer cümlelerle olan mucizevî bütünlüğünü gören, gösteren, uygulatan gerçek tefsir geleneğine uygun bir sermeşk tefsir boyutudur. Ebu Hanife ve Zemahşerî ve Abdülkadir Cürcanî gibi bazı müfessirler bu mucizelik boyutuna dikkat çekmişlerdir.

bahaeddin sağlam

Konuşma daveti ve medya başvuruları için, lütfen iletişime geçiniz

+90 533 163 09 12

İstanbul | Türkiye

© 2026  Tüm hakları saklıdır.

  • Bahaeddin Saglam YouTube
  • Spotify
  • Bahaeddin Saglam SoundCloud
  • Bahaeddin Saglam LinkedIn
  • Bahaeddin Saglam Twitter
  • Bahaeddin Saglam Facebook
bottom of page